Röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Basın Tribününden - Ilgaz Çınar Röportajı

22 Haziran 2013 Cumartesi

Hepimizin bildiği gibi bu yaz ülkemizde Fifa U-20 Dünya Kupası düzenleniyor. Dün itibariyle açılış maçları oynandı.Turnuvanın açılış maçlarında tüm takımların gol atması da gençlerin ne denli güzel futbol oynadığı gözler önüne geldi. Ben de turnuvada gönüllü olarak basın tribününde yerimi aldım ve İstanbul'da oynanan Fransa-Gana / ABD-İspanya maçlarını yerinde izleme imkanı buldum. Bir blogger olarak orada da boş durmadık ve kendisini Lig Radyo'dan ve Totemspor'dan tanıdığımız Ilgaz Çınar'la hem A grubu maçlarını değerlendirdik, hem de U-20 Milli Takımı'mızla ilgili yorumlarını aldık.

U-20 DK'nda A Grubunun ilk maçları oynandı. Gruptaki takımlarla ilgili düşünceleriniz nelerdir? Sizce bu gruptan kimler çıkar?



Öncelikle turnuva olarak değerlendirmek ayrı, genel futbol mantığı olarak değerlendirmek ayrı, öyle bakalım. İstiyorsan ilk önce mağlup takımlardan başlayalım. Zaten bugünkü maçlarını kazanan Fransa ve İspanya'yı üç aşağı beş yukarı herkes biliyor. Gana'yı daha öncesinde Muhsin Ertuğrul hocayla konuştuğum zaman -o da görmüşsündür Fifa yetkilisi olarak burada maçları izliyor- Gana'nın enteresan bir altyapıya sahip olduğunu söylemişti. Buraya kadar takımı bozmadan geldiklerini ve artık sadece fiziki güce dayalı bir futbol değil; fundamental olarak diğer noktalara da temas ettiğini söylemişti. Maça baktığımızda ilk 30 dakikalık kısmı ayrı, geri kalan 60 dakikalık kısmı ayrı değerlendirelim. Çok baskılı oynayan bir Gana var, Fransa'yı maçın ilk yarım saatlik diliminde bozan bir Gana vardı ama burada bile 11. , 12. ve 30. dakikalarda Fransa'nın 3 net pozisyonu vardı. Yani bazı işler hemen olmuyor, öyle bakmak lazım. Fransa çok üst düzey futbolculara sahip, bunun sebebi de şu; kendi takımlarında sürekli oynayan oyuncular bunlar. Orta sahaya bakıyorsun; Juventus ve Sevilla'nın orta sahası (Pogba ve Kondogbia) ki bunlar yedekten girip götürenler değil doğrudan forse eden oyuncular. İlerde Veretout var, Bahebeck var, Yaya Sanogo . Geriye baktığımızda muhteşem bir solbek Digne var. Gana belki birkaç turnuva sonrasında damga vuracak bir ekip çünkü bozmuyorlar. Fransa'ya baktığımızda da yine aynı şekilde en fazla 3-4 oyuncu değişiyor, onlarda önceden beri kadrolarını bozmuyorlar. Bu açıdan bakıldığında da ortak ulaşacağımız sonuç; istikrar. İstikrar derken yetiştiricilerle birlikte istikrar yalnız. O noktaya da bakmak lazım. Yetiştiricilerde de istikrarı yakalamak lazım. Eğer sizin çok iyi bir yetiştiriciniz yoksa veya iyi bir teknik adama sahip değilseniz o anlamda iş sıkıntıya girer. Bazen yetiştiriciler, ellerindeki futbolcuyu oynatan teknik adamdır aynı zamanda. Yani teknik adamın çok üst düzey futbolla kendini sürekli yenilemesine gerek kalmaz çünkü sahadaki futbolcu sizi yeniler. Fransa'nın şansı bu. 30. dakikadan sonraya baktığımızda zaten oyun alanı, oyun görüşü çok geniş olan bir ekip, skoru bulmaları da beraberinde getirdi. Zaten bu galibiyeti bekliyordum. Bir de kendi iddiam var, herkesin tersine ben Fransa'yı İspanya'nın da önünde favori görüyorum. Tabii bu futbol, herkesi yanıltabilir. Bu da sadece benim kendimce olan bir görüşüm. Bekleyip göreceğiz

Peki ABD-İspanya maçını nasıl değerlendirmek gerekir? Bir yanda mütavazı bir kadroyla -ülke futbolunun konumu ortada- gelen bir ABD takımı ve buna karşı kadrosunda birçok yıldız ve yıldız adayı olan İspanya. Keyifli bir maç izlettiler bize.



Bu maçı şöyle değerlendirelim. Maç çok keyifli bir maç oldu değil mi, izleyen herkes keyif aldı. Bunun sebebi sadece İspanya futbolu değil; Amerika'nında kendi yetenekleri doğrultusunda çok iyi bir takıma sahip olması. Özellikle de Luis Gil. Maçın ilk 20 dakikasına baktığımızda Amerika tam 3 tane ters top attı 40 metrelik mesafeye. Bunların 2 tanesi yerini buldu 1 tanesi yerini bulmadı, onun da nedeni o pas şiddetini iyi ayarlayamadı, bunu herkes yapıyor normal. Ama bu ters pas oyunununa gelene kadar bir sete oturttu oyunu ilk önce. Defansta 3'lü kaldılar. Sağ bek Yedlin'i sağ açık oyuncusu gibi kullanırken, onu hücumcu gibi düşündürürken esasında diğer kanattan atak yaptılar, orda ters top yapmadılar. 2008 Hırvatistan'ı hatırlayalım. Bize elenene kadar, o mucizevi maç olana kadar bu set oyununu oturttuktan sonra bu ters toplarla sonuca giden bir oyun anlayışındaydılar. Daha doğrusu futbolunu güzelleştirmeye çalıştılar. Bu anlamda Amerika'nın çalıştığını söyleyebiliriz. Maçı güzelleştiren de Amerika'nın bu oyunuydu zaten. İspanya'ya baktığımızda, enteresandır herkes Barcelona altyapısını konuşur. Fakat Barcelona'dan sadece bir oyuncu var. O da Deulofeu. Zaten buraya yıldız olarak geldi, turnuvanın da yıldız adaylarından birisi. Diğer oyunculara baktığımızda Real Madrid'in, Sevilla'nın, Atletico'nun altyapısından daha fazla oyuncu var. Bu olaya şu açıdan bakmak gerekiyor ama: Barcelona'nın altyapısındaki isimler Barcelona'da oynamak üzere yetiştirilir ve oynarda. Ancak Real Madrid'e baktığımızda "ya tutarsa" şekli var. Yani oyuncu yetiştirilir. Real Madrid'de oynayamıyorsa diğer takımlara gider ve o takımı da besler. Bu açıdan yaklaşmak daha iyi olur.

Milli Takımı bu turnuvada nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce yakaladığımız jenerasyon bu turnuvada iyi işler yapar mı?



Türkiye'nin durumu biraz da Kolombiya'ya bağlı. Eğer gruptan 1. çıkarsak A grubundan 3.yü alacağız. Ama Kolombiya'nın altında 2. olarak çıkarsak, büyük olasılıkla Fransa veya İspanya'dan birisi gelebilir ve turnuvadan elenebiliriz. Doğruya doğru konuşmak lazım. Yani bizim turnuvada devam etmemiz, iyi yerlere gelebilmemiz için 1. olarak bitirmemiz çok önemli. Eğer 1. bitirirsek ABD veya Gana gelebilir. Fakat bu iki takımı da rahat eleyebiliriz gözüyle bakamıyorum. ABD'yi biraz önce konuştuk, Gana dersek hakeza öyle. Bir de şöyle bir fark var. Gana takımındaki oyuncuların çoğu; takımlarının B takımı ya da alt ligde değil direk kendi 1. liglerinde, kora kor bir mücadelede oynuyorlar. Dolayısıyla belirli bir maç tempoları var. Bizim takıma bakıyorsun, ortasahada birşeyleri değiştirebilecek diye baktığımız; hani hep Salih Uçan'lar konuşuluyor ama geçen sene Okay Yokuşlu 637 dakika oynamış. Alpaslan Öztürk var. Beerschot'tan Standard Liege'e transfer oldu, ortasahayı toparlamak adına ona çok güveniyoruz. Stoperlerimiz maalesef biraz eksiklikleri var. Ethem Ercan Pülgir Kartalspor'da küme düşmelerine rağmen profesyonel maç oynadı. Galatasaray'dan Sadık Çiftpınar'ın profesyonel maçı yok. Ahmet Yılmaz son 3-4 hafta Gençlerbirliği'nde profesyonel maç oynadı. Sol bekimiz İlkay'ın profesyonel maçı yok. Böyle bir sıkıntı var. Artun Akçakın 2011-2012 sezonu Hacettepe'de müthiş bir çıkış yakalamıştı. Ona en büyük kötülüğü Gençlerbirliği yaptı. O kadar forvetin varken kadroda tutuyorsun; bir de üstüne devre arasında Vleminckx'i alıyorsun. Bunlara rağmen Artun'u A takımda tuttular, maç ritmi kayboldu. İbrahim Yılmaz diyoruz; İBB'nin oyuncusu. Darıca Gençlerbirliğinde 20 gol seviyesini geçti, evet ama hangi 3. ligde bu golleri attı? 24 yaş üstü 4-5 oyuncunun oynadığı ve bir A2 takımında veya kendi A takımlarında değer görmeyen gençlerin oynadığı bir 3. ligde bu golleri attı. 19-20 gol attı diye övüyoruz, seviniyoruz ama hangi şartlar altında bu golleri attı buna bakmıyoruz. Kerim Frei, Hakan Çalhanoğlu, Salih Uçan, Alpaslan Öztürk... Rüya gibi bir hücum hattı geliyor değil mi? Ama önüne koyacak bir forvetimiz yok. Böyle bir sıkıntımız var ve hep o eleştirdiğimiz Avrupa'dan gelen oyuncular; bizi biryerlere götürecek oyuncular. Kalecimiz Aykut Özer'de buna dahil. Bir de şunu eklemek istiyorum. Bu takımımız daha sonra Akdeniz Olimpiyatları'nda oynayacak, bir karma gidecek oraya. Fakat önemli olan bir sonraki turnuvada bu çocuklar yine beraber oynayacak mı? Bahsettiğimiz takımlar 13-14 yaşından beri beraber futbol oynayan çocuklardan kurulu. Biz bir jenerasyonumuzu hiçbir zaman bir üst basamağa taşıyamıyoruz. Bunu devamlı hale getirmemiz, buna bir önlem almamız lazım. Bir de aynı hocayla çalışmak önemli. Yani Gökhan Keskin'den gelip Feyyaz Uçar'a geçmememiz lazım. Feyyaz Uçar'ın U-17'den alıp bu çocukları U-20'ye taşıması lazım. Gökhan Keskin'in de bu sırada U-15'ten alıp U-17'ye getirmesi lazım ki bu döngü aynı hocalarla aynı oyuncular arası devam etsin, futbolcular birbirini tanısın, futbol alışkanlıklarını öğrensinler. Paraguay maçında Salih Uçan'la Hakan Çalhanoğlu bir kere 2'ye 1'leri vardı maçın 22. dakikalarında. Öyle bir tehlikemiz olmuştu son anda kornere attılar topu. Onun dışında bu tarz organizasyonlar yapamadı takım. Niçin? Birbirlerini tanımıyorlar çünkü.

Maç bitiminde bana zaman ayırdığı ve turnuvaya dair sorularımı yorumladığı için Ilgaz Abi'ye Hayatın Futbolu ailesi olarak tekrar teşekkür ediyoruz.

Hayatın Futbolu - Altan Tanrıkulu Röportajı

22 Mayıs 2013 Çarşamba


Hayatın Futbolu ekibi olarak röportajlarımız tüm hızıyla sürüyor. Futbolu takip eden herkesin tanıyacağı bir isimle bu sefer sohbetimiz. Altan Tanrıkulu ile, ''Altan Abi'' ile... Anadolu Yakasındaki evinde ağırladı bizi Tanrıkulu ailesi. Kapıda karşılayan da küçük Emir oldu. Kamera ve ekipmanlara olan merakı ''geleceğin medyacısı'' izlenimini verdi bize.

Altan Tanrıkulu'nun kendine ait bir bilet koleksiyonu var. Üzerinde çalışmaya 1996 yılında başlamış. Koleksiyon derken öyle basit bir koleksiyon değil, dosyalarca bilet var. İlk Dünya Kupasından tutun da bildiğiniz tüm efsane maçlara, trajedilere sahne olmuş  Heysel bileti bile var. Türk takımlarının Avrupa'da oynadığı karşılaşmaların tüm biletleri var neredeyse. Sadece birkaç maç eksik. Yani küçük Emir'i adeta bir hazine bekliyor.


Bize kalsa saatlerce biletleri inceleyip üzerine sohbetler edebilirdik ama yapmamız gereken bir röportaj var.

Bu sezonu nasıl yorumluyorsunuz, futbolun içinden birisi olarak?

Bu sezon Lig TV'de değil de Show TV ve Skytürk'te çalıştım. Bu yüzden diğer sezonlara göre daha az maç izlediğim bir sezon oldu. Yerinde maç izlemek benim için çok heyecan verici bir olaydır. Pazar günü programımız olduğu için Pazar maçlarına hiç gidemedim mesela. Televizyondan izlediğim maçlar hakkında yazı yazmaktan keyif almıyorum. Ama maalesef Rıdvan Dilmen'inden Şansal Büyüka'sına, Hıncal Uluç'undan Ahmet Çakar'ına, Uğur Meleke'sinden Mehmet Demirkol'una, birçok kişi bu durumda kalıyor. Ben kendim bir ilke edinmiştim; sadece izlediğim maçlarla alakalı yazacaktım. Bu sezon bunu yapamadım. Bu yüzden üzgünüm. Kendi açımdan mesleki bir değerlendirme yapmak istedim.
Bu sezon futbolun ileri gittiğini düşünüyorum. Şöyle düşünelim; 72 puan topladı Galatasaray,  sonuncu Mersin 21 puan topladı, ikisinin toplamı 93 yapar. 2'ye bölersen 46,5 yapar. Ligin 8.si ve 9.sunun puanı 46. Ligin aritmetik ortalaması geometrik ortalamasıyla aynı. Dengeli bir lig olduğunu gösterir bu. Bayern munih, 6 hafta önceden ilan etmiş şampiyonluğunu, en erken biten lig olmuş, en çok puan topladığı lig olmuş. Barcelona hemen hemen aynı  Manchester hemen hemen aynı, İtalya'da Juventus hemen hemen aynı. Yani Avrupa'ya baktığınızda bizdeki heyecan çok fazla yoktu, bizdeki çekişme çok fazla yoktu. Fenerbahçe Gençlerbirliği'ne yenilmemiş olsaydı, ben yine Galatasaray'ı şanslı görüyorum son hafta Trabzon'u yenerdi çünkü, joker maçtı o. Hak edilmiş bir şampiyonluktur bu. Özetle ligin kalitesi yukarıya çıktı bu sezon.


Fenerbahçe oldukça fazla para harcadı transferlere, bir tarafta da bu sezona ''Feda'' sezonu diyen bir Beşiktaş var. Sezon sonunda aradaki puan farkı sadece 3. Sizce Beşiktaş mı başarılı, Fenerbahçe mi başarısız?


Puan olarak bakarsan söylemlerinde haklı olabilirsin, ben puan olarak bakmıyorum 2.lik Fenerbahçe için başarıdır. Eğer Avrupa Ligi'nde yarı final oynamamış olsaydı bence hayal kırıklığı olurdu. Galatasaray'dan 16-17 maç fazla oynuyorsun, Beşiktaş'tan belki de 20 maç fazla yapıyorsun. Bu önemli bir kriter. Yarıştığın takımın 3 puan önündesin ama Beşiktaş çok büyük avantajlara rağmen bunu değerlendiremedi. Şöyle diyelim; bu ligde her zaman Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray ilk üçte yer almıyor. Bursaspor da giriyor, Trabzonspor da giriyor yarışa. Bu sene giremediler başka takımlar. Fenerbahçe bu kadar krize rağmen, Alex krizi vs. düşüş yaşayabilirdi ama yaşamadı. Beşiktaş'ı başarılı buluyorum. Her şeye rağmen iyi bir yerde bitirdi. Avrupa kupaları için de önemli bir mücadele olacak gelecek sene.


Aragones döneminde de Fenerbahçe 61 puan topladı diye hatırlıyorum. Başarısız kabul edilip gönderilmişti Aragones...


Aragones döneminde Fenerbahçe galiba 4. oldu.2.lik ve 4.lük arasında da büyük bir fark var. Şampiyonlar ligine gitme maçı oynayacak Fenerbahçe. Basel şampiyon olursa seri başı olacak. O yüzden 4.olsaydı Aykut Kocaman'la da yollar ayrılabilirdi. Türkiye Kupası kaybedilirse yine seyircinin bir baskısı olacaktır Aykut Kocaman üzerinde. Yönetim yeni sezona Aykut Kocaman'la başlayacaktır bu sezon. Ama gelecek ne getirir bilemeyiz. Her takımın başarılı olmasını diliyorum. Ben Fenerbahçeliyim Fenerbahçe başarılı olursa, Avrupa'da ilerlerse daha mutlu olurum. Türk futbolunun iyi yerlere gitmesi için Fenerbahçe yeterli değil, rekabetle birlikte toplu olarak yukarı çıkmak lazım. Bu da Galatasaray, Trabzon, Beşiktaş ve diğer takımların başarılı olmasından geçiyor.


Bu sezonun en başarılı Teknik adamı kimdir sizce? Aykut hoca ve Fatih Terim dışında ligin aşağılarına inersek?


Prosinecki. 19 puan toplayan ve küme düşme hattına yakın bir takımı toplayıp ligde çok önemli bir yere getirdi. Yılmaz Vural da iyi iş yaptı. Ama Yılmaz Vural'ın iyi iş yapması biraz da Orduspor'un ve Mersin'in zafiyetinden kaynaklandı diye düşünüyorum. İBB'nin Webo'yu satmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Yoksa çok harika bir futbol oynayıp kalmadılar. Ama Kayserispor düşme hattından çıkıp önemli yerlere geldi. Prosinecki zaten önemli bir futbolcuydu. Burada da iyi iş başardı.


''ARAGONES, CUPER GİBİ İSİMLERİN DÖNEMİ GEÇTİ. HEYNCKES BİLE BU KADAR BAŞARIYA RAĞMEN BIRAKIYOR.''


Orduspor hakkında ne düşünüyorsunuz?  Sezon başında Avrupa hedefiyle yola çıkmışlardı ama küme düştüler. Bu düşüşü neye bağlıyorsunuz? Hedeflenenle elde edilen arasında dağlar kadar fark var.

Söylemlerinin hepsine katılıyorum. Hector Cuper'i biraz araştırmak lazımdı getirmeden önce. Zaten Yunanistan'da da bir düşüş içerisindeydi çok fazla kulüp değiştiriyordu. İsmi büyük bir teknik adam ama o isimlerin, -Aragones,Cuper vs. dönemlerinin geçtiğini düşünüyorum.  Heynckes bile bu kadar başarıya rağmen bırakıyorum diyor. Ferguson mesela. İnan ki 3-4 yıl daha götürür hiçbir şeye karışmasına gerek yok. Ama bırakıyorum diyor. Yani Hector Cuper'in de Orduspor'a, Türk futboluna katacağı birşey olduğunu düşünmüyordum. Artık gençlik çağındayız. CEO'lar 25-30 yaşında seçiliyor dünya şirketlerinde. Google'ı, Facebook'u kuran çocukların yaşları ortada. O yüzden futbolcularla mücadele etmiyorsunuz artık. İletişim kurmanız lazım. Bu tip yaşlı teknik direktörler futbolcularla mücadele ediyorlar çünkü farklı bir jenerasyondan geliyorlar. Farklı jenerasyondan geldikleri için de onların sorunlarını anlamakta sıkıntı çekiyorlar. Sosyal medyayı iyi kullanan, blog yazan teknik direktörler olmalı artık. Antrenman dışında zamanın da var bolca. Futbolcular da bunu yapabilir. Mesela Alex'i bu konuda tebrik etmek lazım. Sosyal medyayı kullanarak çok iyi bir ortam oluşturuyordu kendine. Dünyada bunun çok örnekleri var. Mesela Mesut Özil çok etkin kullanır, Drogba da öyle. Bunlar çok güzel şeyler. Teknolojik yenilikleri ve imkanları camiana zarar vermediğin sürece, bir silah olarak kullanmadığın sürece işin içine girmek çok güzel bence.


''BEN FENERBAHÇE'NİN ŞAMPİYON OLMASINI BEKLİYORDUM. GALATASARAY'IN ŞAMPİYONLUĞU BANA GÖRE SÜRPRİZ OLDU.''


Bu sezonun en çok sürpriz yaratan takımı ve oyuncusu kim?

Bana sorarsan Galatasaray. Ben Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını bekliyordum bana göre sürpriz oldu. Ama en büyük sürpriz Trabzonspor'un ligdeki durumu. Oyuncu bazındaki sürpriz pozitif anlamda Batalla,  Bursaspor'u bulunduğu noktaya taşıyan 2 teknik direktör ve Batalla oldu. Negatif anlamda sürpriz yaratan ise gözlemlerime göre Volkan Demirel. 

Ligin ilk yarısındaki Akhisar ile ikinci yarısındaki Akhisar arasında çok fark var. Gekas mı değiştirdi herşeyi? Taktiksel anlamda tek eksikleri bir golcü müydü?

Futbol çok enteresan bir oyun. Hiç oyuncu alıp göndermeyen Antalyaspor erteleme maçında Akhisar'ı yenmiş olsa Galatasaray'la aynı puanda ligi bitiriyordu. 2. yarıda düşme hattına yaklaşıyordu. Bu yüzden sadece oyuncu geliş-gidişleriyle açıklanamaz bazı durumlar.  Her şeyi Gekas'a bağlamamak lazım. Sercan'a, Kenan'a, kaleci Oğuz'a, Çağdaş'a ve o takımdaki diğer isimlere haksızlık olur bu. Her şeyden önce Akhisar'ı sahiplenen bir yönetimi var.

Düşen takımlar sürpriz oldu mu sizin açınızdan?

Mersin'in düşeceğini beklemiyordum. Galatasaray'la içeride 1-1 berabere kaldı. Fenerbahçe'ye de 90.dk golüyle yenildi. Orduspor'un düşmesini istiyordum. Sıkıcı ve kapanan bir futbol oynuyordu. İBB'nin de lig takımı olmadığı için düşmesini istiyordum. Seyircisi yok ve farklı formatta bir takım. Olimpiyat Stadyumunda oynuyor maçlarını. Soğuk geliyor bana. Taraftarları başka bir yere transfer olsa çok güzel olur. Bozbaykuşlardan söz ediyorum.

 Düşen takımların kadrosu çok güçlüydü. Direk bu 3 takımı önümüzdeki sezon ligde görebilir miyiz?

Hayır. Bazı oyuncularını mutlaka kaybederler. Stancu'nun, Hasan Kabze'nin, Nobre'nin kesinlikle Süper Lig'de kalacağını düşünüyorum. Zaten o kulüpler de mali açıdan o oyuncuların maliyetini orada karşılayamazlar. Manisaspor'a bakıyoruz geçen sene düşmüştü bu sene play off'ta oynuyor. 4-5 tane Süper Lig kalitesinde oyuncuları var ve gayet iyi götürüyorlar.

Feda sezonu adı verilen bir sezonda Samet Aybaba getirildi takımın başına. Takım sezon sonunda 3. oldu. Samet Aybaba gönderilmek üzere veya gönderildi. Başarısız mı sizce? Haksızlık mı ediliyor?

Haksızlık diye düşünmeyelim. Dünyanın en başarılı takımlarından biri Barcelona. Mourinho'lu Real Madrid bu sene 6 kez karşılaştı ve  hiç yenilmedi onlara. Kral Kupasından eledi. Ve sezon başında İspanya Süper Kupası'nı kazandı. Yani teknik direktörlerin gitmesi gelmesi sadece başarıya bağlı değil. Bunu birazcık farklı algılamak lazım. Samet Aybaba Beşiktaş'ın beklentilerini başka yönde karşılayamayacağı için gidecek olabilir. Onun da bunu anlayışla karşılaması lazım. Sezon ortasında Ünal Aysal'la yaşadığı problemler yüzünden ''Eleman'' polemiği vs.Fatih Terim ayrılma noktasına geldi , Aykut Kocaman istifa etti sonra geri döndü, Şenol Güneş gibi Trabzonspor tarihinin en başarılı teknik direktörlerinden biri ayrıldı. Hiddink milli takımdan ayrıldı. Evet artıları var 3.lük iyi bir sonuç, iyi de bir futbol oynattı. Ama sonuçta şampiyon yapmadı takımı

Peki Trabzonspor? Bu sene çok kötüydüler. Gelecek sezon bir toparlanma olur mu sizce?

Bence Trabzonspor çok kötü gidiyordu ve yaptıkları en iyi iş takımın başına Tolunay Kafkas'ı getirmek oldu. Çünkü Tolunay kendiyle yarışan bir insan, aşırı hırslı bir insan. Eşi Trabzonlu bu yüzden Trabzon camiasını da çok iyi tanıyan bir insan. Milli takımlarda görev aldı, Kayserispor'u çalıştırdı, gurbetçi ve yerli gençleri çok iyi tanıyor. Zaman zaman ekrana agresif görüntüler verebilir ama hırsını Fatih Terim gibi takıma pozitif yansıttığında kupada nerelere getirebildiğini gördük. İnşallah artılarıyla öne çıkar. Yönetimin ne olacağını bilmiyorum. Sadri Şener çok onayladığım bir başkan değil ''Ben olduğum sürece Fenerbahçeyle düşmanlık bitmeyecek.'' dedi. Bir vatandaşımız ölmüşken üstelik. Ben Tolunay Kafkas kalsın, Sadri Şener gitsin diyenlerdenim.

Şiddet olayları çok fazlar arttı bu sezonda. Bunda şüphesiz herkesin payı var. En son bir çocuk öldürüldü. Bu gelinebilecek son nokta olsa gerek. Devam edecek mi bu şiddet sizce?

Etmez. Devlet el koyar ve etmez

''DAYAK YEMESİ GEREKENLER YER, BİBER GAZI İSTEYENLER BİBER GAZI ALIR. POLİS ÇİZGİYİ AŞARSA CEZASINI ÇEKER.''


Özel güvenlikler çıkıyor, yerini polise bırakıyor artık tribünlerde. Bu şiddeti daha fazla tetiklemez mi?

Hayır. Dayak yemesi gerekenler yer, biber gazı isteyenler biber gazı alır. Polis eğer çizgiyi geçerse onlar cezalarını çeker ama bu olaylar engellenmiş olur. Sağlıklı bir şekilde vatandaşların maça gidebilmesi için zannediyorum 2 yıllık bir süre yeterli. İngiltere bununla uzun süre savaştı. Almanya neden dünya futbolunda zirve yapmaya başladı? Önce tribünlere bir bakmak lazım. Kombineler, okullu taraftarların artması. Herkesin bir show içerisinde maçı seyretmesi ama maça da katılması. Schalke ve Borussia Mönchengladbach maçlarında nasıl etki ettiklerini gördük. Sizi her anlamda yukarı taşıyan bir sistemleri var. Bizim de yavaş yavaş oraya geleceğimizi düşünüyorum.

Kadrolar daha belli değil ama özellikle 2 takımımız, Galatasaray ve Fenerbahçe'yi Avrupa'da nerede görüyorsunuz önümüzdeki sezon?

2 takım olarak bakmayalım. 5 takımın da kendine uygun transfer yapması lazım. Çünkü Fenerbahçe ve Galatasaray'a çıkacak takımlara karşı  transfer yapacak.  Ama diğer 3 takıma çıkacak takımlar daha alt seviyede. Onlar da transfer yapacak. Mesela Trabzon Videoton'u elemeliydi. Bursaspor Twente'yi eliyordu. Gelecek sene doğru hamleleri yapabilirsek en azından Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş'ın dışında 1 takımı daha Avrupa Ligine atabilirsek gelecek sene bir Türk yılı olabilir. 2002'de Denizlispor'un yaptığını, Malatyaspor'un yaptığını, Gaziantepspor'un yaptığını, Gençlerbirliği'nin yaptığını unutmamak lazım. 



Not: Misafirperverliğiyle bizi oldukça mutlu eden Tanrıkulu ailesine teşekkürler.


Hayatın Futbolu - Gürkan Kubilay Röportajı

18 Nisan 2013 Perşembe

Hızımızı aldık ya bir kere, aşk olsun tutabilene. Hayatın Futbolu ekibi olarak harika bir röportajla, futbol dolu bir röportajla karşınızdayız. Söz konusu futbol olunca bizim için akan sular duruyor. Gürkan Kubilay için de öyle olmuş olacak ki o kadar yoğunluğunun arasında bizleri kabul etti. Kadıköy'deki muayenehanesinde ağırladı bizleri. İçeri girdigimizde kalabalık bir ekiple karşılaştık. Kısa bir süre bekledikten sonra Kubilay'ın odasına girdik. Futbol sohbetinden röportajı bile unutmuştuk. Vaktimiz kısıtlı olduğundan hemen röportaja gectik.


Futbolun endüstriyelleşmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Önümüzde PSG ve Manchester City örnekleri var, astronomik ücretlerle edilen transferler, bu zararlı bir şey mi futbol adına?

Paranın önemi yok bu dünyada, ama miktarının önemi var. Ordan 200-300 milyar dolarlık, yani Türkiye'nin gayri safi milli hasılası kadar bir para varsa, bunun endüstriyelleşmemesi mümkün değil. Dolayısıyla futbolun buraya geleceği çok belliydi. Biz eskiden sahalarımızın kötülüğünden şikayet ederdik, ama maçlara bedava girmeye çalışırdık. O maçlara bedava girdikçe senin futbol takımının da kaliteli olma şansı yok. Bugün Fenerbahçe Uefa'da yarı finale gelmişse, Galatasaray, Real Madrid karşısında her ne kadar ihtiyacı yok dense de galibiyet alabilmişse bütün bunlar alt yapıya verdiğimiz önemler dışardan futbolcu transfer etme konusundaki parasal gücümüzden kaynaklanan bir şey. Dolayısıyla endüstri tabii ki de futbolun içerisine girecek. Az önce dediğim gibi para attıkça bu iş de çoğalacak. Ama işte amatörlüğü gidiyor, işin heyecanı kaçıyor diyenlere de, takımın 6 tane gol yerken amatörlük güzel miydi yani? Hem 6 tane yediğin takımla kafa kafaya oynamak istiyorsun, hem de diyorsun ki yok hiç bu işin içine para pul girmesin. Maalesef kapitalist sistemin, kapitalist düzenin bir parçası futbol, kapitalizm nereden geliyor,kapitalden geliyor, paradan geliyor. Dolayısıyla çok sürpriz değil ve olması gereken bir yerde.

Ama Avrupa liglerine baktığımızda Manchester United örneği Münih örneği takımlar ligte şampiyonluklarını neredeyse garantilediler, alt sıralar çok koptular. Endüstriyelleşme bir yerde rekabeti de yok etmedi mi?

Elbette, ama bir şeyi konuşmamız lazım. Yani sen ve ben çıkacağız, diyeceğiz ki biz amatörce oynayacağız. Fenerbahçeliler, biz fena oynamıyoruz biz de gelelim buraya amatör bir ruhla gideceğiz, oynayacağız, ama hiçbir şeye varmayacağız. Ya da işin içerisindeki ekonomik boyutları büyüterek başkalarıyla yarışabilir hale geleceğiz. Dolayısıyla futbolun içerisindeki güzellikleri arttırmak anlamında, kaliteyi arttırmak anlamında bu önemli.

Altla üst arasındaki diferans arttı diyorsun, zaten bana İngiltere'den kaç tane takım sayabiliyordun. İspanya'dan Barcelona ve Atletico Madrid dışında sayabiliyor muydun ki endüstriyelleştikçe sayabilesin? Aslında zaten bu iş devam ediyordu, sadece diferans biraz daha açıldı. Yani paranın olduğu her yerde güç vardır, gücün olduğu her yerde para vardır. O yüzden de biz evet bu işin amatörlüğünü kaybettik ama bu işin doğasında bu (para) var. Bana sorsaydınız bu nasıl olsaydı diye, ben elbette ki kötü kramponlarımda, uyduruk tişörtüme uymayan şortumla deli gibi koşturduğum dönemler derdim. Ama para o kadar büyük ki 300 milyar doların olduğu bir yerde hiçbirimizin romantik, duygusal ve sırf amatör şeyler duyması mümkün değil.


"BİRİNE BEDDUA ETMEK İSTİYORSAN 'ALLAH SENİ YÖNETİCİ YAPSIN' DE"

Taraftarın futboldaki önemi nedir sizce?

Futbolun içerisindeki en önemli şey ve en dürüst öğedir. İki numaraya da futbolcuları koyarım. En tehlikelisi de yöneticiler. Sen birine beddua etmek istiyorsan "Allah seni yönetici yapsın" de, o adamın artık ne ağzı burnu düzelir, ne de kendi düzelir. Dolayısıyla taraftar futbolda çok önemli bir yere sahip. Parasal açıdan da önemli, hatta paranın en büyük kaynağı da taraftar. Yani sadece gelipte bilet alarak değil. Ne kadar çok taraftarın varsa senin o kadar çok gücün artıyor. Gücün arttıkça Uefa'nın ya da Lig Tv'nin sana verdiği para da artıyor. Bu kadar basit.

Gençlerbirliği'yle Uefa Kupası'nda çeyrek final, ya da dördüncü tura gittik, o zaman Ersun Yanal vardı takımın başında. Gençlerbirliği olarak Blackburn'ü eledik, geldik. Ortalık birbirine girer herhalde dedik ya Blackburn'u elemişiz yani. Bir geldik Ankara'ya, hava alanına girdik, kimse yok. Biraz daha gittik, dedik herhalde yolda karşılayacaklar. Yolda bir tane yanımızdan polis geçti el salladı, o kadar. Dolayısıyla taraftar oldukça güç artıyor. O yüzden taraftar futbolun en önemli öğesi, en sadık öğesi. Niye sadık diyorum, çünkü x isimli bir oyuncu bugün sende, yarın başka bir takıma gidebiliyor. Ama sen Fenerbahçe'den Galatasaray'a transfer olan kaç tane taraftar gördün? Ya da Galatasaray'dan Beşiktaş'a, ya da Beşiktaş'tan Fenerbahçe'ye? Dolayısıyla taraftar bu işin aslında gerçek anlamda çamuru, gerçek anlamda tutkalı. Taraftar futbolda benim için çok çok önemli.


Fenerbahçe - Manisaspor maçı örneği var elimizde. 48bin bayan taraftar Saraçoğlu'nu doldurdu. Sizce bu Türk futbolunda neleri değiştirdi?

Bir şeyi değiştirmedi. Sadece o maç için söylemiyorum, başka bayan maçlarında bayanların ağza alınmayacak küfürlerini gördükçe bir şey değişmemiştir. Küfür ediyorlar ya. Benim rahatsızlığım devam etti. Tabii bayanların bu anlamda şiddeti kullanması, tabii ki erkeklerin çok çok altında ama karşımızdakine tahammül anlamında, biz çok tahammüllü bir toplum değiliz. Erkek olarak bu konuda daha çok radikal, sert ve şiddete dayalı yöntemler kullanıyoruz. Ama kadınlar da sözel şiddet kullanıyorlar. Ben bir maç hatırlıyorum ismini söylemeyeyim, bir kadın taraftarı aşağıya attılar ya. Kadınlar kadın taraftarı aşağıya attılar yani. Erkeklerde bile görmediğim bir şey.


"FUTBOL ERKEKLER İÇİN TESTOSTERONLARINI TATMİN ETME OYUNU"

Futbol erkekler için testosteronlarını tatmin etme oyunu. Erkekliğimizi bunun üzerinden kanıtlıyoruz biz. Fenerbahçe, Beşiktaş ya da Galatasaray takımlarının biri maç kaybettiğinde, ben eminim ertesi gün o takım taraftarlarının seks yapma oranları %80 düşüyordur. Takımın gücü senin erkeklik gücüne falan bağlı. Düşünebiliyor musunuz bu kadar garip bir şekilde bakıyoruz futbola? Kadınlar da belki duygusal anlamdaki güçlülüğünü ya da güçsüzlüğünü buna bağlıyorlar, onu gördüm ben. Kadın taraftarlarımızın futbol maçlarına gelmesi, maalesef hayal ettiğim kadar bir şeyi değiştirmediğini düşünüyorum. Çünkü sahaya girdikleri anda saha içerisinde erkeklerin üzerine giydiklerini holigan tişörtlerinin daha alt seviyede onlar da giymeye başlıyorlar. Bu da neden, çünkü karşımızdakine tahammül etme gücü çok fazla olan bir toplum değiliz. Bu iş keyif işi.

Bir arkadaşımla şöyle bir olay geçti aramızda, daha tıp fakültesindeyiz. Benim takımım, onun takımı karşısında mağlup. İsimlerini boşverelim. Sonra benim takımım beraberliği sağladı. Sonraki gün gelmiş bana diyor ki, "beraberliği sağlayınca senin takım, kendimi atacaktım aşağıya. Ertesi gün gelipte ne söyleyeceğim sana diye. Sen beni burada rezil edersin diye. Sonra düşündüm ki, Gürkan'ın takımı mağlup duruma düştüğünde o zaten kendini aşağıya atmıştır, bana ne söyleyecek diye." Bizim bütün esprilerimiz bunun üzerineydi. Sonra bir ara bıçaklı falan dönemler başladı. Bir ara silah girdi bu işin içerisine. Ben bu işten zevk alıyorum sadece, ben sana takılmaktan hoşlanıyorum. Fenerbahçeli Galatasaray'ın maçında rakibi tutuyor, Galatasaray Fenerbahçe'nin maçında rakibi tutuyor. Hiç aklımın almadığı işlerdir bunlar. Bunu yapmaya başladığımız anda bana kimse dostluktan, sevgiden, saygıdan bahsetmesin.


Ertuğrul Sağlam'la birlikte Bursaspor şampiyonluk yaşadı. Sizce taraftarın rolü ne bu başarıda?

Taraftarın rolü çok büyüktü. Bursa taraftarı belki bazen çizgi aşıyor şiddette. Ama o takıma çok sahip çıkan taraftardır. Eskişehir'de de aynı potansiyel var. Mesela Gaziantep'te hiçbir zaman böyle bir şey olmaz. Ben Gaziantep'e ne zaman gitsem, en iddialı kupa maçı, lig maçında bile stadın yarısı boş. Ama Bursa öyle değil, Eskişehir öyle değil. İzmir takımları da müthiştir bu konuda. Göztepe, Karşıyaka hala öyledir. 1980 miydi 81 miydi, bir Göztepe-Karşıyaka maçı seyrettim. 71bin kişi vardı tribünde. 80bin diyenler de vardı. Trabzon'da bunun çok güzel bir örneğidir. Ben Eskişehir'den çok umutluyum. Ersun Yanal hakikaten bu işleri iyi yapan bir adamdır. Biraz sürekliliği yoktur. Ama Ersun Yanal ve Eskişehir birlikteliği de Bursa'nın örneğini getirebilir.


Bursaspor'un örneğinin zıttına Bülent Uygun dönemindeki Sivasspor örneğini verebilir miyiz? Yani taraftarın çok desteğini hissedemediler sanki.

Katılmıyorum. Sivasspor da Atatürk Olimpiyat Stadı'nda 15-20bin kişiye oynadı, unutmayalım. Ama futbol multifaktöriyel bir şey. Diyorsunuz ki müthiş defans hattım var. Çok iyi de bir orta saham var. Forvetim de çok iyi. Eee takımım niye top oynamıyor? İsim olarak iyi ama bu adamlar bir arada oynayabilirler mi, bu bir. İkincisi teknik adam onları iyi yönetebilir mi? Aşçı bile çok önemli takımda. Dolayısıyla takım oyununda her bir öğenin önemi var. O yüzden de takımın içerisindeki öğeler işlerini iyi yapamazlarsa Bülent Uygun, Sivas vs. diye değerlendirmemiz mümkün değil.

Gençlerbirliği'nin o dönemdeki en iyi tarafı neydi? Diyetisyenimiz vardı, başkanımız futbolu en iyi bilen başkanlardan biriydi. Ersun Yanal vardı, çok iyi bir scout ekibi vardı. Oyuncu kadrosu mükemmeldi, kitap okuyan bir oyuncu kadrosu vardı mesela. Bunlar bir araya geldiği için başarılı oldular. Fatih Terim'in 2000'de şampiyon olan ekibi gibi. O takımın içerisinde bugün selamlaşmayan oyuncular bile var, ama teknik açıdan çok iyi bir birlikteliği olan bir takımdı. Dolayısıyla tek bir faktöre bakarak "niye bunlar bundan dolayı başarılı olamadı" deme şansımız yok. Futbol çok faktöriyel bir oyun ve her bir öğenin kendi görevini çok iyi yapması lazım.


"TEMEL DEĞERLERİMİZİ KAYBEDİYORUZ"

Ülkemizde fanatizm çok fazla. Her takımın taraftarı kendi takımına çok fazla bağlı bunu maçlarda da görüyoruz, ama Milli Takım'ın maçları olduğunda tribünlerde aynı hareketi göremiyoruz. Bunun nedeni ne sizce?

Ülkemizin temel değerlerini kaybediyoruz. Yani öyle geliyor bana. Bu da aslında rakibe tahammülle ilgili. Rakibe olan tahammülsüzlük insana olan tahammülsüzlüğe dönüyor. Dolayısıyla bir süre sonra, eskiden değer olarak kabul ettiğin şeyler ortadan kalkıyor. Bu konuda en büyük zararı da dünyanın her yerinde milli takımlar görür. Herif iyi para almaya başlar, biraz poposu kalkar futbolcunun der ki, ben gelmiyorum. 28-30 yaşında ben artık milli takımı bıraktım der. Çünkü kulüp takımı para kazandırır, milli takım para kazandırmaz. Böyledir bu işler, ya da daha az para kazandırır öyle diyeyim. Fifa böyle durumlardan kurtulmak için, milli takım düzeyindeki maçlara daha fazla para aktarmaya ve federasyonlardan oyunculara daha çok vermelerini istemeye başladı. Öbür türlü gelmiyor adam yani. Düşünsene Messi şimdi 10 milyon euro alırken Barcelona'da, deli mi herif gitsin Arjantin maçına? Orda sakatlansın sonra bilmem kaç hafta oynamasın. Böyle gördükleri için kaçıyorlar.

Türkiye'de milli takım başarısı işin içine giriyor. Başarı varsa herkes gelir. Ama başarı yoksa gelmiyor. Kulüp takımlarının daha sık oynası da önemli. Milli takımın bir sonraki maçı ne zaman haberiniz var mı, yok. Ama sor herhangi bir Galatasaraylıya, adam pazartesi kiminle oynayacak, öbür cumartesi kiminle oynayacak hepsini sayar. Yani sürekli devam eden şeylerin daha çok peşinde oluyoruz. Bir de bizim insana olan yatırımımız azaldı. Biz birbirimizi sevmiyoruz, eğer menfaatimiz varsa işimize geliyor. Böyle bir toplumumuz var, seninle iyi iş yapmayan, iyi ilişkileri olmayan, senin yolunda yürümeyen kişi mutlaka kötü adam oluyor. Bu biraz insan kalitemizin olaylara artık böyle bakmasından kaynaklanıyor.

Arda gol attığında Atletico Madrid'te olmasına rağmen onu hala Galatasaraylı kabul edip sevinmeyen Fenerliyi, ya da Hasan Ali orta yapıpta asist yaptığında "ne yaptı canım, onun ortası ne, bak Burak vurdu kafayı" diyen Galatasaraylıyı falan görüyoruz. Dolayısıyla bunların hepsi kısa vadeli sıklıkla gerçekleşen olayları seven toplumdan oluşuyor. Ve biz bir an önce sonuç almak isteyen bir toplumuz. Başarılı bir sonuç alamazsak, küsüyoruz, dönüyoruz. Oyuncağından çabuk vazgeçen çocuklar gibiyiz. Böyle bir yapımız var bizim, ama bunların hepsi yatırım işleri. Bugünden yarına olacak bir şey değil. Futbolcu annesi daha 15 yaşında oğlunun a takıma çıkmasını istiyor. Yok böyle bir şey. Bunlar yatırımla olacak şeyler. Biz sabırsız, bir an önce sonuca gitmeye çalışan, sonuca gitmeyince de vazgeçen bir toplumuz.

Hayatın Futbolu - Emre Tilev Röportajı

6 Nisan 2013 Cumartesi


İlk röportajımızı yaptıktan sonra daha terimiz kurumadan başka bir tanıdık simayla, yıllardır futbolun içinde yer alan Emre Tilev'le konuşmaya gelmiştik. CNN'e geldiğimizde karınca gibi çalışan bir ekiple karşılaştık. Kapıda karşıladı bizi Tilev. İlk röportajdaki heyecanımız yoktu bu sefer. Önce kısa bir sohbet... Kendini tanıttı bize. Gıda mühendisliği okuduğunu söyledi mesela. Hatta daha küçükken bile sokakta arkadaşları maç oynarken sahada olmak yerine kenarda maç anlatırmış. İçeri girdiğimiz andan itibaren sıcak tavrı bize istediğimiz her soruyu sorabileceğimiz cesaretini vermiştir. Biz de vakit kaybetmeden sorulara geçtik...


Taraftarın hep önemli bir tarafı olduğunu duyuyoruz, söylüyoruz. Size göre taraftarın futboldaki önemi nedir?

Taraftar futbolun en önemli dinamik güçlerinden biri. Eğer taraftar olmazsa futbol öksüz bir çocuk gibi oluyor, yetim bir çocuk gibi oluyor. Genel görüntüye baktığında Şükrü Saraçoğlu'nda oynanan mücadelelerde 12 aralıktan bu yana Fenerbahçe yalnız kalmış durumda, taraftar eksik. Bu anlamda o maçların ne kadar kötü olduğunu görüyoruz. Biz zaman zaman bunlara Süper Lig'de de şahitlik ediyoruz. Baktığımızda ligimizdeki seyircisiz oynanan maçların çok yavan bir tadının olduğunu görüyoruz. Bu yüzden futbolun en önemli ögelerinden biri. Şöyle düşünün; halı sahada maç yapmaya gidiyorsunuz evden birileri diyor ki: ''ya biz de geleceğiz maçınızı seyretmeye.'' o zaman bile oynayış tarzınız, konsantrasyonunuz bir değişim gösteriyor. Bu yüzden ben taraftarın futbol olgusu içindeki olmazsa olmazlardan olduğunu düşünüyorum bu bir. İkincisi, taraftar hem pozitif hem negatif anlamda etki yapıyor bana göre. Üçüncüsü, ben taraftarsız maç oynamanın katiyen karşısındayım. Kulüplere ciddi para cezaları verebilirsiniz, başka cezalar verebilirsiniz. Ama bir kaç
kişinin yaptığı hadiseden dolayı bütün bir grubun cezalandırılıyor olmasını çok kabul etmiyor zihnim.


''FUTBOL HEM KİTLELERİ BİR ARAYA TOPLAMAK ADINA, HEM TARAFTARLIK DUYGUSUNU YARATMAK ADINA ÇOK ÖNEMLİ.''

Peki taraftar dediğimiz kavram bir takıma neler katabilir? Hem saha içi hem saha dışını kast ediyorum.

Her şeyi katabilir. Dün Santiago Barnebeu'Ya baktığımızda Galatasaray'ın oynadığı bir mücadele vardı. Bu mücadelede 84.500 kapasiteli bu stadyum büyük değişimi de beraberinde getirdi. 18 bine yakın Galatasaray taraftarı vardı. Son dönemde Dortmund maçından bu güne Schalke'de de öyle bir atmosfer vardı. Yani genel yapıya baktığımızda taraftar her zaman bir itici güç olabiliyor. Ama negatif anlamda da güç olabiliyor. İşte Lazio'nun başına gelenler. Fenerbahçe ile seyircisiz oynamak durumundalar. Bizim ülkemizde yaşananlar ortada. Dün Santiago Barnebeu'da meşaleler yakıldı, onun cezası Galatasaray'a fatura edilecektir. Genel olarak hem pozitif hem negatif anlamda güç. Ama ben pozitif yanının daha ağır bastığı görüşündeyim. Liverpool'da bir Kop tribününe baktığınızda, Dortmund'un kale arkasına baktığınızda inanılmaz bir görüntü. Bütün tribünler daima itici bir güçtür takım için. Bazen futbolcuları görürsünüz oynarlar ve tribünlere de ''haydi haydi!'' derler. Çünkü futbolcu da saha içinde müthiş bir potansı hissetmektedir. O yüzden taraftar olgusu benim gözümde çok özel, çok kutsal. Ancak taraftar da bu kutsallığın bilinciyle hareket etmek zorunda. ''Ben istediğimi yaparım, taraftar değil miyim, parayı ben verdim.'' hayır böyle bir şey yok. Böyle bir mantıkla, böyle bir anlayışla hareket ediyorsak ciddi patolojilerimiz var demektir. Ben taraftarı bir müşteriye benzetiyorum. Bence her firma o taraftar olgusu içindeki müşterileri yaratmak zorunda. Mesela A takımını tutuyorsunuz. Ben sana diyorum ki ''B takımını tut bir de sana 10 Lira vereceğim.'' Sen de diyorsun ki '' Olur mu hiç öyle şey, ben B takımını tutmam. Ben A takımlıyım.'' Peki bu başka hangi müessese için olabilir? Hangi marka için bunu yaratabilirsin? Örneğin sen X arabasını kullanıyorsun. Biri sana dedi ki: ''Bırak X arabasını, Y arabasını kullan. Üstüne para vereceğim.'' kabul etmez misin? Edersin. Ama işte orada müşteri memnuniyeti ortaya çıkıyor. İşte taraftar aidiyeti, taraftarın işin içine girmesi çok farklı bir olay. Ben her müessesenin o taraftar profilini yaratması gerektiğini düşünüyorum. Hatta siyasal yapılar bile bunu yaratıyor. Yıllar önce 1936-1939 yılları arasında İspanya iç savaşla yanıp kavrulurken ortaya çıkan General Franco futbolcuları göstererek şöyle bir ifade kullanıyor: ''Bana bir uyku tulumu yapın.''  Bütün dikdatörlerin kullandığı 3F vardır. Salazar, Franco,  Hitler, Mussolini. Hepsi kullanmıştır bunu. Fado (müzik, dans), Fiesta (Rahatlık) ve Futbol. Biz hadiseyi genelde futbolla işliyoruz. Futbol hem kitleleri bir araya toplamak adına, hem taraftarlık duygusunu yaratmak adına çok önemli.

''YÜZLERCE ARAÇ KIRMIZI IŞIKTA GEÇİYOR, BİRİ YAKALANIYOR. KİM? AZİZ YILDIRIM VE FENERBAHÇE.''

Doğru taraftar profili nedir? Ayrıca yüksek bilet fiyatlarının olduğunu görüyoruz. Az önce bahsettiğiniz taraftarlık duygusu hala yaşıyor mu sizce?

Yaşıyor. Ama taraftarlık nerede ölüyor biliyor musun? Arkadaşına diyor ki ''Baba ya gelsene maça gidelim. Bize X sponsoru iki bilet verdi.'' Şimdi daha hayatında hiç maça gitmemiş, maç olgusu nedir bilmeyen ama tribünde bulunmuş olmak adına giden -ki milli takımda bunu görüyoruz, o zaman bana taraftar olmuyor o. O seyirci oluyor. Çekirdek çitleyerek maçı izliyor. '' Bu kim?'' ''Bu niye durdurdu oyunu?'' ''Ofsayt ne?'' gibi sorular soruyor. O yüzden Ben onu taraftar olarak kabul etmiyorum. Taraftar olan Ali, Veli, Evrim diyor ki '' Biz gittik takımımızın formasını aldık, kombine aldım ben'' diyor. Mesela benim gazeteci arkadaşlarım var, bedava giriyoruz biz maçlara akreditasyon kartımızla. Ama adam gidip çocuğu izlesin diye kombine alıyor. Neden? İşte bu taraftar olgusundan kaynaklanıyor. Doğru taraftara gelelim. Doğru taraftar bir kere kulübünü düşünen taraftardır. ''Ben ne yapıyorum?'' diyerek kendini sorgulayacak. Fanatik taraftar iyi taraftar olabilir ama fanatik taraftar etik ve sorumluluk bilincinden uzaklaşırsa o zaman anarşist taraftara dönüşüyor terörist taraftar gibi davranıyor. Ne yapıyor? Gidiyor polis arabasını ters çeviriyor, sahaya yanıcı madde atıyor ya da balona bir meşale bağlıyor stadın içine düşürüyor. Sonra, ''Ben çok iyi iş başardım.'' yanlış yapıyor. Neden? Çünkü beyin duruyor. Bakın haklı kalmak ile haklı olmak arasında çok ince bir çizgi vardır. O çizgiyi kaçırdığın anda haksızsındır. İşte o incecik çizgiyi ayarlamak çok önemlidir. Taraftar dinamikleri bunu beraberinde getirir. Örneğin, Juventus'ta 1985'te Heysel'de yaşananlar var biliyorsun. Genel görüntüye baktığımızda ne oldu? İngilizler dışarıda kaldı. Margaret Thatcher ne dedi? ''UEFA'nın verdiği 2 yıllık men cezası az. Ben 5 yıl ceza veriyorum. 5 yıl dışarı çıkmayacak bu ülkenin futbolcuları, taraftarları.'' dedi. Hepimiz ceza aldık. Niye? Çünkü ben İngiliz takmlarını Avrupa'da seyredemedim. Kimin yüzünden? Kendini bilmezler yüzünden. Taraftarın yanlı tutumu bir domino etkisi yaratıyor. Bak sana bir hikaye anlatayım; yer Şükrü Saraçoğlu Stadyumu. Shaktar Donetsk-Fenerbahçe maçını anlatıyorum. Maçın ilk yarısında, daha 4.dakikada Aziz Yıldırım'la başlayan o 3 temmuz sürecinde yaşananlardan dolayı Fenerbahçe taraftarı geldi bizi bloke etti. Kimi bloke etti? Basın mensuplarını. Herkesi dışarı çıkarttılar. Fenerbahçe yönetimi buna bir önlem almadı. Hatta övündüler bununla. ''Hesabını soruyorlardı.'' dedi. Kimin hesabıydı bu? Bu onların düşüncesine göre Aziz Yıldırım'ın hesabıydı. Bu süreci başlatanlar gazeteci değildi ki. Hukuk başlattı bu süreci, ben başlatmadım. Ben o ana kadar hadiseye vakıf bile değilim. Hatta ben o anı tanımlarken şunları söyledim: Yüzlerce araç kırmızı ışıkta geçiyor ama bir tanesi yakalandı. Kim? Başkan Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe.  Daha önce geçilmedi mi, geçildi. Yapılmadı mı, yapıldı. Yapılmaya da devam edilecek. Buna engel olamazsın. O zaman ne yapacaksın? Bütün dünyadaki bahis olaylarının üzerini kapatacaksın.

''350 BİN DOLARLIK KAMERA PARÇALANDI, KAMERAMAN DARP EDİLDİ. BEN DARP EDİLDİM.''


Sonra ne oldu?

İlk yarıda bütün basın mensupları maçı izleyemedi. Sonra terör başladı. İkinci yarı başladığında 350 bin dolarlık HD kameraya kendini bilmez adam geldi, vurdu ve paramparça etti. Kameramanı darp etti, geldi benim anlatım yaptığım kulübenin içine ve beni darp etti. Sorumlu ben miyim? Davacı olamadım çünkü kulüp ört bas etti. İşte patoloji burada ortaya çıktı. Ondan sonra ne oldu? Benzin istasyonunun yanında polis arabası ters çevirildi. Sonra  dediler ki ''Bu benim taraftarım değil.'' peki kim ? Ben sana soruyorum şimdi; yolda giderken git bir polisin ensesine vur. Ne olduğunu gör bakalım. Bunu maçta yaptığında farklı uygulamayla karşı karşıya geliyorsun. O yüzden 6222 yasası acil uygulanmalı. Sen bunu yapmadığın sürece bu başıboş anlayış, kendini takıma ait hissetme ama takımın yaşadığı defektten de kendine pay çıkarmayle ortaya çıkacak o agresif  ruh hali senin çocuğuna, benim çocuğuma, onun çocuğuna rastlıyorsa orada futbol bitmiştir benim açımdan. Ondan sonra artık taraftar ögesinden, futbolun birleştiriciliğinden güzelliğinden bahsetmek mümkün mü? Ben sana soruyorum bunu. Abdi İpekçi'de  sen çocuğunu alıp maça gitmişsin, sahadan sis bombası yağıyor, o çocuğu sarıp dışarı çıkartıyorsun. O çocuğun ruhunda yarattığın defekti hangi para karşılığında alabilirsin? O Shaktar maçında benim ruhumda yaratılan defekt... Bana şimdi deseler ki: ''Yıllarca Fenerbahçe kulübünün üyesi olacaksın.'' hikaye... Bende yaratmış olduğu defekti hiçbir şey temizleyemez şu anda. Ben hep Fenerbahçe stadına giderken beremi takıp, gözlüğümü takıp, kaşkolumu bağlayıp öyle gidiyorum. Benim karım Fenerbahçeli. Maça gitmek istiyor. ''Kendin git ben götürmüyorum.'' diyorum. Çünkü ben o taraftarın arasında olmak istemiyorum. Malesef tamamına mal ediyorum çünkü yanındaki taş atarken '' Dur kardeşim neden atıyorsun o taşı?'' demediğin için suçlusun.

Hayatın Futbolu - Ali Ece Röportajı

3 Nisan 2013 Çarşamba


İlk röportaj deneyimi sandığımız kadar kolay başlamamıştı bizim için. Kiminle yaptığın da önemli tabi ki bunu. Bu kişi sevdiğin bir yorumcu olunca işler daha da heyecan verici olabiliyor sizin açınızdan. Evine gittiğimizde heyecanımız bir kat daha arttı. Ama kapıyı açıp karşımızda sakin ve sıcak tavırlarıyla bizi de rahatlatan adamı görünce kapıdan girerken ki heyecanımız yok olup gitmişti. Çok vakit kaybetmeden bahçesindeki çardağa geçtik. Koyu bir sohbete daldık. O kadar koyu ki röportaj hiçbirimizin aklına bile gelmiyordu. Lakin önemli bir sorunumuz vardı; zaman. Hemen sorularımızı yöneltmeye başladık Ali Ece'ye...

Hakem hatalarının sıralamaya etki ettiğini düşünüyor musunuz ? Skorları çok etkilemediler mi  yaptıkları hatalarla ?

Şöyle söyleyeyim tabi ki etki ettiler. Zaten böyle tarihsel olarak sürekli ediyorlar. Ama şöyle de bakmak lazım; Türkiye kaç yıl boyunca adaletli yönetildi ki, biz hakemlerinden çok iyi bir adalet bekliyoruz? Mesela herkes şeyi söyler; ''Dünya Kupasında çok hakem hatası var, Dünya Kupasında hiç adalet yok.'' Dünyada ne kadar adalet var ki? Ona önce sen bir tepki göster sonra bu iş belki düzelir. Genelde bu hakem hataları dediğin güç ilişkilerinden dolayı ortaya çıkıyor. Fransa elle gol attığı zaman hakem görmezden geliyor çünkü UEFA başkanı Fransız. Zlatan İbrahimovic PSG'de oynuyor diye onun cezası iptal edilebiliyor. Aynı Zlatan İbrahimovic  İnter'de Juventus'ta oynasa, Livorno'da oynasa mesela;  olmaz ama keyfine oynacak.''Ben çok seviyorum Livorno'yu aslıda içimde sakladım.'' diyecek. Livorno'da oynasa kesin iptal edilmez o ceza.

Peki yabancı hakem konusunda ne düşünüyorsunuz ?

Zamanında denendi hiç bir şey değişmedi. 70'li yıllara bakın var yabancı hakem, yine en iyisi Doğan Babacan'dı. O Dünya Kupası'na gitti. Türkiye'ye gelen diğer yabancı hakemler Dünya Kupası'na gidemedi.

Konu yabancılara gelmişken yabancı sınırı hakkında ne düşünüyorsunuz? Olmalı mı böyle bir sınır?

Büyük bir saçmalıktır. Çünkü yaşamınız nasılsa, ülkeniz nasılsa futbolunuz da öyle olmalı. Büyük şirketlerde yapsınlar hadi 5+3... 3 yönetim kurulu üyesi yedek bekleyecek. Arada gelecek arada prim alacak falan. Saçmalıktır. Avrupa'nın 5 büyük liginde İngiltere'de, Fransa'da, Almanya'da  İtalya'da falan nasılsa, en iyi liglerde nasılsa, en iyi milli takımlarda nasılsa bizde de öyle olmalı. İspanya en son 3 kupayı kazandı mı? 2008 Avrupa Şampiyonası, 2010 Dünya Kupası, 2012 Avrupa Şampiyonası. Hepsini kazandı. Yabancı sınırı mı vardı ligde? Hayır tam tersine. Demek ki hiç bir ilgisi yok milli takımla. Ben bununla ilgili çok da yazılar yazdım; İngiltere milli takımı tarihine bakalım 70'li yıllarda hiç bir şeye katılamıyorlar, 2 Dünya kupası'na da... Takım başına 1 yabancı bile düşmüyor. Şimdi en azından çeyrek final falan yapıyorlar. İngilizler hep kendilerini kandırırlar o konuda: ''İşte daha çok İngiliz oynasaydı...'' daha mı çok? Milli takımdaki en iyi oyuncuların; Gerrard ve Rooney. İrlanda'lı adamlar. Daha az iyi oyuncu olsalar, mesela yeğeni A. Gerrard İrlanda milli takımında oynuyor.

''TEPKİ GÖREN YÖNETİMLER TEPKİLERİ AZALTMAK İÇİN YILDIZ OYUNCU TRANSFER EDERDİ''

Ülkemizdeki takımların transfer politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce doğru politikalar mı izleniyor?

Son yıllarda düzeliyor. Daha önce çok kötüydü. Zaten hiç bir transfer politikası yoktu ki. O gün yönetim tepki görüyordu hemen o tepkileri azaltmak için yıldız oyuncu transferi yapılırdı. Yıldız oyuncu dedikleri 3 sene öncesinin yıldızı oluyordu. Ailton, Guiza, Galatasaray'da Adnan Sezgin baya yaptı. Mesela Zapata. Galatasaray'a gelmiş en kötü kalecidir. Hayrettin ağabey çok daha iyi kaleciydi kimse hakaret etmesin ona. En azından topa doğru atlıyordu Hayrettin ağabey. Zapata topa değil öbür tarafa atlıyordu. Atlamıyor muydu ? (Gülüşmeler)

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Avrupa'daki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz ? Kadrolara yapılan yatırımlara baktığımızda sizce de normal değil mi bu başarılar ? 

Türkiye'de futbolun kalitesi o kadar düşmüştü ki konjonktür olarak bakarsak son derece önemli başarılar. 2011 yılının yazında bir kabus yaşadık o kabustan sonra, o kabus da çözüldü çözülmedi tam olarak belli değil o iş. Ama iyi bir şey yani. Bütün takımlarımız geçsin. Yalnız şunlar birbirinden bağımsız şeyler; milli takım ve kulüp takımı. Mesela 2005'te İngilizler Şampiyonlar Ligini kazandı. Liverpool kazandı. 2006 Dünya Kupası çeyrek final penaltılarda elendin. Ama kulüp takımın hiç penaltılarda elenmez. Aynı oyuncular oynar. Jamie Carragher, Gerrard atar Liverpool'da, Scholes atar Manchester United'da, milli takıma gelince hepsi şaşar, penaltılarda elenirler. Demek ki çok bağlantılı şeyler değil bunlar. Milli takım başka bir şey. Kulüp takımları başka bir şey, lig başka bir şey. Mesela sen ligde 25 puan fark yaptın. Belçika'da var öyle son yıllarda 20 puan fark yapıp şampiyon olan takımlar. Ama Avrupa kupalarında hiç yok. Hepsi bir birinden bağımsız değişkenler. Hepsinin seviyesi aynı anda yükselirse tabi ki ülke futbolu o zaman tamamen yükselir.

Mesela Ronaldo ve Messi örneği...

Daha ne katkı versin adamlar. Portekiz'de Ronaldo gidip santrfor yetiştiremez ki evde saksı yetiştirir gibi. ''Ben Almeida'dan daha iyisini yetiştireceğim'' diyemiyor ki adam bir yandan da kendini yetiştirirken. Messi de bence milli takımda çok iyi. Ne yapsın Arjantin'in o kadar kötüydü ki savunma oyuncuları 2010 Dünya Kupasında. Gutierrez, Newcastle United'in şahane sol açığı sağ bek oynamak zorunda kaldı. Bir de herkes Maradona'ya kızıyor. Maradona kadar başınıza Maradona'nın eli yağsın.

''AYKUT KOCAMAN ŞU ANDA POTANSİYELİNİN %25 - %30'UNU YANSITABİLİYOR''

Ülkemizden çok uzaklaşmayalım... Aykut Kocaman'ı başarılı buluyor musunuz? Neler katmıştır Fenerbahçe'ye?

Çok şey katmıştır. Sadece o 3 Temmuz sürecinde yaptığı liderlik yeter. Bir de şunu söyleyeyim; mükemmel bir adamdır. İnsan olarak o kadar düzgün o kadar temiz ve o kadar gelişmiş bir vizyonu,beyni vardır ki... Şartlar Aykut Kocaman'ın daha verimli olmasını sağladıkça hakiki Aykut Kocaman'ın performansını göreceğiz. Şu anda kendi potansiyelinin %25 ini %30 unu ortaya dökebiliyor. Çünkü adam nelerle uğraştı geldiğinden beri. Biraz empati kuralım. Her maçı kazanmasını istiyorlar. Ondan sonra da ''Hocam 1-0 öne geçtikten sonra takımı çok geri çekiyorsun.'' evet çok geri çekiyor. Ama 1-0 öne geçirip çekmeyip gol kaçırdıktan sonra da ''Hocam zamanında takımı geri çekmedin'' diyorlar. E bir karar verin. Bu adamın Fenerbahçe'liler nezdinde ayrı bir yeri olsun derim ya. Liverpool'da Kenny Dalglish'in var. Manchester United'da Roy Keane'in var. Tottenham'da Glenn Hoddle'ın var. Glen Hoddle sırf o yüzden teknik direktörlük yaptı. Yoksa çok yetenekli olduğundan değil. Olağanüstü bir oyuncu olmasından, olağanüstü bir karaktere sahip olmasından dolayı.( Tabii ki engelliler hakkında yaptığı açıklama iğrenç ötesiydi. Hiç katılmıyorum) Fatih Terim hoca da böyle başladı. Şu anda Fatih Terim kadar etikili bir teknik adam değil tabi ki. Ama arada çok fark var. İkisini karşılaştırmak Aykut Kocaman'a büyük haksızlık. Fatih Terim'e de büyük haksızlık. Biri Galatasaray biri Fenerbahçeli diye böyle saçma sapan cenderelerin içine sokmayalım adamları.


''BEŞİKTAŞ'I MODERN FUTBOL DİNAMİKLERİNE DAHA HAKİM BİR HOCA ÇALIŞTIRSAYDI ŞU AN LİDERLE PUAN PUANAYDI.'' 

Beşiktaş'ın ligdeki durumu elinde kadroya göre iyi mi sizce? ''Feda'' gerekli miydi yoksa durum fazla mı dramatize ediliyor?

Durum çok daha vahimdi aslında. Neyse ki yönetimde çok iyi niyetli insanlar var. Beşiktaş'ın yönetiminin %90'ı iyi niyetli insanlardan oluşuyor. Şu anda Beşiktaş'ı Samet Aybaba yerine modern futbol dinamiklerine daha hakim bir hoca çalıştırsaydı şampiyonluk yarışında liderle puan puana olabilirdi Beşiktaş. Kaybedilen puanlardaki teknik direktör hatalarına bakın. Örneğin Trabzonspor maçındaki ilk 45 dakikasında sadece solak diye 1.96 lık bir pivot santraforu orta sahanın solunda oynatırsanız bu çok büyük bir teknik hatadır.

Şampiyonluk yarışında hangi takımı daha önde görüyorsunuz ?

Hiçbirini. Yani çok şey değişir. Avrupa kupalarında maçlar falan var. Tabi ki şu anda puan tablosunda Galatasaray önde gidiyor. Yuvarlak cevap verdi oluyor sonra ama ben sana koz verir miyim ? (gülüyor)

''JENERASYONUMUZ HAKİKATTEN İYİ AMA BUNUN YÜZDE KAÇINI BİZ ÇIKARDIK TARTIŞILIR.''

U20 Milli Takımı'nı izlediğimizde iyi bir jenerasyon yakalamışız gibi duruyor. Sizce Feyyaz Uçar neler katacak bu gençlere?

Feyyaz Uçar'ı yetiştiren bizzat Türkiye tarihinin en iyi Altyapı özkaynak hocası Serpil Hamdi Tüzün olduğu için onu anımsatıyor. Zaten en iyi ondan öğrenir yaparsın sen. Jose Mourinho, Louis van Gaal'den Bobby Robson'dan öğrendi. Feyyaz ağabey eski yıldız, altyapıdan yetişmiş eski ustalardandı sonuçta . Sonuçta Kenny Dalglish hemen teknik direktör olup double yapmadı ki 86'da. Bob Paisley ile çalıştı, Bob Paisley Bill Shankly ile çalışmıştı. O devamlılık çok önemli. Bence uzun yıllar kalmalı. Ayrıca sadece Feyyaz Uçar değil onun yardımcısı olarak Emre Aşık, Milli Takım Koordinatörü olarak Tugay Kerimoğlu... O oyuncuları görünce ''Aa Feyyaz Uçar Avrupa Kupalarında bu kadar gol atmıştı Beşiktaş'ta''. Mesela bakıyorsun 40 yaşına kadar futbol oynamış bir Tugay Kerimoğlu. Salih, Tugay Kerimoğlu'nu, Emre Aşık'ı gördükçe ''Ben de bunlar gibi olacağım'' der.  Jenerasyonumuz hakikatten iyi ama bunun yüzde kaçını biz yakaladık çok tartışılır. Takımda tabi Salih var, Artun Akçakın var  muazzam yetenek olduğunu düşünüyorum G.Birliği'nden. Yerli piyasada yetişen oyuncular da var ama takımın en önemli yıldızları, Hakan Çağhanoğlu mesela. Onu da sağolsun Almanlar bizim için yetiştirdi. Allah razı olsun. Ben Almanlar'ı hiç sevmezdim Mesut Özil'e kadar. Almanlar da Türkler'i pek sevmezdi. Devamlı bekliyoruz. Ama oyuncularımız bizi yani Türkiye'yi seçmez, Almanyayı seçerse de lütfen vatan haini ilan etmeyelim. İnsanlara zamanında o iş olanaklarını verseydik o insanlar da Almanya'ya göç etmezlerdi.

Yavaş yavaş soruların sonuna gelelim artık. Sizce Şampiyonlar Ligi şampiyonu kim olur bu sene?

Eğer ben tüm bunları bilsem her gün işe gitmem. Kim alacaksa yatırırım paramı ona. Alırım İzmir'de bir triplex villa. Bak öyle şato falan değil triplex ev sadece. Oradan bütün maçları izlerim yeni tahminlerde bulunurum. (gülüşmeler)



 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Hayatın Futbolu - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Inspired by Sportapolis Shape5.com
Proudly powered by Blogger