futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Türkiye'de Forma Giymiş Balkan Kökenli Futbolcular

11 Temmuz 2013 Perşembe




Coğrafi yakınlık mı, kültürel benzerlik mi, verilen yüksek ücretler mi bilmem de her dönemde Türk futbolu Balkanlar'dan gelen oyunculara ev sahipliği yaptı. Yapmaya da devam ediyor. Şu anda sadece Gençlerbirliği'nde 1 Boşnak, 3 Sırp, 1 Hırvat ve 1 Kosovalı oyuncu var. Diğer takımlarımızın da çoğunda Balkanlar'dan gelen oyuncuları görmek mümkün. HFBlog olarak tarihimiz boyunca (Kısmen 80 sonrasını almaya çalıştık çünkü sayı çok fazla) Türkiye'de forma giymiş, adından söz ettirmiş Balkanlar'dan gelen oyuncuları derledik.

Zoran Simoviç

Karadağlı kaleci. Türkiye'ye 1984-1985 sezonunda geldi. 86/87 ve 87/88 sezonunda Galatasaray ile şampiyonluklar yaşadı. 1990 yılında Everton jübilesiyle futbolu bıraktı.

Dzevad Secerbegoviç

Boşnak kökenli oyuncu Sloboda Tuzla'da futbol hayatına başladı. Burada 9 yıl oynadı. 1983-1984 sezonunda Beşiktaş'a geldi. Secerbegoviç sol açık mevkisinde oynardı.

Cevad Prekazi

Arnavut asıllı, Kosovalı futbolcu. 85/86 sezonunda Galatasaray'da oynadı. Uzaktan şutlarıyla ün kazandı. 1991'de Galatasaray'ı bıraktı. altay ve Bakırköyspor'da da forma giydi.

Fadil Vokrri

Kosovalı oyuncu 1990-1992 yılları arasında Fenerbahçe'de forma giydi. Daha sonra Nimes'te oynadı. Şu an aktif olarak Kosova Futbol Federasyonu Başkanı.

Tarik Hodziç

Boşnak futbolcu 83/84 sezonunda Galatasaray'a geldi. 16 golle gol kralı oldu. Ayrıca Türkiye'de gol kralı olmuş ilk yabancı futbolcudur. 84/85 sezonunda Sarıyer'de oynadı. Buradan Balıkesirspor'a geçti.

Dusan Pesiç

Sırbistanlıdır. 1984'te Fenerbahçe'ye geldi. 209 maç forma giyip 45 gol attı. 4 kupa kazandı. 4 sene ilk 11 oynadı. Sezon sonu Sakaryaspor'a kiralandı. 1989'da futbolu burada bıraktı.

Mirsad Sejdiç

Boşnak oyuncu 1982'de Galatasaray'da oynadı. 52 maç oynayıp 24 gol attı. Daha sonra Altay ve Bursaspor'da oynadı. 84/85 sezonunda Bursaspor'da 32 maçta 14 golle yılın en iyi yabancısı seçildi.

Zlatan Arnavutoviç

Hırvatistan doğumludur fakat Boşnak asıllıdır. 1983'te Beşiktaş'ta oynadı. Orta sahanın solunda görev yapardı. Secerbegoviç ile çok uyumlu tablo çizdiler.

Rade Paprica

Bosnalı oyuncu 1986'da Beşiktaş'ta oynadı. 19 maça çıktı. Sezon sonunda performansı düşük bulunduğu için gönderildi.

Nejat Biyediç

Mostar doğumlu Boşnak futbolcu.86/87 sezonunda Bursaspor'a geldi. 87/88 sezonunda 17 gol atarak Bursaspor'un en çok skor yapan oyuncusu olma unvanı kazandı. 90/91 sezonunda 31 yaşında jübile yaptı. Fakat takımın gidişi üzerine tekrar bazı maçlarda oynamak üzere geri döndü. Nejat Biyediç 15 Ağustos 2011'de hayatını kaybetti.

Zlatko Juriceviç

80'lerin ikinci yarısında Karşıyaka'ya geldi. Burada 5 sezon futbol oynadı. Futbolu da burada bıraktı.

Sead Halilagiç

Boşnak asıllı oyuncu futbol hayatına FK Novi Pazar'da başladı. 1997'de Türkiyeye, İstanbulspor'a geldi. 1999 yılında Beşiktaş'a transfer oldu. 2001-2002 sezonunda Slavia Sofia'ya gittı. Buradan tekrar Türkiye'ye dönerek Adanaspor forması giydi.

Mitar Mrkela

Sırp oyuncu futbola OFK Beograd'da başladı. 92/93 sezonunda Beşiktaş'a geldi. Buradan sonra kariyerine Hollanda'da devam etti.

Mirsad Kovaceviç 

Yugoslavyalıdır. 1984'te Beşiktaş'a geldi. 1986'da Galatasaray forması giydi. Türk vatandaşlığına geçerek ''Güneş'' soy adını aldı. Buradan sonra Göztepe'de oynadı.

Miroslav Tanjga

Sırp asıllı oyuncu 1992-1993 sezonunda Fenerbahçe forması giydi. Başarısız bulunan oyuncunun sözleşmesi aynı sezon içerisinde fesh edildi. Buradan Hertha Berlin'e gitti.

Marijan Mrmiç

Hırvatistanlı oyuncu futbola NK Mladost Suhapolje'de başladı. 1996'da ilk yurt dışı deneyimini gerçekleştirerek Beşiktaş'a geldi. Beşiktaş'ta 41 maç forma giydi. Buradan Varteks'e gitti.

Zivan Ljukovcan

Yugoslavyalı oyuncu 1986-1988 yılları arasında Fenerbahçe'nin kaleciliğini yaptı. Aynı zamanda Yugoslavya milli takımının da kalecisiydi.

Milan Rapaiç

1973 doğumlu Hırvat oyuncu futbola Hajduk Split ile başladı. Fenerbahçe'de yüksek performans gösteren Rapaiç, 2001 şampiyonluğu kazanan kadrodaydı.

Zoran Mirkoviç

Futbola 1991'de Rad'da başladı. Sırp futbolcu Fenerbahçe'de 2 yıl forma giydi. 2003-2004 sezonunda Partizan'a döndü. 2006 yılında jübile yaptı

Nikola Lazetiç


6 Milyon Mark bedelle 2000'de Fenerbahçe'ye geldi. 2002 yılında Como'ya gitti. Daha sonra sırasıyla; Chievo, Lazio, Livorno, Torino formaları giydi. Şu anda FK Smederevo'da forma giyiyor.

Elvir Baljiç ''Baliç''

Boşnak futbolcu futbola Saraybosna'da başladı. İlk olarak 1998'de Bursa'ya geldi. 9.5 Milyon Euro'ya Fenerbahçe'ye geldi. Türk vatandaşlığına geçerek ''Baliç'' oldu.  Buradan Real Madrid'e gitti. Real Madrid'de forma giyen ilk Türk pasaportlu oyuncudur. 2000-2001 yılında Fenerbahçe'ye geri döndü. Daha sonra Galatasaray forması giydi.

Rade Zalad

Futbola Partizan'da başladı. Sırp oyuncu 1986'da Eskişehirspor'a geldi. 1 sezon sonra Beşiktaş'a transfer oldu. 1989'da Ankaragücü'nün kalesine geçti. 1993'te futbolu bıraktı

Elvir Boliç

1992'de Galatasaray'a geldi. 6 ay sonra Gaziantepspor'a transfer oldu. 1995-1996 sezonunda Fenerbahçe forması giymeye başladı. 2000 yılında İstanbulspor'a geçti. Daha sonra Rayo Vallecano ve tekrar İstanbulspor'da oynadı.

İgor Nikolovski

Makedonyalıdır. Sakaryaspor ve Trabzonspor forması giydi. Trabzon'a Hüseyin Cimşir karşılığında verildi.

Miloş Mihajlov

Sırbistanlıdır. 2007-2008 sezonunda Konyaspor'da oynadı.Şu anda Politehnica'da forma giyiyor.

Misko Mirkoviç ''Mert Meriç''

1992-1993 sezonunda Kocaelispor, 2000-2001 Fenerbahçe, 2002'de Elazığspor'da oynadı. 2003'te tekrar Kocaeline döndü. 2004 yılında futbolu bıraktı.

Sasa İliç

Sırp asıllı oyuncu 2005 yılında Galatasaray'da forma giydi.2007'de Salzburg'a gitti. 37 kez milli oldu. Şu anda Partizan'da.

Miroslav Steviç

Sırp oyuncu 2002-2003 sezonunda Werner Lorant'ın isteği doğrultusunda Fenerbahçe'ye transfer edildi. 2006'da futblu bıraktı. Şu anda 1860 Minih'in teknik direktörü.

Stevica Kuzmanovski

Makedonyalıdır. Futbola Partizan'da başladı. 1992 yılında kocaelispor'a geldi. 2 sezon sonra Galatasaray'a geçti. 1994-1995 sezonunda Antalyaspor'a kiralandı. Buradan Eskişehirspor'a geçti.

Davor Vugrinec

Hırvat oyuncu futbola Varteks'te başladı. İlk yurt dışı deneyimini Trabzonspor'da yaşadı. 85 maç oynadı 29 gol attı.

Stjepan Tomas

Hırvat oyuncu futbola Dinamo Zagreb'te başladı. 2003-2004 sezonunda Fenerbahçe'de oynadı. 2004-2005 sezonunda Galatasaray'a gitti. Buradan Rubin Kazan'a transfer olan Tomas, daha sonra Gaziantepsor ve Bucaspor formaları da giydi.

Vedran Runje

Hırvat kaleci kariyerine Hajduk Split'de başladı. 2006-2007 sezonunda Beşiktaş'a geldi. En az gol yiyen kaleci oldu. 2007 yılında Lens'e gitti.

Michael Petkoviç


Hırvat kökenlidir. Futbola Avustralya'da başladı. 2002-2005 yılları arasında Trabzonspor, 2005-2006'da ise Sivasspor forması giydi.

Dragoslav Jevriç

Sırbistanlı file bekçisi ülkemizde bir dönem Ankaraspor kalesini korumuştur. Şu anda Maccabi Tel Aviv'în kalecisidir.

Mateja Kezman

Kariyerinde, Radnicki Pirot, Loznica,  Partizan, PSV, Chelsea, Atletico Madrid gibi birçok takım olan Kezman, 2006'da Fenerbahçe'ye geldi. ''Batman'' lakaplı oyuncu Fenerbahçe'de 46 maç oynayıp 22 gol attı.

Hrvoje Cale

Hırvatistanlı oyuncu 2008 yılında Trabzonspor'da oynadı.  Daha sonra Wolfsburg'a geçti.

Zvjezdan Misimoviç

Bosnalıdır. 2000 yılında Bayern Munih B takımında oynadı. 2004-2005'te Bochum, daha sonra Wolfsburg'ta oynadı. 2010-2011 sezonunda 8 Milyon Euro'ya Galatasaray'a transfer oldu. Galatasaray'dan Dinamo Moskova'ya geçti.



Sizin Golünüz Hangisi?

22 Haziran 2013 Cumartesi




Verilen oylarla 2012/2013 sezonunun en güzel golleri belirlendi.



Peki sizin en beğendiğiniz gol hangisiydi? Cevaplarınızı bizimle yorum olarak paylaşabilirsiniz



Hayatın Futbolu Belgeseli Yayında!

20 Haziran 2013 Perşembe




Uzun zamandır üzerinde çalıştığımız Hayatın Futbolu belgeseli tamamlandı. İzlemek için:




Belgeselde eşsiz yorumlarıyla bize destek veren Sabri Ugan, Emre Tilev, Altan Tanrıkulu, Gürkan Kubilay ve Ali Ece'ye teşekkürler

Proje kapsamında bize destek olan İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanlığı ve Ultras Project'e teşekkürler

Aydın'ın Serüveni

26 Nisan 2013 Cuma



Çoğu taraftarın üstüne titrediği isimler olur altyapıdan yetişen oyuncular. Aydın Yılmaz da Galatasaraylılar için öyle olmuştu nitekim. Efsanevi 87-88 jenerasyonunun parlayan isimlerindendi Aydın. Sürati ve top tekniğiydi onu özel kılan. Takvimler 2006 yılının Ocak ayının 22'sini gösterdiğinde zorlu Konya deplasmanında şampiyonluk yarışının kopmasını engelleyen 84. dakikada oyuna giren Aydın'dan başkası değildi. Son dakikada attığı golle takımına 3 puanı getiren Aydın tüm gözleri bu golle üzerine çeviriyordu. Sezonun kalanında da bazı maçlarda iyi performans gösteren ve şampiyonluğa etki eden Aydın ertesi sene Arda'nın çıkışı ve kendini yeterince geliştirememesi sebebiyle fazla forma şansı bulamadı. Manisa'da yalnız kalışı ve sakatlıkları da büyük etken. İBB'de oynadığı sezon sakatlıktan kurtulduktan sonra son haftalarda göz alıcı bir performans sergiledi. Abdullah Avcı kendisini bir sezon daha tutmak için ısrar etti ancak Adnan Polat sabretmeyip onu yollamadı ve Skibbe dönemi Kewell, Arda gibi isimlerin gölgesinde kalmaya mahkum etti. Tüm bunlara rağmen ertesi sezon Frank Rijkaard'ın elinde yeniden şahlanıyordu. UEFA kupası ön eleme maçlarında ve ligin ilk haftalarında şans buldukça fark yaratıyordu. Ta ki zaman zaman futboldan en iyi ben anlarım moduna giren Adnan Polat tarafından medyanın önüne atılana kadar. Eskişehir deplasmanına kafileyle birlikte gidildiğinde de Hagi zamanı Ankaragücü maçı dönüşünde de günah keçisi olarak hep Aydın'ı bellemişti. Mental anlamda pek güçlü olmayan, duygusal bir yapısı olan Aydın açısından olaya bakarsak onun için ne kadar moral bozucu bir durum olduğunu anlamamız güç olmayacaktır. 

Sık sakatlanması da onun gelişimindeki bir diğer engel. Vücudu sakatlıklara çok müsait ama sakatlıklardan korunmak için yeterince çalışmamış olması gerçeğini de görmeliyiz. Bilhassa geçtiğimiz sezon Süper Lig'in son haftalarında tam level atlarken Trabzonspor maçı öncesi yine sakatlanınca biraz daha duraksadı. Burada altyapılarda yetişen oyuncuların kendilerini A Takım için yeterince hazırlayamadığını görüyoruz. 18-19 yaşında A Takıma alıp son dakikalarda sihirbazlık yapılması bekleniyor hepsinden ancak bu her futbolcu için mümkün olmuyor. Aydın zamanında o sihirbazlığı yaptı ama sonraları çok şans verildiği sanılan fakat en formda olduğu dönemde dahi 3-4 maç üst üste 11 çıkmışlığı olmayan bir oyuncu.


Fatih Terim ile buluşunca kariyeri yeni bir yola girdi Aydın'ın. Ligin sonlarına doğru Mersin maçıyla başlayan çıkışı genç yetenekten süper yedekliğe doğru evrildi. Girdiği her maçta istatistik olarak katkı veremese dahi bariz bir dinamizm getirdi. Bu sezon genişleyen kadro nedeniyle daha az şans buldu(özellikle ligin ikinci yarısı). Sözleşmesinin de bitiyor olması bu sefer gerçekten Galatasaray'la yollarının ayrılabileceğine işaret ama ben kalmasından yanayım.

Aldığı ücret 200-300 bin Euro civarı bir meblağ iken yerine gidip Yiğit Gökoğlan gibi anadolu kulüplerinde bile vasatı aşamamış adamlara bir çırpıda 2.5-3 milyon Euro verebiliyoruz. Furkan Özçal gibi bu seviyeler için yetersiz bir futbolcuya yıllık 700 bin euro ödeyebiliyoruz. Yedek kaldığında yeniçerilik yapan, takım gol attığında kılını dahi kıpırdatmayan, surat asan, trip atan futbolculara kucak açarken 18'e almasan dahi ses etmeyen Aydın'ın takımda oluşu batıyor niyeyse. Galatasaray'ı yıllardır özümsemiş, Florya'da büyümüş, yeri gelince takım arkadaşlarını ilk sahiplenen Aydın'ı sevemiyoruz bir türlü. Gittikten sonra mevkisine yapılan takviyeyi ve maliyet/performans gelişimini özellikle takip edeceğim şahsen. Takımın her mevkisinde aynı kalibrede oyuncuların birbirini yedeklemesi beklenemez. Aydın da kanat için bana göre şu seviyelerde yeterli bir alternatif. 



Sözleşmesinin hâla yenilenmemiş olması onun Galatasaray günlerinin sonuna geldiğini gösteriyor. Son 4 maç hayati katkılar yapıp belki de Fatih Terim'in kendisi için olumlu rapor vermesini sağlayabilir lakin şimdiden transfer dedikoduları çıktı. Avrupa şu dakikadan sonra kendisi için pek mümkün ve mantıklı bir seçenek gibi durmuyor. Beşiktaş söylentileri var ama Siyah-Beyazlı ekip yerine beklentilerin daha düşük olduğu bir kulüpte iyi bir teknik adamla çalışması ve sık forma şansı bulması onun adına daha doğru olacaktır. Burak Yılmaz'ın 25 yaşından sonra Şenol Güneş'le yaptığı patlamayı gördükten sonra Aydın yeteneğindeki bir oyuncunun da doğru organizasyonda sıçrama yapması muhtemel. 
    
Kendisini izlemekten zevk alan biri olarak kariyerinin kalanında umarım daha istikrarlı ve daha istekli olur bizler de deparlarını daha çok izleyebiliriz.

Hayatın Futbolu - Emre Tilev Röportajı

6 Nisan 2013 Cumartesi


İlk röportajımızı yaptıktan sonra daha terimiz kurumadan başka bir tanıdık simayla, yıllardır futbolun içinde yer alan Emre Tilev'le konuşmaya gelmiştik. CNN'e geldiğimizde karınca gibi çalışan bir ekiple karşılaştık. Kapıda karşıladı bizi Tilev. İlk röportajdaki heyecanımız yoktu bu sefer. Önce kısa bir sohbet... Kendini tanıttı bize. Gıda mühendisliği okuduğunu söyledi mesela. Hatta daha küçükken bile sokakta arkadaşları maç oynarken sahada olmak yerine kenarda maç anlatırmış. İçeri girdiğimiz andan itibaren sıcak tavrı bize istediğimiz her soruyu sorabileceğimiz cesaretini vermiştir. Biz de vakit kaybetmeden sorulara geçtik...


Taraftarın hep önemli bir tarafı olduğunu duyuyoruz, söylüyoruz. Size göre taraftarın futboldaki önemi nedir?

Taraftar futbolun en önemli dinamik güçlerinden biri. Eğer taraftar olmazsa futbol öksüz bir çocuk gibi oluyor, yetim bir çocuk gibi oluyor. Genel görüntüye baktığında Şükrü Saraçoğlu'nda oynanan mücadelelerde 12 aralıktan bu yana Fenerbahçe yalnız kalmış durumda, taraftar eksik. Bu anlamda o maçların ne kadar kötü olduğunu görüyoruz. Biz zaman zaman bunlara Süper Lig'de de şahitlik ediyoruz. Baktığımızda ligimizdeki seyircisiz oynanan maçların çok yavan bir tadının olduğunu görüyoruz. Bu yüzden futbolun en önemli ögelerinden biri. Şöyle düşünün; halı sahada maç yapmaya gidiyorsunuz evden birileri diyor ki: ''ya biz de geleceğiz maçınızı seyretmeye.'' o zaman bile oynayış tarzınız, konsantrasyonunuz bir değişim gösteriyor. Bu yüzden ben taraftarın futbol olgusu içindeki olmazsa olmazlardan olduğunu düşünüyorum bu bir. İkincisi, taraftar hem pozitif hem negatif anlamda etki yapıyor bana göre. Üçüncüsü, ben taraftarsız maç oynamanın katiyen karşısındayım. Kulüplere ciddi para cezaları verebilirsiniz, başka cezalar verebilirsiniz. Ama bir kaç
kişinin yaptığı hadiseden dolayı bütün bir grubun cezalandırılıyor olmasını çok kabul etmiyor zihnim.


''FUTBOL HEM KİTLELERİ BİR ARAYA TOPLAMAK ADINA, HEM TARAFTARLIK DUYGUSUNU YARATMAK ADINA ÇOK ÖNEMLİ.''

Peki taraftar dediğimiz kavram bir takıma neler katabilir? Hem saha içi hem saha dışını kast ediyorum.

Her şeyi katabilir. Dün Santiago Barnebeu'Ya baktığımızda Galatasaray'ın oynadığı bir mücadele vardı. Bu mücadelede 84.500 kapasiteli bu stadyum büyük değişimi de beraberinde getirdi. 18 bine yakın Galatasaray taraftarı vardı. Son dönemde Dortmund maçından bu güne Schalke'de de öyle bir atmosfer vardı. Yani genel yapıya baktığımızda taraftar her zaman bir itici güç olabiliyor. Ama negatif anlamda da güç olabiliyor. İşte Lazio'nun başına gelenler. Fenerbahçe ile seyircisiz oynamak durumundalar. Bizim ülkemizde yaşananlar ortada. Dün Santiago Barnebeu'da meşaleler yakıldı, onun cezası Galatasaray'a fatura edilecektir. Genel olarak hem pozitif hem negatif anlamda güç. Ama ben pozitif yanının daha ağır bastığı görüşündeyim. Liverpool'da bir Kop tribününe baktığınızda, Dortmund'un kale arkasına baktığınızda inanılmaz bir görüntü. Bütün tribünler daima itici bir güçtür takım için. Bazen futbolcuları görürsünüz oynarlar ve tribünlere de ''haydi haydi!'' derler. Çünkü futbolcu da saha içinde müthiş bir potansı hissetmektedir. O yüzden taraftar olgusu benim gözümde çok özel, çok kutsal. Ancak taraftar da bu kutsallığın bilinciyle hareket etmek zorunda. ''Ben istediğimi yaparım, taraftar değil miyim, parayı ben verdim.'' hayır böyle bir şey yok. Böyle bir mantıkla, böyle bir anlayışla hareket ediyorsak ciddi patolojilerimiz var demektir. Ben taraftarı bir müşteriye benzetiyorum. Bence her firma o taraftar olgusu içindeki müşterileri yaratmak zorunda. Mesela A takımını tutuyorsunuz. Ben sana diyorum ki ''B takımını tut bir de sana 10 Lira vereceğim.'' Sen de diyorsun ki '' Olur mu hiç öyle şey, ben B takımını tutmam. Ben A takımlıyım.'' Peki bu başka hangi müessese için olabilir? Hangi marka için bunu yaratabilirsin? Örneğin sen X arabasını kullanıyorsun. Biri sana dedi ki: ''Bırak X arabasını, Y arabasını kullan. Üstüne para vereceğim.'' kabul etmez misin? Edersin. Ama işte orada müşteri memnuniyeti ortaya çıkıyor. İşte taraftar aidiyeti, taraftarın işin içine girmesi çok farklı bir olay. Ben her müessesenin o taraftar profilini yaratması gerektiğini düşünüyorum. Hatta siyasal yapılar bile bunu yaratıyor. Yıllar önce 1936-1939 yılları arasında İspanya iç savaşla yanıp kavrulurken ortaya çıkan General Franco futbolcuları göstererek şöyle bir ifade kullanıyor: ''Bana bir uyku tulumu yapın.''  Bütün dikdatörlerin kullandığı 3F vardır. Salazar, Franco,  Hitler, Mussolini. Hepsi kullanmıştır bunu. Fado (müzik, dans), Fiesta (Rahatlık) ve Futbol. Biz hadiseyi genelde futbolla işliyoruz. Futbol hem kitleleri bir araya toplamak adına, hem taraftarlık duygusunu yaratmak adına çok önemli.

''YÜZLERCE ARAÇ KIRMIZI IŞIKTA GEÇİYOR, BİRİ YAKALANIYOR. KİM? AZİZ YILDIRIM VE FENERBAHÇE.''

Doğru taraftar profili nedir? Ayrıca yüksek bilet fiyatlarının olduğunu görüyoruz. Az önce bahsettiğiniz taraftarlık duygusu hala yaşıyor mu sizce?

Yaşıyor. Ama taraftarlık nerede ölüyor biliyor musun? Arkadaşına diyor ki ''Baba ya gelsene maça gidelim. Bize X sponsoru iki bilet verdi.'' Şimdi daha hayatında hiç maça gitmemiş, maç olgusu nedir bilmeyen ama tribünde bulunmuş olmak adına giden -ki milli takımda bunu görüyoruz, o zaman bana taraftar olmuyor o. O seyirci oluyor. Çekirdek çitleyerek maçı izliyor. '' Bu kim?'' ''Bu niye durdurdu oyunu?'' ''Ofsayt ne?'' gibi sorular soruyor. O yüzden Ben onu taraftar olarak kabul etmiyorum. Taraftar olan Ali, Veli, Evrim diyor ki '' Biz gittik takımımızın formasını aldık, kombine aldım ben'' diyor. Mesela benim gazeteci arkadaşlarım var, bedava giriyoruz biz maçlara akreditasyon kartımızla. Ama adam gidip çocuğu izlesin diye kombine alıyor. Neden? İşte bu taraftar olgusundan kaynaklanıyor. Doğru taraftara gelelim. Doğru taraftar bir kere kulübünü düşünen taraftardır. ''Ben ne yapıyorum?'' diyerek kendini sorgulayacak. Fanatik taraftar iyi taraftar olabilir ama fanatik taraftar etik ve sorumluluk bilincinden uzaklaşırsa o zaman anarşist taraftara dönüşüyor terörist taraftar gibi davranıyor. Ne yapıyor? Gidiyor polis arabasını ters çeviriyor, sahaya yanıcı madde atıyor ya da balona bir meşale bağlıyor stadın içine düşürüyor. Sonra, ''Ben çok iyi iş başardım.'' yanlış yapıyor. Neden? Çünkü beyin duruyor. Bakın haklı kalmak ile haklı olmak arasında çok ince bir çizgi vardır. O çizgiyi kaçırdığın anda haksızsındır. İşte o incecik çizgiyi ayarlamak çok önemlidir. Taraftar dinamikleri bunu beraberinde getirir. Örneğin, Juventus'ta 1985'te Heysel'de yaşananlar var biliyorsun. Genel görüntüye baktığımızda ne oldu? İngilizler dışarıda kaldı. Margaret Thatcher ne dedi? ''UEFA'nın verdiği 2 yıllık men cezası az. Ben 5 yıl ceza veriyorum. 5 yıl dışarı çıkmayacak bu ülkenin futbolcuları, taraftarları.'' dedi. Hepimiz ceza aldık. Niye? Çünkü ben İngiliz takmlarını Avrupa'da seyredemedim. Kimin yüzünden? Kendini bilmezler yüzünden. Taraftarın yanlı tutumu bir domino etkisi yaratıyor. Bak sana bir hikaye anlatayım; yer Şükrü Saraçoğlu Stadyumu. Shaktar Donetsk-Fenerbahçe maçını anlatıyorum. Maçın ilk yarısında, daha 4.dakikada Aziz Yıldırım'la başlayan o 3 temmuz sürecinde yaşananlardan dolayı Fenerbahçe taraftarı geldi bizi bloke etti. Kimi bloke etti? Basın mensuplarını. Herkesi dışarı çıkarttılar. Fenerbahçe yönetimi buna bir önlem almadı. Hatta övündüler bununla. ''Hesabını soruyorlardı.'' dedi. Kimin hesabıydı bu? Bu onların düşüncesine göre Aziz Yıldırım'ın hesabıydı. Bu süreci başlatanlar gazeteci değildi ki. Hukuk başlattı bu süreci, ben başlatmadım. Ben o ana kadar hadiseye vakıf bile değilim. Hatta ben o anı tanımlarken şunları söyledim: Yüzlerce araç kırmızı ışıkta geçiyor ama bir tanesi yakalandı. Kim? Başkan Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe.  Daha önce geçilmedi mi, geçildi. Yapılmadı mı, yapıldı. Yapılmaya da devam edilecek. Buna engel olamazsın. O zaman ne yapacaksın? Bütün dünyadaki bahis olaylarının üzerini kapatacaksın.

''350 BİN DOLARLIK KAMERA PARÇALANDI, KAMERAMAN DARP EDİLDİ. BEN DARP EDİLDİM.''


Sonra ne oldu?

İlk yarıda bütün basın mensupları maçı izleyemedi. Sonra terör başladı. İkinci yarı başladığında 350 bin dolarlık HD kameraya kendini bilmez adam geldi, vurdu ve paramparça etti. Kameramanı darp etti, geldi benim anlatım yaptığım kulübenin içine ve beni darp etti. Sorumlu ben miyim? Davacı olamadım çünkü kulüp ört bas etti. İşte patoloji burada ortaya çıktı. Ondan sonra ne oldu? Benzin istasyonunun yanında polis arabası ters çevirildi. Sonra  dediler ki ''Bu benim taraftarım değil.'' peki kim ? Ben sana soruyorum şimdi; yolda giderken git bir polisin ensesine vur. Ne olduğunu gör bakalım. Bunu maçta yaptığında farklı uygulamayla karşı karşıya geliyorsun. O yüzden 6222 yasası acil uygulanmalı. Sen bunu yapmadığın sürece bu başıboş anlayış, kendini takıma ait hissetme ama takımın yaşadığı defektten de kendine pay çıkarmayle ortaya çıkacak o agresif  ruh hali senin çocuğuna, benim çocuğuma, onun çocuğuna rastlıyorsa orada futbol bitmiştir benim açımdan. Ondan sonra artık taraftar ögesinden, futbolun birleştiriciliğinden güzelliğinden bahsetmek mümkün mü? Ben sana soruyorum bunu. Abdi İpekçi'de  sen çocuğunu alıp maça gitmişsin, sahadan sis bombası yağıyor, o çocuğu sarıp dışarı çıkartıyorsun. O çocuğun ruhunda yarattığın defekti hangi para karşılığında alabilirsin? O Shaktar maçında benim ruhumda yaratılan defekt... Bana şimdi deseler ki: ''Yıllarca Fenerbahçe kulübünün üyesi olacaksın.'' hikaye... Bende yaratmış olduğu defekti hiçbir şey temizleyemez şu anda. Ben hep Fenerbahçe stadına giderken beremi takıp, gözlüğümü takıp, kaşkolumu bağlayıp öyle gidiyorum. Benim karım Fenerbahçeli. Maça gitmek istiyor. ''Kendin git ben götürmüyorum.'' diyorum. Çünkü ben o taraftarın arasında olmak istemiyorum. Malesef tamamına mal ediyorum çünkü yanındaki taş atarken '' Dur kardeşim neden atıyorsun o taşı?'' demediğin için suçlusun.
 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Hayatın Futbolu - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Inspired by Sportapolis Shape5.com
Proudly powered by Blogger