HFBlog olarak önceki yazımızda düşen takımlardan alınabilecek oyuncuları "Batan Geminin Malları" başlığıyla sizlere aktarmıştık. Bu kez de aynı takımlardan kurulabilecek kadrolarla ilgili bir kaç örnek vereceğiz.
Öncelikle kurulabilecek en iyi kadrodan başlıyoruz.
Kadro 1 (4-4-2) Tahmini Kadro Maliyeti: 13 Milyon Euro
Kaleci: Kalede 3 takımın kalecilerinin arasından en iyi olan Eduardo'yu seçtik. Geçmiş performansları ve bu sezon İBB'de gösterdiği performanstan dolayı, burayı en çok o haketmişti.
Defans: Sağ bekte ligin en iyi sağ bekleri arasında yer alan Geraldes'i kullanıyoruz. Bu sezon o da çok iyi bir performans göstermişti.
Stoperde eski performansını az da olsa aratan ancak yine de belli bir seviyenin üzerinde potansiyeli bulunan Stepanov ve ligimizin kalburüstü yabancı stoperlerinden biri olan Zayatte var.
Sol bekte savunmanın diğer kısımlarına göre zayıf nokta olsa da Türk olmasının verdiği bir kontenjan avantajı yaratabilecek Ferhat Öztorun bulunuyor.
Orta saha: Ön liberoda Orduspor'un sezon boyunca en diri kalan oyuncusu olan Ali Çamdalı bulunuyor.
Merkezde ise iki sezondur yüksek performansıyla göz dolduran Ben Yahia var.
Sağ kanatta bir dönem Arsenal'in de izlediği konuşulan genç yıldız Edin Visca var. Takımın büyük kozlarından biri.
Sol kanatta da Mersin'e geldiği ilk sezonunda muhteşem bir performans gösterip takımın lige tutunmasında büyük rol oynayan Nduka var.
Forvet: Sezonun uzun bir bölümünü sakat geçirmiş olsa da, sezon başında gösterdiği performansla ilk takıma girmeyi en çok hakedenlerden biri olan Barral var.
Ligimize geldiği zamandan bu yana büyük bir bitirici olduğunu her
fırsatta gösteren Nobre, kadronun bir diğer santraforu durumda.
Kadro 1 (4-5-1 versiyon) Tahmini Kadro Maliyeti: 13 Milyon Euro
4-5-1 versiyonunda ise ilk kadrodan tek isim değişiyor. O da Barral'ın yerine gelen Mahmut Tekdemir. Genç oyuncu son yıllardaki performansıyla büyük çıkış yakalayarak adının çokça anılmasını sağlamıştı.
Kadro 2 (4-4-2) Tahmini Kadro Maliyeti: 10 Milyon Euro
İkinci kadromuz ilk kadronun yedeklerinden oluşuyor. İlk kadroya giremeyeceğini düşündüğüm oyunculara burada yer verdik.
Kaleci: Kalede Eduardo'dan sonra ikinci tercihimiz olan Fornezzi var. Tabi bunda MİY takımının kalecilerinin istikrarsız performansları da önemli.
Defans: Sağ bekte Orduspor'un yıl boyunca sağ kanadını etkin bir şekilde kullanmasında önemli rol oynayan Garcia bulunuyor.
Stoperlerde Fenerbahçe altyapısının ürünü olan Can Arat var. İBB'ye geldiği sezondan bu yana istikrarlı bir performans sergilemişti. Can Arat'ın yanında ise, İBB STSL'ye çıktığı ilk sezondan bu yana takımın formasını giyen M.Vinicius bulunuyor.
Sol bekte ise, defansın her iki kanadında da oynayabilen bir genç yetenek var. Gençlerbirliği'nin yeni futbolcusu Serkan Yanık...
Orta saha: Ön liberoda her ne kadar bu sezon bekleneni veremese de bir dönem Fenerbahçe'nin listesinde bulunan Gosso var.
Onun önünde ise adını Manisaspor formasıyla Türk futbolseverlere ezberleten Nizamettin Çalışkan var. O da gelecek sezonda Gençlerbirliği forması giyecek olanlardan.
Sağ kanatta İBB'nin geçen sezonun devre arasında transfer ettiği futbolcu olan Tom var. Tom bu sezon dikkatleri üzerine çekecek bir performans sergilemişti.
Sol kanatta ise yine İBB'nin bir futbolcusu var. Geçen yaz transfer döneminde adı bir ara Galatasaray'la anılan Doka'nın bu kadroda neden yer aldığı zaten belli değil mi?
Forvet: Geçen sezon Orduspor kadrosuna dahil olan Hasan Kabze'de forvette görev alacak ilk oyuncu. Bu sezon gösterdiği performansla bu kadroda bulunması hiçte şaşırtıcı değil.
Bir diğer santrafor da iki sezondur Orduspor forması giyen ve Orduspor'un gol yükünün büyük bir bölümünü omuzlarına alan Stancu bulunuyor.
Kadro 2 (4-5-1 versiyon) Tahmni Kadro Maliyeti: 10 Milyon Euro
İkinci
kadronun da 4-5-1 versiyonunda tek bir oyuncu değişiyor. O da Hasan
Kabze'nin yerine kadroya giren Murat Ceylan. Genç oyuncunun adı bir
dönem ülkemizin büyük kulüpleriyle de anılmıştı. Murat Ceylan'ı bu
kadroda Gosso'nun yanında, çift yönlü bir orta saha olarak kullanıyoruz.
Kadro 3 (4-4-2) Tahmini Kadro Maliyeti: 6 Milyon Euro
Son kadromuzda da diğer kadrolarda yer veremediğimiz oyunculara yer veriyoruz.
Bu kadroda diğer kadrolarda olmayan 4 oyuncu bulunuyor. Bunlardan ilki, sağ kanatta oynayan ve bu sezonun devre arasında MİY takıma transfer olan Raheem Lawal. Genç oyuncu kısa sürede kadroya adapte olup, yüksek bir performans göstermiş ve her ne kadar takımı düşse de gelecek sezon STSL'de oynayabilecek kapasitede olduğunun sinyallerini vermişti.
Diğer bir kanat oyuncusu da Ömer Can, asıl mevkii santrafor olan oyuncuya, aynı zamanda hücumun her iki kanadında da görev yapabildiğinden sol kanatta yer verdik.
Diğer iki oyuncu da forvetten. Bunlardan biri daha önce Samsunspor formasıyla PTT 1.Lig'de muhteşem bir performans sergileyen Simon Zenke. Genç oyuncu bu sezonun devre arasında İBB takımına transfer olmuş ve iki yarı çok kötü bir performans sergileyen takımın diri kalan isimlerinden biri olmuştu.
Son oyuncu da Bursaspor tarihinin ilk şampiyonluğunda büyük bir öneme sahip olan Turgay Bahadır. Son sezonlarda büyük bir düşüş sergileyen oyuncu, eski yıllarda gösterdiği performansın verdiği izlenimle bu kadroya girmeyi başardı.
Düşen takımların, diğer kulüpler için büyük bir şans olduğunu anlatmaya çalıştığımız yazılara bir yenisini daha ekledik. Bu şans, düşen takımlardan alınacak her oyuncunun normal şartlardan daha ucuza gelmesiydi. Düşen takımlar için büyük bir sıkıntı yaratan bu olay, diğer takımların her zaman işine gelir ve her zaman üst lige çıkan takımlar, kadro eksiklerini önce bu takımlardan oyuncular araştırarak, bularak giderir. Bakalım bu transfer döneminde batan geminin malları olarak nitelendirilen oyuncuların yeni adresi neresi olacak?
HFBlog olarak bu yazımızda küme düşen takımlardaki oyunculardan değişik versiyonlarla kadrolar kurduk. Bizimle kalın...
Not: Kadrolar kurulurken yabancı sınırıları dikkate alınmamıştır. Ve tahmini kadro maliyetlerinde transfermarkt.com.tr sitesindeki piyasa değerleri baz alınmıştır.
Hayatın futbolu ekibi olarak hem finaller hem de yoğun gündem dolayısıyla sizlerden oldukça uzak kaldık. Hayatın futbolu ekibi olarak çok kapsamlı bir yazıyla karşınızdayız. Bu sefer futbolun içine, işin mutfağına girdik.
Başarılı bir takım olmak istiyorsanız ya çok paranız, ya da güçlü bir altyapınız olması gerekmektedir. İşte Dünyanın en iyi altyapılarına sahip takımlar. Barcelona - La Masia
Güzel futbol dediğimizde akla ilk gelen şüphesiz ki Barcelona... Futbolun her dönemine damga vurmayı başarmış bir takım Katalanlar.
Oynanan iyi futbolu bir ''yemek'' olarak düşünürsek her güzel yemeğin çıktığı iyi bir mutfak var demektir. İşte Barcelona'nın da mutfağı La Masia...
Barcelona'nın akademi direktörü Guillermo Amar, genç takım antrenörlüğü görevinde ise Eusebio Sacristan bulunuyor.
La masia 1979'da kuruldu. Nou Camp'ın hemen yanında yer alan bu tesis çok modern koşullara sahiptir, çok amaçlıdır. İçerisinde restoran, seminer salonu, spor salonu, kütüphane barındırır. Buradan da anlayabileceğiniz gibi sadece futbolun düşünüldüğü bir yer değil. Bir eğitim kurumu La masia. Buradaki öğrenciler futbol çalışsalarda okul eğitimlerinden geri kalmıyorlar. Burada derslerinden geri kalmamasını sağlayacak hocalar da mevcut
Johan Cruyff Etkisi
''Çiflik Evi'' anlamına gelen La masia bugün başarılı bir kurumsa bunda en büyük pay şüphesiz ki Hollandalı efsane Johan Cruyff'e ait. Cruyff ile birlikte daha da gelişen La masia, kendine Ajax'ı örnek aldı.
Barcelona altyapısına katılımlar 7-8 yaşlarında başlar. Öğrencileri altyapıdan itibaren A takımın sistemi öğretilir. (Barcelona'da bu sistem 4-3-3) Böylece gençlerin A takım için her zaman hazır olmaları sağlanır. Baktığımızda alt kategoriden profesyonel takıma çıkan her Barcelona'lı uyum sorunu yaşamadan takıma adapte olur.
La masia bir yuva. Çalışanlar Messi, Xavi, İniesta gibi oyuncuların hala yemek yemek için buraya geldiklerini söylüyor. ayrıca buranın Nou Camp'a yakın olması da çocuklar için bir avantaj. Çocuklar bu sayede hayallerine ne kadar yakın olduklarını görüyorlar.
Barcelona altyapısından çıkan oyuncuları sıralayacak olursak Barcelona 11'ini saymaktan öteye gidemiyoruz; Messi, Xavi, İniesta, Pique, Puyol, Krkic, Busquets. Eskilerden ise Guardiola, Tito Villanova gibi isimler de La masia çıkışlı.
Yayınlanan video ile ''La masia'daki 1 gün'' insanlara aktarılmış.
AJAX - DE TOEKOMST
Ajax'tan önce biraz Hollanda'dan bahsedelim. Bir ekol mevcut Hollanda'da. Kulüpler borca girmiyor. Dolayısıyla pahalı transferler yapılmıyor. Sahip oldukları sistemler zaten pahalı transferler kadar iyi oyuncu çıkartabilecek seviyede.
Peki altyapıda en iyi Ajax mı?
Bu sorunun cevabını A takımlardaki altyapı kaynaklı oyuncu sayısına göre verebiliriz. Feyenoord'da bu sayı 11/6 iken Ajax'ta biraz daha fazladır. Bunlara yaklaşan başka bir takım da bulunmamaktır. Burun farkıyla Ajax önde olsa da Hollanda'nın en iyisi bu iki takım diyebiliriz.
De Toekomst, anlamı ''Gelecek''. Ajax'a ait bu tesisler çoğu otoriteye göre en iyisi. Stadyumun hemen yakınında yer alan bu modern kompleks bünyesinde, 7 adet doğal çim saha, 1 adet yapay çim saha ve PAF takım maçları için küçük bir stadyum barındırıyor.
1960'tan beri altyapıya önem veren Ajax'ın bu tesisi 1996'dan beri faaliyette. 10 farklı takımdan 160 genç burada çalışmalarını sürdürmekte. Başında eski futbolcu Wim Jonk var.
Ajax'ın altyapı sisteminde daha çok rekabetçi bir ortam göze çarpıyor. Sadece en iyi olanların devam edebildiği bir sistem var. Öğrenciler ağırlık çalışabiliyor, yüzme havuzlarında yüzebiliyor, jimnastik salonlarında çalışabiliyor.
Öğrencilerin ekstradan vakit geçirebilmesi için piyano, bilardo ve video oyun alanları da mevcut.
Sağlık hizmetleri de çok gelişmiş durumda. Yani çocukların sağlığı için her şey düşünülmüş. En küçük bir sakatlık anında masörler ve fizyoterapistler devreye giriyor.
Eğitim genelde 5-6 yaşındaki miniklerden başlar. Ama çoğu zaman daha geç başlarlar. Ajax'ta 7-8 yaşından itibaren ilk takımlar oluşur ve 17-18'e kadar gider.
Öğrenciler yaşlarına göre sıralanıyor. Barcelona'da olduğu gibi A takım sisteminde oynatılıyorlar (4-3-3). Ajax alt yapısından çıkan isimlerden bazıları; Van der vaart, Seedorf, Sneijder, Kluivert, Bergkamp, Van der saar, Van basten, Rijkaard
Tips Modeli
Eğitimlerde ''Tips'' adı verilen model kullanılır. Tips'in açılımı, ''techniek, inzicht, persoonljikheid, snelheid'' yani teknik, kavrama-algılama, kişilik ve hız. Kişilik ve hız ilk etapta çocuklarda aranan özellikler. Çünkü bunların daha sonradan kişiye kazandırılması çok zor.
Eğitimlerin fiziksel ayağı ise 8 alana ayrılıyor. ''Koordinasyon, ''Çalım'', ''Şut, Pas ve Taç Atışı'', ''Kafa Vuruşu'', ''Bitiricilik'', ''Topsuz Oyunda Pozisyon Bilgisi'', ''Toplu Oyunda Pozisyon Bilgisi'', ''Dar Alanda Oyun Yeteneği''.
BUCASPOR FUTBOL AKADEMİSİ
Bucaspor akademisi İzmir'de yaşayan çocuklar için büyük şans. Akademinin merkezi Buca'da. 2007'de kurulan bu akademi bazı çalışmalarını Cemil Şeboy Tesislerinde de sürdürmekte.
Bucaspor akademisinde genelde seçilmiş öğrenciler (en iyiler) yer alır. ''Aday Yıldız Futbolcu İzleme Faaliyetleri'', ''Futbolcu Eğitim Kursu'', ve ''Futbol Akademisi'' olmak üzere 3 alanda çalışır.
Futbolculuk eğitimlerinin yanında öğencilerine ders eğitimi ve sosyal aktivite imkanı da sunar. Tesislerin 3 çim saha, 4 suni saha, lojman, spor salonu ve sosyal binası vardır.
Akademinin içerisinde 9 altyapı takımı vardır. Bunlar; U12, U13, U14, U15, U16, U17, U18, DSGL ve Bucaspor A2 takımıdır.
Eğitilen öğrenciler belirli seviyelerde isimlendirilirler. Her öğrencinin ait olduğu bir seviyesi vardır. Öğrenciler sırasıyla; ''seviye altı'', ''seviye'', ''elit altı'', ''elit'' seviyelerine yükselebilirler.
Akademiden şu ana kadar çıkan isimlere baktığımızda; Mehmet Batdal, Murat Karakoç, Koray Arslan, Sertan Vardar, Bekir Yılmaz, Sercan Kaya ve Salih Uçan'ı görmekteyiz.
ALTINORDU
Bucaspor'dan bahsederken İzmirli gençlerin çok şanslı olduğunu söylemiştik. İşte gençlerin şanslarından biri de başka bir İzmir futbol okulu Altınordu.
Sorumlu yöneticiliğini İsmail Güler'in yaptığı Altınordu ''İyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu'' felsefesiyle yola çıkmış ve eğitimini de bu felsefe üzerinden vermektedir.
Kanıta ve kayıta dayalı eğitim programı uygulanır. 2006'da kurulan bu futbol akademesi 6 yıl gibi kısa bir sürede 13 kupa kazanmıştır.
Altınordu'ya ait tesisler İzmir Yeşilyurt, Kuşadası, Kuşadası AFA, Selçuk Efes, Işıkkent İzmir'de yer almaktadır.
ATHLETİC BİLBAO ALT YAPISI
İspanya'nın en isyankar takımı Bilbao. Bask bölgesinde doğup büyümeyen hiçbir oyuncuyu kadrosuna almıyor. Bu durum da tabii ki altyapıya önem verilmesi gerektiği anlamına geliyor.
Bilbao'nun başarılarına baktığımızda bu sistemi çok başarılı şekilde uygulayabildikleri de ortada. Real Madrid ve Barcelona ile birlikte alt lige düşmeyen tek takım Bilbao. 350 bin nüfusa sahip bir bölgeden bu kadar yetenekli isimler çıkartıyorsanız, bir şeyleri doğru yapıyorsunuz demektir.
Bilbao altyapılarında eğitim 7-8 yaşında başlıyor. Endüstriyel futbola karşı bir alternatif olarak örnek gösterilebilir Athletic Bilbao'nun sistemi. Takımın tamamı altyapıdan gelen genç oyunculardan oluşuyor ve bu kadro UEFA finali bile oynadı.
Takımdaki altyapı çıkışlı yeteneklere baktığımızda; Muniain, Javi Martinez, Amorebieta, Llorente, Andre Herrera'yı görmekteyiz.
BORUSSİA DORTMUND ALTYAPISI
İç ve dış kaynaklı olmak üzere 2 sistemi vardır. İç kaynaklı sistem; Dortmund veya çevre illerden akademiye oyuncu kazandırmak, dış kaynaklı sistem ise; Almanya, Polonya, Fransa, Hollanda gibi ülkelerden yapılan araştırmalar sonucu akademiye oyuncu kazandırmak.
6-7 yaşına gelen çocuklar deneme için akademiye alınırlar. Resmi anlamda en alt seviye U9'dur.
Birçok büyük kulüp gibi Dortmund'un tesisleri de A takım tesislerinin olduğu yerde bulunmaktadır. Zaten Klopp gibi yetenek avcısı bir hoca da Dortmund'un yetenekli çocuklarının gözünün önünde kalmasını isteyecektir. Dortmund'lu gençlere eğitimlerin verildiği bu tesis oldukça modern koşullara sahiptir.
Yetenekli gençlerin yükselişine başlarındaki çalıştırıcılar karar verir. A takım çalıştırıcısı onay verirse oyuncu A takıma yükselebilir.
Altyapı sorumlusu olarak kulübün başında Wolfgang Springer bulunmaktadır. Özel bir ismi olmayan tesisler Dortmund/Bracel'de yer almaktadır.
Geçtiğimiz aylarda Fenerbahçe ve Dortmund arasında bir altyapı ortaklığı kurulduğunu da hatırlatalım.
Dortmund'un verdiği eğitim ortada. İşte Dortmund'un Footbonaut programı ve altyapısında yetişmiş bir çocuğun yaptıkları:
WEST HAM UNİTED VE SOUTHAMPTON
Çoğu kişinin tahmin etmediği bir isim West Ham eminim. Fakat sanılanın aksine çok gelişmiş bir altyapı ağı mevcuttur. Ted Fenton'ın 1950'de kurduğu bu akademi daha çok kişisel yetenek gelişimine önem vermektedir.
Çıkan oyunculara bir baktığımızda yukarıdaki tezimiz daha da güçleniyor; Rio Ferdinand, Frank Lampard, Carrick, Joe Cole, Jermain Defoe, Glen Johnson.
İngiltere'ye gelmişken hemen hızlıca diğer bir İngiliz ekibinden bahsedelim. Bu isim de sizi şaşırtmış olabilir. Şaşırmanız gayet normal. Çünkü pek de başarılı olamayan bir takım Southampton. Çok başarılı oyuncular çıkartıyor olmasına rağmen bunları elinde tutamıyor. Dolayısıyla da başarı gelmiyor.
Southampton sahalarından çıkan isimlere bakın; Alan Shearer, Wayne Bridge, Theo Walcott, Chamberlain, Gareth Bale.
AC MİLAN
Milanello adı verilen otoriteler tarafından en iyisi kabul edilen tesise sahiptir. Hatta Fransız oyuncu Desailly'e Chelsea transferinde ''Tesisleri nasıl buldun etkilendin mi?'' sorusu sorulmuş, Desailly de bu soruya ''Ben Milanello'yu gördüm.'' demiştir.
Bu tesis 1963'te inşa edilmiştir. İçerisinde 3 çim saha, 3 salon, 1 futbol sahası ve 1 astroturf alanı bulunmaktadır.
Eski günlerini mumla arayan Milan belli ki çareyi altyapıda görmekte. Gençlik kampı projesini başlatan Milan 42 ülke, 190 lokasyonda projesini gerçekleştiriyor. Bunu gerçekleştirdiği yerlerden birisi de Türkiye. Rüya Kampı adındaki futbol okulunda birçok Türk çocuk eğitim görmekte.
RENNES
Fransa'da altyapı denildiğinde akla Bordeaux, Marsilya, Lyon gelmesi gerekirken en iyi altyapı Rennes'e ait.
Rennes son 3 yıldır en iyi altyapıya sahip takım seçiliyor. Gourcuff, M'bia, Jimmy Briand, Mickael Silvestre, A. Revelliere, Etienne Didot, J.Fatty, S. Wiltord gibi isimler çıkartmıştır.
Altyapının başında Patrick Rampillon var. Rennes altyapıya kulüp bütçesinin sadece %10'unu aktarıyor. Bu da teknik ekibin başarılı olduğunu gösterir.
Takımın yarısını altyapıdan gelmiş oyuncular oluşturuyor. Bireysel çalışmaya önem veren bu sistemi eski futbolcu François Pinault yapılandırmıştır.
Decloisonnement uygulaması yapılmaktadır. Bu uygulama kapsamında 14 yaşındaki bir çocuk 16 yaşındakilerle birlikte oynatılır. Böylece eksiklerini daha net görür ve daha hızlı kapatır.
Rennes'in ülke içinde 8 direktör ve 25 gözlemcisi bulunmaktadır.
ÇANAKKALE DARDANELSPOR
Takım anlamında pek başarılı olamayan Dardanelspor adeta futbolcu fabrikası görevi görerek ülke futboluna hizmet etmiştir.
Modern tesislerde eğitim veren Dardanelspor'un güçlü bir staff ve scout ekibi bulunmaktadır.
Oyuncu tercihi fizikli ve güçlü oyuncular tercih edilmektedir. Mehmet Topal, Selçuk İnan, Gökhan Zan, Haan Kabze, Tolga Seyhan, Okan Koç, Fevzi Elmas gibi isimleri Türk futboluna kazandırmıştır.
*** Hollanda futboluyla alakalı verdiği bilgiler için Oğuzhan Oğuz'a (AMK, Yarısaha.com) *** Borussia Dortmund ile alakalı verdiği bilgililer için BVB Türkiye sayfasına teşekkürler
Kuşkusuz her Beşiktaşlıya veya futbolsevere Beşiktaş'ın efsane başkanlarını sorsanız size ilk vereceği cevap Süleyman Seba'dır. 20 yaşında Beşiktaş A takımında top koşturmaya başlayan; futbolculuğu her ne kadar ön plana çıkmış olmasa da, 21 yaşındaki genç Seba İnönü Stadı açılışında İsveç takımı AIK'ya ilk golü atmış, adını tarihe yazdırmıştır. Fakat o dönemin taraftarları, ilk golü atan gencin ileride Beşiktaş'a başkan olup, başarıdan başarıya koşturacağını kim tahmin edebilirdi ki?
Beşiktaş'ın sıkıntılarla boğuştuğu 1984 yılında başkanlık koltuğuna oturmuş ve 2000 yılına kadar görevini sürdürmüştür. 16 senelik başkanlık süresince Beşiktaş 5 lig şampiyonluğu yaşamış; 4 Türkiye Kupası, 4 Cumhurbaşkanlığı, 2 Başbakanlık ve 4 TSYD Kupası kazanmıştır. Beşiktaş şampiyon olmadığı dönemler bile her zaman ilk 2 içinde kalmış, "Şerefli İkincilikler"le hiçbir zaman havlu atmayan bir takım olgusu haline gelmiştir. 2000'li yıllara gelindiğinde takımın kötü gidişatı başkana kesilmiş, bu eleştirilerden rahatsızlık duyan Süleyman Seba Mart ayındaki kongrede başkan adayı olmadığını açıklamıştır. Başkanlık görevini bitirdikten sonra kongre üyeleri , oy birliği ile Hakkı Yeten'den sonra Beşiktaş'ın ikinci onursal başkanı olarak Süleyman Seba'yı seçmiştir.
İlginizi çekerse Süleyman Seba videoları için tıklayın.
BURSASPOR
80'li yılların sonuna doğru Türkiye'de futbol anlamında -Trabzonspor'un son şampiyonluğunu alması ile birlikte- 3 büyüklerin hegemonyası iyice artmıştı. Lig şampiyonluğunu 3 büyükler yaşıyor, diğer kupaları nadiren de olsa Anadolu kulüplerinden çıkıyordu. Ancak fikstürler 2009-2010 sezonunu gösterdiğinde Anadolu, şampiyon bir şehir çıkaracaktı. Bursaspor'un tarihindeki ilk lig şampiyonluğunu yaşatan olarak başkan İbrahim Yazıcı; şampiyon takımı ile tarihe adını kazdırmıştı.
Daha önce siyasetle ilgilenen ve milletvekili olan İbrahim Yazıcı, 88-92 yılları arasında ilk olarak başkanlık yapmış, takımın o dönemki en büyük başarısı Başbakanlık Kupası olmuştu. Daha sonra 2007 yılında yapılan kongrede tekrar Bursaspor'un başkanı seçilmiştir. Kulübün geçmişindeki başkanların görev süresine bakıldığında ortalama 2-3 senede görevini bitirmiş olmalarına rağmen İbrahim Yazıcı, 50 yıllık kulüp tarihinde 10 seneyi aşkın başkanlık deneyimi yaşamış ve halen de devam etmektedir. Göreve geldiği 2007 yılında futbola dair gerekli yatırımları yapmış, şampiyonluğa zemin hazırlamıştır. 2009'a kadar bir başarı sağlamasa da 2009 yılında takımın başına Ertuğrul sağlam'ı getirmiş, hepimizin bildiği gibi Sağlam yönetiminde ligde fırtına gibi esen ve sonu mutlu sonla biten bir Bursaspor'un ortaya çıkmasına ortak olacaktı. Bursaspor'un bu efsane sezonuna öncülük eden Yazıcı; kulüp tarihi ve taraftarlarca "Büyük Başkan" olmuştur
FENERBAHÇE
Fenerbahçe'nin en kötü sezonundan alıp başarılarla dolu yıllara taşıtan öykünün başkahramanı olmuştur Ali Şen.
Göreve geldiği 1980-81 sezonunda son 3 sene şampiyonluk yaşamayan; küme düşme potasında averajla ligde kalan bitik bir Fenerbahçe'de dümenin başına geçmiştir. İlk sezonunda Westphalia Kupası, Donanma Kupası gibi çeşitli kupalar kazanmış fakat lig şampiyonluğunu kazanamamıştır. Sonraki sezon ciddi yatırımlarla lige adeta fırtına gibi girerek hem lig şampiyonluğunu hem de Türkiye Kupasını kazandı. Fenerbahçe o sezon "bir sezonda 5 kupa" rekorunu egale etmiştir. 2 sezonda Fenerbahçe'ye layık olan yere getirmiş, deyim yerindeyse "zirvede bırakmış"tır. Diğer başkanların aksine takım ligde birinciyken görevinden ayrılmıştır.
Ali Şen'in altyapı ve tesisleşmeye verdiği katkıda yıllardır izlerini devam ettirmiştir. 82-83 sezonunda Fenerbahçe Stadını tekrar açmış, Dereağzı tesislerini çimlendirerek Türkiye'deki ilk çim antrenman sahası olmuştur. Bunun dışında sadece futbol değil, diğer amatör branşlarda da atılım yapmıştır. Çok nadir başarılar sağlanan amatör branşlarda (basketbol, voleybol, masa tenisi, yüzme, atletizm, kürek, güreş) yeniden canlandırmış, hem Türkiye'de hem de Avrupa'da başarılı olmuştur.
Ali Şen'in ikinci başkanlığında (94-98) yine çok sıkıntılı bir dönemde başkanlığa gelmiş; 4 sezondur şampiyon olmamış takım 5. sezonunu da Ali Şen'le başlamıştır. Yönetimden çıkan çatlak seslere karşılık taraftarların "Ali Şen başkan, Fenerbahçe Şampiyon" tezahüratları iyi bir destek olmuş, Ali Şen'e karşı olan tavırlar yumuşamış, başkanlığına devam etmiştir. O sezon fenerbahçe 5 yıl aradan sonra ilk kez şampiyonluğuna ulaşmıştır. Ali Şen'in özel hayatı ona karşı olan eleştirileri haklı olabilir fakat onu efsane yapan şey; Fenerbahçe'nin en kötü zamanlarında sorumluluğu üstüne alıp gerek başarıları, gerekse kulübe ve diğer branşlara verdiği üstün hizmetlerinden dolayı onu efsane yapacak nitelikte olmuştur.
GALATASARAY
Galatasaray'da efsane denilince akla ilk gelen "efsane" 96-2000 sezonudur. Galatasaray'ın o müthiş yıllarında o başarıların baş rolünde de tabi ki başkan Faruk Süren vardır. Futbol takımının kazandığı başarılar bakımından sadece Galatasaray'ın değil, Türk futbol tarihinin en başarılı başkanıdır.
Alp Yalman'dan aldığı başkanlık koltuğunda futbol takımıyla alakalı ilk adımı tam yetkiyle Fatih Terim'i takımın başına getirmek olmuştur. Başkanlık koltuğunda olduğu 5.5 yıl süresince Galatasaray 4 sene üst üste lig şampiyonluğu, 3 Türkiye Kupası, 3 TSYD Kupası, 2 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 1 UEFA ve 1 UEFA Süper Kupası olmak üzere toplam 14 kupa kazanmıştır. Ayrıca 2000 yılında kazandığı bu başarılardan ötürü FIFA, Eylül ayında Franz Beckenbauer tarafından Galatasaray'a Millenium Kupası verilmiştir. Her ne kadar mali bakımdan o dönem eleştirilse de Faruk Süren başkanlığında kazanılan bu başarılarla adını tarihe yazdırmıştır.
TRABZONSPOR
Trabzonspor'da 3 dönem başkanlık yapan, şu anda faal olarak onursal başkanlığına devam eden Mehmet Ali Yılmaz hiç şüphesiz kulübün başkanlık tarihinde ön plana çıkan başkandır. Kulübün 45 yıllık tarihinde 3 ayrı dönem toplamda 12 yıl başkanlık koltuğunda oturmuş, gerek başarı anlamında; gerek altyapı, tesisleşme ve diğer branşlar anlamında büyük katkı sağlamıştır.
Başkanlığı süresince Trabzonspor 1 Süper Lig şampiyonluğu; 2 Türkiye Kupası, 1 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 1 Başbakanlık Kupası başarılarını elde etmiştir. Biraz ironi olacak fakat Trabzonspor son lig şampiyonluğunu Mehmet Ali Yılmaz'ın göreve geldiği ilk dönemde, yani 83-84 sezonunda yaşamıştır. Trabzonspor'a tesis kazandırmış, şu an kendi ismi yaşatılmaktadır.
Tribünlerimizden her maç sesler yükseliyor. Bu sefer bu sesleri duymak için farklı bir mekana, üniversitelere uzanıyoruz. ''Kampüslerden gelen sesleri'' aktarıyoruz sizlere.
Ülkemizdeki takımların birçok taraftar grubu var ve bu taraftar gruplarının alt grupları mevcut. Bu alt grupları çoğu zaman üniversiteli öğrencilerin kurduğu gruplar oluşturuyor. Fakat ana gruplardan bağımsız kurulmuş üniversiteli gruplara da rastlamak mümkün.
ÜNİBJK
''İlmi okuldan, hayatı Beşiktaş'tan'' felsefesiyle yola çıkmışlardır. 2001 yılında kurulmuştur. Kurucu okulları Boğaziçi Üniv., Bilgi Üniv., İTÜ, Koç Üniv. ve YTÜ'dür.
80'e yakın üniversitede 10 bine yakın üyesi bulunmaktadır. Başkanlığını Can Yılmaz yapmaktadır.
ÜniBJK maçlarda İnönü Stadyumu Eski Açık Tribününde yer almaktadır.
1907ÜNİFEB
1998 Yılında Boğaziçi Üniversitesi Fenerbahçeliler Birliği (BUFEB) 'nin kurulması ile temelleri atılmıştır. Bunu daha sonra Bilgi Üniversitesi, İTÜ, YTÜ takip etmiştir ve tüm bu üniversiteler ortak hareket etme adına ''ÜNİFEB'' çatısı altında birleşmişlerdir. Grubun resmi kuruluş tarihi Mayıs 2001'dir.
38 il, 67 üniversitede temsilciliği bulunan Ünifeb'in 20 bine yakın üyesi bulunmaktadır. Grubun şu andaki başkanı Sercan Çetin'dir.
Kadıköy Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'nun Türk Telekom Tribünü (Okul açık) C Blok bölümünde yer almaktadır.
Vamos Bien ve Grup CK ile yakın ilişkileri olup, hemen her koreografide bu grubun imzası vardır.
ÜNİGFB
2001 yılında kurulmuştur. Fenerbahçe tribünlerinin en büyük gruplarından olan GFB'nin alt gruplarından biridir, ayrı bir grup sayılamaz.
30'a yakın üniversitede temsilcilikleri bulunmaktadır. Onlar da Ünifeb gibi Türk Telekom Tribünü'nde (Okul Açık) yer almaktadırlar.
ULTRASLAN-ÜNİ
2001 yılında kurulmuştur. 93 üniversitede faaliyet göstermektedirler. Grubun şu anki başkanlığını Rafet Karanfil yapmaktadır.
Ali Sami Yen Stadyumunda Eski Açık Tribününde yer alan grup,Türk Telekom Arena'nın Pegasus
Tribününde yer almaktadır.
Stadyumda yapılan koreografi ve pankartların çoğu bu gruba aittir. Ultraslan'ın alt grubudur
ÜNİ TS
Trabzonspor'u destekleyen üniversiteli öğrencilerden oluşan taraftar grubudur. Marmara, Bolu, Zonguldak, Aydın, Sakarya, Fatih, Düzce, Bahçeşehir, Karabük, Gazi, Hacettepe, Bilecik ve İstanbul Üniversitesinde örgütlenmeleri bulunmaktadır.
İstanbul, Ankara ve Trabzon taraftar grubunun en çok üyesinin bulunduğu illerimiz.
ÜNİ TİMSAH
Toplamda 56 temsilciliği bulunmaktadır. Çok sayıda üyesi bulunur. Grubun şu andaki başkanlığını Ender Yılmaz yapmaktadır.
Grup 2002 yılında kurulmuştur. 2007 yılında dernekleşmiştir ve ''Üniversiteli Bursasporlular Derneği'' (UBD) adını almıştır.
ÜNİ ESES
Bir tribün grubu olmaktan öte daha çok akademik bir taraftar birliğidir. Üyelerini genelde öğrenciler, üniversite mezunları ve öğretim üyeleri oluşturur.
Tribün faaliyetlerinden ziyade sivil toplum organizasyonlarında da kendilerini görmekteyiz.
Grubun kuruluşu ilk olarak 2005'te planlanmıştır. Ocak 2006'da yapılan genel kurul ile ''Üni ESES'' adını almıştır.Grubun başkanı Mustafa Özcan'dır.
ÜNİKSK
19 üniversitede faaliyet gösteren İzmir temsilcisi Karşıyaka'nın taraftar grubu 2002 yılında kurulmuştur. Karşıyaka'nın yer aldığı her branşta tribünde yer alıp takımlarını desteklemektedirler.
Temsilcilik için başvuran okulda ''en az 5 üye'' kuralını uygularlar. Grubun başkanı Cihan Büyükoral.
ÜNİVERSİTELİ TATANGALAR
4 Aralık 2006'da kurulmuştur. Yaklaşık 600 üyesi bulunmaktadır. Sakaryaspor'u destekleyen bu taraftar grubu, ana grup olan ''Tatangalar''ın alt grubudur.
Grubun hedefi Sakaryaspor'u bulunduğu yerden kurtarıp eski günlerine döndürmektir. Yaptıkları organizasyonlar, verdikleri destek hep bu yöndedir.
Geçtiğimiz günlerde spor medyasında çıkan bir haber, önemli olmasına rağmen pek yankı bulmadı 2022 Dünya Kupasını düzenleyecek olan Katar, başka bir projeye daha imza atıyor.
Projenin adı Dream Football League. Turnuvayı Katar Kraliyet ailesi düzenliyor. 2 yılda 1 yapılması planlanan turnuva yaz aylarında yapılacak. Buraya kadar her şey normal gibi görünse de küçük bir detay var; 24 takımla düzenlenecek olan turnuvaya katılan her kulübe 210 Milyon Euro luk bir ayak bastı parası ödenecek. turnuvada 16 tane daimi üye olacak ve geri kalan 8 takım o yılki performansına göre seçilecek.
Peki UEFA Şampiyonlar Ligi bundan nasıl etkilenir?
UEFA gruplara kalan her takıma ayak bastı parası olarak 3.9 milyon euro, maç bonusu olarak her maç için 550 bin euro toplamda 6 maçtan 3.3 milyon euro net gelir. Her galibiyet için 1 milyon euro, her beraberlik için ise 500 bin euro. Bir sonraki tura kalan takımlar 3 milyon euro, çeyrek finale kalanlar 3.3 milyon euro, yarı finale kalanlar ise 4.2 milyon euro kazanıyor. Finalistlerden kaybeden 6.5 milyon euro, kazanan ise 10.5 milyon euro kazanıyor. Takımlara bu rakamların dışında yayın gelirleri, atılan gol sayısı vs. gibi kriterlere göre de ekstra para ödeniyor
Bu durumda tüm maçlarını kazanan bir şampiyonlar ligi şampiyonunun gelirlerini hesaplayacak olursak;
4.000+3.300+6.000+3.000+3.300+4.200+10.500= 34.3 Milyon Euro. Tabiki buna yayın gelirleri dahil değil. Her ülkenin katılımcı sayısana göre değişen yayın gelirleri mevcut. Örneğin Türkiye 12.4 Milyon Euroluk bir yayın gelirine sahip. 2 takım gönderdiğimizde bu rakam yarıya bölünüyor.
Geçen senenin Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Chelsea F.C. 56 Milyon Euro'yu kasasına koydu. Yani tüm maçlarınızı kazanırsanız ve sonunda kupayı alırsanız, Katar'daki turnuvanın sadece katılım bedelinin neredeyse 1/4'ini kazanabiliyorsunuz.
Siz bir kulüp yöneticisi olsaydınız hangisini seçerdiniz? Bunu zaman gösterecek. Turnuvanın 2015 yılında gerçekleştirilmesi planlanıyor.
İngiliz holiganlar tarafından oluşturulmuştur. Bu kısaltma kısa sürede çok fazla kişi tarafından kullanılmaya başlanmıştır.T-shirtlere, bardaklara, bilekliklere model olan bu kısaltmayı vücuduna dövme olarak yaptıran taraftarlar bile vardır.
Güney Avrupa ve Güney Amerika çevresinde polisi stadyumlarda istemeyen taraftarların sıkça kullandığı bir ''klişe'' halini almıştır.
Yönetmenliğini Stefano Sollima'nın yaptığı 2012 yapımı bir İtalyan filmi olan A.C.A.B adından da anlaşılacağı üzere tam da bu konu üzerinde durmaktadır.
A.C.A.Bdeyimi ilk olarak sadece ayarsız şiddet uygulayan polislere karşı başlatılmıştır.Fakat zamanla yayılan bu deyim tüm polisleri kapsamaya başlamıştır. Polislerin tepkisini çeken bu deyim yüzünden İtalya ve İngiltere gibi ülkelere A.C.A.B dövmesi olan kişiler girememektedir. Bu ülkelerde yaşayan insanlar ise bu dövmelerden ötürü sert müdahalelere maruz kalmaktadır.
Avrupa'da stadyuma sokulması yasak olan A.C.A.B pankartlarını tribünlere sokmakta direten taraftarlarla polis arasında sıkça olaylar çıkmaktadır. Pankartları stadyuma sokmak için çeşitli yollara başvuran taraftarların en sık başvurduğu yol, A.C.A.B nin anlamından habersiz olan polislere farklı anlamda olduğunu söylemek. Bu anlamlar genelde; ''All Cops Are Beatiful'',''All Colors Are Beatiful'' dır.
A.C.A.B basit bir söz değildir.Belki ilk oluşturulduğunda amaç basit bir tepki gösterme şekliydi, fakat zamanla dünya genelinde yayılarak bir felsefe halini aldı.
Taraftarlar ACAB felsefesini o kadar benimsemiş olacak ki, üzerine şarkılar bile yazmışlar:
Ülkemizde A.C.A.B felsefesiyle alakalı çok şiddetli olaylara rastlanmamaktadır.
Türk taraftarlar her olayda olduğu gibi bu olayda da farklılıklarını ortaya koymuşlardır. İşte taraftarların polise karşı yazdıkları beste : Sık bakalım, sık bakalım Biber gazı sık bakalım Kaskını çıkar Copunu bırak Delikanlı kim bakalım!!
Bir futbol maçı
11 e 11, 22 kişi ile oynanıyorsa burada en önemli olan şey şüphesiz takım
olabilmektir. Fakat ''takım olma'' söylendiği kadar kolay değildir. Futbol
dünyası dev ekonomilerle yola çıkıp takım olmayı başaramadığı için hayal
kırıklığı yaratan örneklerle dolu. Takım olabilmek demek saha içinde
yardımlaşmak demek değildir. Takım olabilmek için malzemecisinden başkanına, fizyoterapistinden
futbolcusuna kadar her alanda bir bütün
olmak esastır. Bu düşüncemizi örneklerle destekleyelim. İşte karşınızda takım
olmayı başaranlar ve bu konuda başarısız olanlar.
Öncelikle takım
olmayı başaranlardan başlıyoruz:
B.Dortmund:İlk olarak yakın tarihten bir örnek olanBorussia
Dortmund’la başlıyoruz. Yönetimi, futbolcusu, taraftarı, teknik ekibiyle son
iki sezondur takım olmak deyimini başarılarla futbol sahnesine sunmuştur.
Bilindiği üzere takım olmayı başarabilmek takım oyununu futbol felsefesiyle
özdeşleştirmiş bir teknik direktörle başarılabilecek bir olaydır. İşte tam da
burada devreye Jürgen Klopp girdi. Klopp, takımın başına geçtiği 2008 yılından
beri takıma büyük bir ivme kazandırdı. Oyuncular geldi, oyuncular geçti fakat
takımın o devamlı yükseğe oynayan çizgisi değişmedi, hatta değişmemekle kalmadı
her sene daha da üzerine koydu. Öyle bir takım oyunu düşünün ki, bir oyuncunun
kaybedildiği yerde diğeri daha iyi bir performansla ortaya çıksın, adeta
“şapkadan tavşan çıkarmak” dediğimiz olay. Nuri Şahin sırtlıyordu öncelerde
takımı, öyle oynadı ki dünya devi Real Madrid’in ilgisini çekti ve sene sonunda
takımdan ayrıldı. Herkes acaba bu sene B.Dortmund ne yapacak derken, devreye
altyapının altın çocuğu Mario Götze girdi, o da çok iyi bir performans sergiliyordu
fakat sakatlık belası onu da buldu. Tam yine takım performansı düşecek mi
soruları gelmişken bu kez takımı sırtlayan uzak doğudan bir gençti, hem de
yalnızca 300 bin €’ya takıma transfer olmuş bir genç. Evet Kagawa öyle sırtladı
ki takımı, hiçbirini aratmadı. Sezon sonuysa büyük bir bedelle Manchester
United’a transfer oldu. Diğer mevkiiler diğer oyuncular elbette unutulmamalı
zira bahsettiğimiz konu takım oyunu. Diğer mevkilerde de aynı olay söz konusu,
bir oyuncunun yerini yedekten gelen diğer bir oyuncu sırıtmadan doldurabilmesi
takım oyununun, takım olmanın büyük şartlarından. Yardımlaşmanın, birlikte
hareketin son zamanlardaki en güzel örneklerinden Borussia Dortmund.
Montpellier: Örneğimize yine
yakın tarihten devam ediyoruz. Montpellier geçtiğimiz sezon Fransa Lig1’de
tarihinin ilk şampiyonluğunu elde etti, tabii ki bunda en önemli güçleri takım
oyunlarıydı. Elbette B.Dortmund’ta olduğu gibi öne çıkan oyuncular
Montpellier’de de oldu, fakat ikisinin de ortak gücü futbolcuların, teknik
ekibin, yönetimin, birbirleriyle uyumu, yani tamamen takım olmak. Geride
bıraktıkları takım ise endüstriyel futbola daha yeni merhaba demiş bir takım
olan, Paris Saint-Germain. Son haftaya kadar büyük bir çekişme yaşadılar fakat
sonunda para değil de takım oyunu kazandı. Montpellier’de takım oyunundan
birazda olsa sıyrılarak öne çıkan oyuncular: Belhanda ve yeni sezonda Arsenal
forması giyecek Giroud’tu.
Manchester United: Son olarak takım oyununda
bir zirveden söz edelim dedim. Manchester United geride bıraktığımız sezonda
ultra lüks bir takıma karşı durmaya çalıştı, sezonun büyük bir bölümünde de
bunu başarmıştı ancak ultra lüks Manchester City, son bir nefesle şampiyonluğu
kazandı. Fakat akıllarda karşısındaki böyle geniş ve böyle kaliteli bir kadroya
rağmen şampiyonluk şansını en son ana kadar kovalamış bir Manchester United ve
onun müthiş takım oyunu kaldı.
Takım oyununda başarısız olanlar:
Paris Saint-Germain: İlk sıraya Fransa
Lig1’i geçtiğimiz sezon domine etmesi beklenen Paris Saint-Germain’i koyuyorum.
Nedeniyse karşısındaki rakiplerine göre çok ekstra bir kadro kurup, başarıya
ulaşamamasıydı. Yalnızca parayla başarının geleceğini sananlar için olumsuz bir
örnek oldu PSG ve nitekim takım oyunun karşısında duramadılar.
Trabzonspor: İkinci örneğimiz ülkemizden bir
takım olan ve geçtiğimiz sezon yalnızca Burak Yılmaz’a bağlı kalan Trabzonspor.
Daha önceki sezonlarda Colman, Umut, Alanzinho, Jaja, Egemen ve birçok isim
sayarken geçtiğimiz sezon sadece Burak Yılmaz’ı saymamız tek bir oyuncuya bağlı
kalındığının göstergesi durumunda. Geçtiğimiz sezon takım oyunundan bir hayli
uzak kalan Trabzonspor’un o eski bilindik Trabzonspor’a dönmesi dileğiyle.
Takım oyununu başarabilen, takım oyununu
başaramayan ve tek oyuncuya bağlı kalan bu ve bunlar gibi birçok kulüp
mevcuttur. Hayatın Futbolu ailesi olarak bu kez de futbolun en önemli unsuru
takım olmaya değindik. Başka yazılarda görüşmek dileğiyle.
Yazımıza ilk olarak ''Ultra kültürünün'' tarihçesiyle başlayalım... Ultra hareketi denilen bu hareket 1950-1960 yılları arasında İtalya'da ortaya çıkmıştır.Bu harekete mensup kişilere ''Ultras'' adı verilmiştir.Ultrasların hayat görüşünü ; ''Her Zaman Her Yerde Mümkün Olan En iyi Şekilde Takımı Desteklemek'' sözüyle özetleyebiliriz.
İtalya'da ortaya çıkan bu hareket zamanla tüm dünyada yaygınlık kazanmıştır.Futbola ve takımlarına ilgi duyan insanlar ultra grupları kurmuşlar ya da mevcut olan ultra gruplarına üye olmuşlardır.Genel olarak Ultrasların özelliklerini anlatacak olursak ;
Genellikle belirli bir politik görüşe sahiptirler.Bu görüş genelde faşizm derecesinde sert milliyetçilik, ''Aşırı sağcılık''tır. Fakat sol görüşe mensup gruplar da vardır.Bunların başında İtalya'nın Livorno taraftarları gelir.
(Livorno taraftarından bir koreografi) Ultraslar ''Endüstriyel Futbol'' kavramına şiddetle karşı çıkarlar.Bu nedenle bir çok zengin kulüpten de nefret ederler. Bu kulüplerin başında ; Barcelona,Real Madrid,Chelsea ve Manchester City gelir.
Kulüp yöneticileriyle de pek sıcak ilişkileri olduğu söylenemez.Futbol takımını esas kabul ederler.Onun haricindekilere saygı duymazlar.Kulüpten gelen her hangi bir yardımı da kabul etmezler.
Ultraslar, tribün şovları,koreografiler ve deplasman organizasyonlarından dolayı oluşan giderleri kendi ceplerinden karşılarlar.Her hangi bir destek kabul etmezler.Takımları için,savundukları görüş için şiddete başvurmaktan çekinmezler.Bu durumdan dolayı da polisle araları pek de iyi sayılmaz. İki taraf arasındaki husumetten dolayı ''A.C.A.B'' (All Cops Are Bastards) klişeleşmiş,sıkça söylenen bir söz haline gelmiştir.İki taraf arasındaki gerginliğe örnek verecek olursak aklımıza gelen en çarpıcı örnek kesinlikle Catania taraftarının yaptığıdır. Catania taraftarları çıkan olayda bir polisi kasten öldürmüşlerdir.
(Catania Tribünlerinden bir görüntü)
Yazımızın başında Ultra gruplarının tüm dünyada yayıldığını söylemiştik.Şimdi söylediklerimizi ispatlama zamanı...
İlk olarak Almanya'yı ele alalım. Alman'yada 1980'li yıllarda görülmeye başlayan bu gruplardan ilki ''Fortuna Eagles''tır.Almanya'daki gruplar diğer ülkelerdekinin aksine politikayı futbola katmazlar.Polisin sert tutumundan dolayı da her hangi bir şiddet unsuru görülmez.
(Fortuna Eagles üyesi taraftarlar ve polis) İtalya'dan devam edelim. İtalyan gruplar üye sayısı olarak diğer ülkelere göre daha avantajlıdır. 10.000 üyeye sahip gruplar mevcuttur. Birçok ultras grubuna sahip olan İtalya'nın en meşhur grubu Livornolular kabul edilir.
Fransa'da yok mu, dediğinizi duyar gibiyim. Olmaz olur mu, onlarda da var tabii ki. En etkili grupları Commando Ultra 84. Marsilya'da kurulmuştur. Fransa'da kendisinden sıkça söz ettiren bir gruptur.
(Commando Ultra'dan bir koreografi) Bu ülkelerin yanı sıra; Yunanistan,Hırvatistan,Avusturya,Sırbistan,İsviçre,Polonya gibi ülkeler de köklü ultras gruplarına sahiptir.
Çeşitli yerlerden Ultras gruplarına örnek verecek olursak;
Ultras Tito: İtalya-Sampdoria bölgesinde kurulmuş bir gruptur.İlk Ultras grubu kabul edilir.
(Sampdoria Tribününden bir görüntü) As Roma Ultras: İtalya-Roma'da kurulmıştur. İtalya'nın en etkin gruplarındandır.
(Roma Tribünleri) İrriducibili Lazio : İtalya-Lazio'da kurulmuşlardır. İsimlerindeki ''İrriducibili'' ''baş eğmeyen'' anlamına gelmektedir.Roma taraftarıyla arasındaki rekabet bir çok olaya sahne olmuştur.
(İrriducibili Lazio) Bad Blue Boys : Hırvatistan'da kurulmuşlardır.Dinamo Zagreb'i desteklerler.
(Bad Blue Boys Tribününden Görüntü)Delije : Kızıl Yıldız takımının taraftar grubudur.O kadar meşhur olmuştur ki kulüpten daha çok tanınırlar. Her Kızıl Yıldız taraftarı bu gruba üyedir,değilse de olmakzorundadır. Olimpiakos'un Gate 7 isimli taraftar grubuyla ''Ortodoks Kardeşliği'' adını verdikleri bir kardeşlik kurmuşlardır.
(Delije Tribünleri) Grobari : Sırbistan'da kurulmuştur.Partizan Belgrad takımını destekleyen gruptur.İsimleri ''Mezar Kazıcılar'' anlamına gelmektedir.Aşırı sağcı bir görüşe sahiptirler.
(Grobari) Ultras kültürü futbola şüphesiz ki bir çok şey katmıştır fakat bunun yanında bir çok şeyi de götürmüştür.Bunların başında şüphesiz ki dostluk ve rakibe saygı vardır.Fakat biz ne dersek diyelim ne anlatırsak anlatalım Ultraslar hep varolmuşlardır ve varolmaya devam edeceklerdir. Varoldukları sürece de futbola yeni bir soluk katmayı sürdüreceklerdir.Bu konuda bize düşen de size bunları en doğru şekilde yansıtabilmek. Başka yazılarda görüşmek dileğiyle.