Borussia Dortmund etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Borussia Dortmund etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Futbolda İşin Mutfağı: Altyapı

18 Haziran 2013 Salı



Hayatın futbolu ekibi olarak hem finaller hem de yoğun gündem dolayısıyla sizlerden oldukça uzak kaldık. Hayatın futbolu ekibi olarak çok kapsamlı bir yazıyla karşınızdayız. Bu sefer futbolun içine, işin mutfağına girdik.

Başarılı bir takım olmak istiyorsanız ya çok paranız, ya da güçlü bir altyapınız olması gerekmektedir. İşte Dünyanın en iyi altyapılarına sahip takımlar.

Barcelona - La Masia

Güzel futbol dediğimizde akla ilk gelen şüphesiz ki Barcelona... Futbolun her dönemine damga vurmayı başarmış bir takım Katalanlar.

Oynanan iyi futbolu bir ''yemek'' olarak düşünürsek her güzel yemeğin çıktığı iyi bir mutfak var demektir. İşte Barcelona'nın da mutfağı La Masia...

Barcelona'nın akademi direktörü Guillermo Amar, genç takım antrenörlüğü görevinde ise Eusebio Sacristan bulunuyor.

La masia 1979'da kuruldu. Nou Camp'ın hemen yanında yer alan bu tesis çok modern koşullara sahiptir, çok amaçlıdır. İçerisinde restoran, seminer salonu, spor salonu, kütüphane barındırır. Buradan da anlayabileceğiniz gibi sadece futbolun düşünüldüğü bir yer değil. Bir eğitim kurumu La masia. Buradaki öğrenciler futbol çalışsalarda okul eğitimlerinden geri kalmıyorlar. Burada derslerinden geri kalmamasını sağlayacak hocalar da mevcut


Johan Cruyff Etkisi

''Çiflik Evi'' anlamına gelen La masia bugün başarılı bir kurumsa bunda en büyük pay şüphesiz ki Hollandalı efsane Johan Cruyff'e ait. Cruyff ile birlikte daha da gelişen La masia, kendine Ajax'ı örnek aldı.

Barcelona altyapısına katılımlar 7-8 yaşlarında başlar. Öğrencileri altyapıdan itibaren A takımın sistemi öğretilir. (Barcelona'da bu sistem 4-3-3) Böylece gençlerin A takım için her zaman hazır olmaları sağlanır. Baktığımızda alt kategoriden profesyonel takıma çıkan her Barcelona'lı uyum sorunu yaşamadan takıma adapte olur.

La masia bir yuva. Çalışanlar Messi, Xavi, İniesta gibi oyuncuların hala yemek yemek için buraya geldiklerini söylüyor. ayrıca buranın Nou Camp'a yakın olması da çocuklar için bir avantaj. Çocuklar bu sayede hayallerine ne kadar yakın olduklarını görüyorlar.

Barcelona altyapısından çıkan oyuncuları sıralayacak olursak Barcelona 11'ini saymaktan öteye gidemiyoruz; Messi, Xavi, İniesta, Pique, Puyol, Krkic, Busquets. Eskilerden ise Guardiola, Tito Villanova gibi isimler de La masia çıkışlı.

Yayınlanan video ile ''La masia'daki 1 gün'' insanlara aktarılmış.


AJAX - DE TOEKOMST

Ajax'tan önce biraz Hollanda'dan bahsedelim. Bir ekol mevcut Hollanda'da. Kulüpler borca girmiyor. Dolayısıyla pahalı transferler yapılmıyor. Sahip oldukları sistemler zaten pahalı transferler kadar iyi oyuncu çıkartabilecek seviyede.

Peki altyapıda en iyi Ajax mı?

Bu sorunun cevabını A takımlardaki altyapı kaynaklı oyuncu sayısına göre verebiliriz. Feyenoord'da bu sayı 11/6 iken Ajax'ta biraz daha fazladır. Bunlara yaklaşan başka bir takım da bulunmamaktır. Burun farkıyla Ajax önde olsa da Hollanda'nın en iyisi bu iki takım diyebiliriz.

De Toekomst, anlamı ''Gelecek''. Ajax'a ait bu tesisler çoğu otoriteye göre en iyisi. Stadyumun hemen yakınında yer alan bu modern kompleks bünyesinde, 7 adet doğal çim saha, 1 adet yapay çim saha ve PAF takım maçları için küçük bir stadyum barındırıyor.

1960'tan beri altyapıya önem veren Ajax'ın bu tesisi 1996'dan beri faaliyette. 10 farklı takımdan 160 genç burada çalışmalarını sürdürmekte. Başında eski futbolcu Wim Jonk var.

Ajax'ın altyapı sisteminde daha çok rekabetçi bir ortam göze çarpıyor. Sadece en iyi olanların devam edebildiği bir sistem var. Öğrenciler ağırlık çalışabiliyor, yüzme havuzlarında yüzebiliyor, jimnastik salonlarında çalışabiliyor.

Öğrencilerin ekstradan vakit geçirebilmesi için piyano, bilardo ve video oyun alanları da mevcut.

Sağlık hizmetleri de çok gelişmiş durumda. Yani çocukların sağlığı için her şey düşünülmüş. En küçük bir sakatlık anında masörler ve fizyoterapistler devreye giriyor.


Eğitim genelde 5-6 yaşındaki miniklerden başlar. Ama çoğu zaman daha geç başlarlar. Ajax'ta 7-8 yaşından itibaren ilk takımlar oluşur ve 17-18'e kadar gider.

Öğrenciler yaşlarına göre sıralanıyor. Barcelona'da olduğu gibi A takım sisteminde oynatılıyorlar (4-3-3). Ajax alt yapısından çıkan isimlerden bazıları; Van der vaart, Seedorf, Sneijder, Kluivert, Bergkamp, Van der saar, Van basten, Rijkaard

Tips Modeli

Eğitimlerde ''Tips'' adı verilen model kullanılır. Tips'in açılımı, ''techniek, inzicht, persoonljikheid, snelheid'' yani teknik, kavrama-algılama, kişilik ve hız. Kişilik ve hız ilk etapta çocuklarda aranan özellikler. Çünkü bunların daha sonradan kişiye kazandırılması çok zor.

Eğitimlerin fiziksel ayağı ise 8 alana ayrılıyor. ''Koordinasyon, ''Çalım'', ''Şut, Pas ve Taç Atışı'', ''Kafa Vuruşu'', ''Bitiricilik'', ''Topsuz Oyunda Pozisyon Bilgisi'', ''Toplu Oyunda Pozisyon Bilgisi'', ''Dar Alanda Oyun Yeteneği''.

BUCASPOR FUTBOL AKADEMİSİ

Bucaspor akademisi İzmir'de yaşayan çocuklar için büyük şans. Akademinin merkezi Buca'da. 2007'de kurulan bu akademi bazı çalışmalarını Cemil Şeboy Tesislerinde de sürdürmekte.

Bucaspor akademisinde genelde seçilmiş öğrenciler (en iyiler) yer alır. ''Aday Yıldız Futbolcu İzleme Faaliyetleri'', ''Futbolcu Eğitim Kursu'', ve ''Futbol Akademisi'' olmak üzere 3 alanda çalışır.

Futbolculuk eğitimlerinin yanında öğencilerine ders eğitimi ve sosyal aktivite imkanı da sunar. Tesislerin 3 çim saha, 4 suni saha, lojman, spor salonu ve sosyal binası vardır.

Akademinin içerisinde 9 altyapı takımı vardır. Bunlar; U12, U13, U14, U15, U16, U17, U18, DSGL ve Bucaspor A2 takımıdır.


Eğitilen öğrenciler belirli seviyelerde isimlendirilirler. Her öğrencinin ait olduğu bir seviyesi vardır. Öğrenciler sırasıyla; ''seviye altı'', ''seviye'', ''elit altı'', ''elit'' seviyelerine yükselebilirler.

Akademiden şu ana kadar çıkan isimlere baktığımızda; Mehmet Batdal, Murat Karakoç, Koray Arslan, Sertan Vardar, Bekir Yılmaz, Sercan Kaya ve Salih Uçan'ı görmekteyiz.

ALTINORDU

Bucaspor'dan bahsederken İzmirli gençlerin çok şanslı olduğunu söylemiştik. İşte gençlerin şanslarından biri de başka bir İzmir futbol okulu Altınordu.

Sorumlu yöneticiliğini İsmail Güler'in yaptığı Altınordu ''İyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu'' felsefesiyle yola çıkmış ve eğitimini de bu felsefe üzerinden vermektedir.

Kanıta ve kayıta dayalı eğitim programı uygulanır. 2006'da kurulan bu futbol akademesi 6 yıl gibi kısa bir sürede 13 kupa kazanmıştır.

Altınordu'ya ait tesisler İzmir Yeşilyurt, Kuşadası, Kuşadası AFA, Selçuk Efes, Işıkkent İzmir'de yer almaktadır.

ATHLETİC BİLBAO ALT YAPISI



İspanya'nın en isyankar takımı Bilbao. Bask bölgesinde doğup büyümeyen hiçbir oyuncuyu kadrosuna almıyor. Bu durum da tabii ki altyapıya önem verilmesi gerektiği anlamına geliyor.

Bilbao'nun başarılarına baktığımızda bu sistemi çok başarılı şekilde uygulayabildikleri de ortada. Real Madrid ve Barcelona ile birlikte alt lige düşmeyen tek takım Bilbao. 350 bin nüfusa sahip bir bölgeden bu kadar yetenekli isimler çıkartıyorsanız, bir şeyleri doğru yapıyorsunuz demektir.

Bilbao altyapılarında eğitim 7-8 yaşında başlıyor. Endüstriyel futbola karşı bir alternatif olarak örnek gösterilebilir Athletic Bilbao'nun sistemi. Takımın tamamı altyapıdan gelen genç oyunculardan oluşuyor ve bu kadro UEFA finali bile oynadı.

Takımdaki altyapı çıkışlı yeteneklere baktığımızda; Muniain, Javi Martinez, Amorebieta, Llorente, Andre Herrera'yı görmekteyiz.

BORUSSİA DORTMUND ALTYAPISI

İç ve dış kaynaklı olmak üzere 2 sistemi vardır. İç kaynaklı sistem; Dortmund veya çevre illerden akademiye oyuncu kazandırmak, dış kaynaklı sistem ise; Almanya, Polonya, Fransa, Hollanda gibi ülkelerden yapılan araştırmalar sonucu akademiye oyuncu kazandırmak.

6-7 yaşına gelen çocuklar deneme için akademiye alınırlar. Resmi anlamda en alt seviye U9'dur.

Birçok büyük kulüp gibi Dortmund'un tesisleri de A takım tesislerinin olduğu yerde bulunmaktadır. Zaten Klopp gibi yetenek avcısı bir hoca da Dortmund'un yetenekli çocuklarının gözünün önünde kalmasını isteyecektir. Dortmund'lu gençlere eğitimlerin verildiği bu tesis oldukça modern koşullara sahiptir.


Yetenekli gençlerin yükselişine başlarındaki çalıştırıcılar karar verir. A takım çalıştırıcısı onay verirse oyuncu A takıma yükselebilir.

Altyapı sorumlusu olarak kulübün başında Wolfgang Springer bulunmaktadır. Özel bir ismi olmayan tesisler Dortmund/Bracel'de yer almaktadır.

Geçtiğimiz aylarda Fenerbahçe ve Dortmund arasında bir altyapı ortaklığı kurulduğunu da hatırlatalım.

Dortmund'un verdiği eğitim ortada. İşte Dortmund'un Footbonaut programı ve altyapısında yetişmiş bir çocuğun yaptıkları:


WEST HAM UNİTED VE SOUTHAMPTON

Çoğu kişinin tahmin etmediği bir isim West Ham eminim. Fakat sanılanın aksine çok gelişmiş bir altyapı ağı mevcuttur. Ted Fenton'ın 1950'de kurduğu bu akademi daha çok kişisel yetenek gelişimine önem vermektedir.

Çıkan oyunculara bir baktığımızda yukarıdaki tezimiz daha da güçleniyor; Rio Ferdinand, Frank Lampard, Carrick, Joe Cole, Jermain Defoe, Glen Johnson.

İngiltere'ye gelmişken hemen hızlıca diğer bir İngiliz ekibinden bahsedelim. Bu isim de sizi şaşırtmış olabilir. Şaşırmanız gayet normal. Çünkü pek de başarılı olamayan bir takım Southampton. Çok başarılı oyuncular çıkartıyor olmasına rağmen bunları elinde tutamıyor. Dolayısıyla da başarı gelmiyor.

Southampton sahalarından çıkan isimlere bakın; Alan Shearer, Wayne Bridge, Theo Walcott, Chamberlain, Gareth Bale.

AC MİLAN

Milanello adı verilen otoriteler tarafından en iyisi kabul edilen tesise sahiptir. Hatta Fransız oyuncu Desailly'e Chelsea transferinde ''Tesisleri nasıl buldun etkilendin mi?'' sorusu sorulmuş, Desailly de bu soruya ''Ben Milanello'yu gördüm.'' demiştir.


Bu tesis 1963'te inşa edilmiştir. İçerisinde 3 çim saha, 3 salon, 1 futbol sahası ve 1 astroturf alanı bulunmaktadır.

Eski günlerini mumla arayan Milan belli ki çareyi altyapıda görmekte. Gençlik kampı projesini başlatan Milan 42 ülke, 190 lokasyonda projesini gerçekleştiriyor. Bunu gerçekleştirdiği yerlerden birisi de Türkiye. Rüya Kampı adındaki futbol okulunda birçok Türk çocuk eğitim görmekte.

RENNES

Fransa'da altyapı denildiğinde akla Bordeaux, Marsilya, Lyon gelmesi gerekirken en iyi altyapı Rennes'e ait.

Rennes son 3 yıldır en iyi altyapıya sahip takım seçiliyor. Gourcuff, M'bia, Jimmy Briand, Mickael Silvestre, A. Revelliere, Etienne Didot, J.Fatty, S. Wiltord gibi isimler çıkartmıştır.


Altyapının başında Patrick Rampillon var. Rennes altyapıya kulüp bütçesinin sadece %10'unu aktarıyor. Bu da teknik ekibin başarılı olduğunu gösterir.

Takımın yarısını altyapıdan gelmiş oyuncular oluşturuyor. Bireysel çalışmaya önem veren bu sistemi eski futbolcu François Pinault yapılandırmıştır.

Decloisonnement uygulaması yapılmaktadır. Bu uygulama kapsamında 14 yaşındaki bir çocuk 16 yaşındakilerle birlikte oynatılır. Böylece eksiklerini daha net görür ve daha hızlı kapatır.

Rennes'in ülke içinde 8 direktör ve 25 gözlemcisi bulunmaktadır.

ÇANAKKALE DARDANELSPOR 

Takım anlamında pek başarılı olamayan Dardanelspor adeta futbolcu fabrikası görevi görerek ülke futboluna hizmet etmiştir.


Modern tesislerde eğitim veren Dardanelspor'un güçlü bir staff ve scout ekibi bulunmaktadır.

Oyuncu tercihi fizikli ve güçlü oyuncular tercih edilmektedir. Mehmet Topal, Selçuk İnan, Gökhan Zan, Haan Kabze, Tolga Seyhan, Okan Koç, Fevzi Elmas gibi isimleri Türk futboluna kazandırmıştır.


*** Hollanda futboluyla alakalı verdiği bilgiler için Oğuzhan Oğuz'a (AMK, Yarısaha.com)

*** Borussia Dortmund ile alakalı verdiği bilgililer için BVB Türkiye sayfasına teşekkürler



Mucize Getiren: Kloppo

1 Mayıs 2013 Çarşamba


Futbol dünyasında sıkça konuşulan bir isim var şu sıralar. Başarıları dilden dile dolaşıyor. Mourinho'yla bile kıyaslanıyor. Evet kimden bahsettiğimi anladınız sanırım. Jürgen Klopp... Nam-ı diğer ''Kloppo''.


2008'de 9.sırada aldığı Borussia Dortmund'u Şampiyonlar Ligi finaline taşıdı bu adam. Evet bu yazımızda Jürgen Klopp'ün kariyerini mercek altına alıyoruz.

FUTBOL...

67 yılında Stuttgart'ta doğan Klopp kariyerine birçok teknik adam gibi futbolcu olarak başladı. 1990 yılında Mainz'de hem forvet hem de defans mevkiinde forma giydi. 1.91'lik uzun boyu iki mevkiide de ona avantaj sağladı.

Klopp ismi ile Mainz adeta birbiriyle özdeşleşti. Nasıl özdeşleşmesin? Dile kolay; 325 maç oynadı, 52 de golü var.


TEKNİK ADAMLIK BAŞLIYOR

25 Şubat 2001'de Mainz ile son maçına çıktı Klopp. Bu maçtan sonra da yönetim tarafından takımın teknik direktörlüğüne getirildi. Taraftar mutluydu, sevdikleri, bildikleri bir isim yönetecekti takımı. Yönetim mutluydu, güvendikleri biri vardı takımın başında. Klopp mutluydu, yuvasındaydı.

2001-2002 sezonunda Bundesliga B'deki Mainz ile 4. oldu ve Bundesliga'ya çıkamadı. 2002-2003 sezonunda Benjamin Auer, Gibson, Buck, Abel, Stavrum transferlerini yaptı takıma. Sezonun sonunda Mainz yine 4.sıradaydı. Fakat bu sefer averaj farkıyla 3.lükten olmuş, dolayısıyla Bundesliga trenini yine kaçırmıştı.

Takvimler 2003-2004 sezonunu gösterdiğinde ise takımını; Duvarrak, Falkenmayer, Teinert, Sperenza ile güçlendiren Klopp bu sefer işleri tersine çevirip averajla 3. oldu ve Bundesliga'nın yolunu tuttu.


BUNDESLİGA

2004-2005 sezonuna Bundesliga'da başlayan Klopp ve ekibi sezon başında takıma; Hanno Balitsch, Michael Thurk, Casey, Marco Rose ve Weigelt takviyelerini yaptı. Sezon sonunda ise 43 puan toplayarak ligi 11.sırada tamamladı ve Avrupa kupalarına katılma hakkı elde etti. Klopp'ün ilk Avrupa kupası deneyimi demekti bu.

2005-2006'da yine 11.sırada tamamlanan sezonda elemelerde Ketlavik'i geçmesine rağmen şanssız bir kura ile Sevilla'yı çekmişler ve 1.turda Sevilla'ya elenmişlerdir.

2006-2007 sezonu ise tam bir dram oldu Klopp ve Mainz için. Sezon sonunda Bundesliga B'ye düşen Mainz Klopp'tan vazgeçmedi.

2007-2008'de kadroya; Svensson, Gunkel, Baljak, Hoogland,Karhan, Liesenfeld eklendi. Bu sezonda da Bundesliga B'de 4. olup Bundesliga'ya çıkamayınca Klopp için Mainz'e veda etmenin zamanı gelmişti artık. Sezon sonunda sözleşmesini uzatmadı ve Mainz'den ayrıldı.

DORTMUND YOLU GÖRÜNDÜ

2008-2009 yılında Borussia Dortmund'un başına geçen Klopp, eski takımından N. Subotic, M. Zidan'ı aldı. Takıma ekstradan takviye olarak da Owomoyela ve Schmelzer alındı. O sezon ligde 6.sırada kalmış olsalar da geçen sezona göre yükselişin görülmesi herkesi gelecek için umutlandırıyordu

2009-2010 sezonunda Lucas Barrios, Mats Hummels, Grobkreutz gibi isimleri aldı takıma Kloppo. Sezon sonunda takımın yeri bir önceki sezonun 1 basamak üstü, 57 puanla 5.likti.

MUCİZE GETİREN

2010-2011 sezonu ise adeta ''Mucize'' olarak anılacak bir sezondu. Klopp elinde bulunan güçlü kadroyu Lewandowski, Kagawa, Götze, Leitner, Piszczek gibi genç isimlerle güçlendirdi.

Sezon sonunda şampiyonluk ipini göğüsledi. Dortmund 7. şampiyonluğuna ulaşırken Klopp'ün ilk Bundesliga şampiyonluğuydu bu.

Muhteşem sonuçlanan 2010-2011 sezonunu mükemmel bir sezon daha takip etti. Klopp ve öğrencileri bu sezonda da 81 puanla ligi Bayern Münih'in önünde bitirdi ve 2 kez üst üste şampiyon oldu.


12-13 sezonunda şampiyonluğu rakibi Bayern Münih'e kaptırdı Klopp. Fakat Dortmund Şampiyonlar ligi finalinde!

Ne dersiniz Dortmund ve Klopp Avrupa'nın en büyük kupasını kazanabilecek mi? Takımın başında ''Mucize getiren'' bir adam varken neden olmasın?

Son 12 Yılda Borussia Dortmund

23 Nisan 2013 Salı



Dünyanın en iyi liglerini saydığımızda bunların başında İngiltere ile birlikte Almanya ligi gelir. Çemberi biraz daraltıp Almanya'nın en iyilerine baktığımızda ise karşımıza çıkan ilk takımlardan biridir sarı-siyahlılar. Son 12 yıllık süreçte çok inişli çıkışlı bir grafik çizdiler, çok fazla teknik adam değiştirdiler. Haydi gelin sezon sezon Borussia Dortmund'un son 12 yılını inceleyelim.

2000-2001 Sezonu

Dönemin kadrosunda Fredi Bobic, Giuseppe Reine, Otto Addo, Rosicky, Lars Ricken, Christoph Metzelder, Evanilson gibi isimler vardı.

Tomas Rosicky, Jan  Derek Sörensen, Conor Casey, Philip Laux, Francis Bugri gibi isimler transfer edildi.

Matthias Sammer'in yönettiği Dortmund, sezonu 58 puanla Bayern Münih ve Schalke 04'ün gerisinde 3.sırada tamamladı. Kupa anlamında da oldukça kısır bir sezon yaşadılar. DFB-Pokal'da sadece 3.tura çıkabildiler.

2000-2001 sezonuna baktığımızda takımda en çok öne çıkan isim 24 maçta 10 gol ve yaptığı 2 asistle Fredi Bobic.

2001-2002 Sezonu

Bu sezon geçtiğimiz sezonki eksikliklerin bir nebze olsun kapatıldığı bir sezon oldu.

Ewerthon, Sebastian Kehl, Marcio Amoroso, Jan Koller, Leandro transferleri yapıldı. Ve bu transferlerin hepsi -özellikle Amoroso, takıma çok olumlu yansıdı. 27 yaşındaki Amoroso 31 maçta attığı 18 golle takımını bu sezon sırtlayan isim oldu diyebiliriz.

Ligde Bayer Leverkusen'in sadece 1 puan önünde sezonu bitirdiler ve Bundesliga'nın şampiyonu oldular. Şampiyonlar Liginde gruplara kaldılar. Gruplarda 3. olarak UEFA kupasına katılma hakkı elde ettiler. UEFA Kupası'nda finale kadar yükseldiler. Finalde Feyenoord ile karşılaşan Dortmund sahadan 3-2 mağlup ayrıldı ve kupayı adeta elinden kaçırdı.

DFB-Pokal'de 1.turda Wolfsburg'a 1-0 yenilerek elendiler. Ligapokal'de ise yarı final başarısı elde ettiler. Ligapokal yarı finalinde Schalke 04'e 2-1 yenilerek kupadan elendiler.

2002-2003 Sezonu

Matthias Sammer bu sezonda takımdan birçok ismi gönderdi. Sörensen, Emmanuel Krontiris, Dunday Oliseh, Fredi Bobic, Miroslav Steviç, Philipp Laux, Jurgen Kohler gibi isimler takımdan gönderilirken yerlerine; Torsten Frings, Juan Fernandez, Roman Weidenfeller, David Odonkor gibi isimler katıldı.

Ligde geçen sezon topladığı puanın 12 puan altında kaldılar ve Bayer Leverkusen ile Stuttgart'ın ardından 3.oldular.

Dortmundluların efsanelerinden Jan Koller 34 maçta 13 gol kaydederek takımın en golcü ismi oldu. Fakat bu rakam hem Koller için hem de Dortmund için hiç de tatmin edici bir gol rakamı olmadı.

DFB Pokal'de 2.turda elenen Dortmund, Ligapokal'de yarı final oynadı. Yarı finalde Hertha Berlin'e 2-1 yenilerek kupayla bu sezon da vedalaştılar.

2003-2004 Sezonu

Geçen sezonu 3. olarak tamamlayan Dortmund'da bu sezon başında transfere 16.5 Milyon Euro harcandı. Thiago Salvatore, Niclas Jensen, Malte Metzelder, Conceicao, Warmuz alınırken; Amoroso, Reina, Fernandez, Lehmann ve Heinrich ile yollar ayrıldı.

2003-2004 sezonunda lig adeta hayal kırıklığı ile sonuçlandı. Dortmund bu sezon ligi 6.sırada bitirdi. 22 Yaşındaki Ewerthon attığı 16 gol ve yaptığı 6 asist ile takımının en çok skor üreten ismi oldu.


UEFA Kupası'nda Club Brugge'e elenen Dortmund DFB-Pokal ve Ligapokal'de de aradığını bulamadı. DFB'ye henüz 2.turda veda ettiler, Ligapokal'de ise Hamburg'a 4-2 gibi farklı bir skorla mağlup olarak elendiler.

Sezon sonunda teknik direktör Matthias Sammer ile yollar ayrıldı ve yerine Hollandalı teknik adam Bert van Walwijk getirildi.

2004-2005 Sezonu

Dortmund için en kötü sezonlardan bir tanesi. Hakkında belki de en az yazacağımız sezonlardan da bir tanesi. Kupa ve lig dahil Borussia Dortmund bu sezon neredeyse hiçbir varlık gösteremedi.

Sezon Başında Ebi Smolarek, Sascha Rammel, Markus Brzenska, Marc-Andre Kruska takıma katılan isimler oldu.

Koller'in attığı 15 gol de Dortmund'a yetmedi ve Dortmund Bundesliga'yı 7. sırada bitirdi. DFB-Pokal'de son 16'ya kalan Dortmund, İnter Toto Kupası'nda da 3. turda elendi.

Dortmund için ''hayal kırıklığı'' olarak nitelendirilebileceğimiz bu sezon...

2005-2006 Sezonu

Bu sezonda takıma; Kosi Saka, Matthew Amoah, Delron Buckley, Dennis Gentenaar, Philipp Degen, Bernd Meier, Cedric van der Gun, Nuri Şahin ve Sebastian Tyrala katıldı.

Bu kadar fazla transfere rağmen geçen sezonki dram bu sezon da yaşandı.

DFB-Pokal'de daha ilk turda elenen Dortmund, İnter Toto Cup'da da Sigma Olomouc'a yenilerek Avrupa kupalarından elini erkenden çekti.

Sezon sonunda 46 puanla 7.sırada bir Borussia Dortmund vardı. Borussia Dortmund'un en golcü ismi 34 maçta attığı 13 golle Ebi Smolarek oldu.

KABUS BİTMİYOR...

2006-2007 Sezonu


Van Marwijk'ten boşalan teknik direktörlük görevine Jürgen Ruber getirildi. Soren Pirson, Tinga, Nelson Valdez, Pienarr, Frei, Amedick, Hünemier takıma alındı.

Takımın önemli isimlerinden Rosicky Arsenal'e, Jan Koller ise Monaco'ya transfer oldu.

Yapılan transferler çok da etki göstermedi. Ve Dortmund için kabus bitmedi. Sezon ortasında Thomas Doil göreve getirildiyse de sonucu değiştiremedi.

Dortmund ligde aldığı 44 puanla 9. oldu. DFB-Pokal'de de sadece 2.tura kadar çıkabildiler. Takımda en golcü isim bugün Basel'de forma giyen tecrübeli isim Alexander Frei oldu. Frei 32 maçta 16 gol kaydetti.

GELEN GİDENİ ARATIR

2007-2008 Sezonu

Bu  sezonu da ''hayal kırıklığı'' dönemleri içerisine rahatça sokabiliriz. Yönetim bu sezona da Thomas Doil ile devam kararı aldı.

Mats Hummels, Rukavina, Bade, Petric, Blaszczykowski, Ziegler, Federico, Kovac, Gordon alındı ve bu transferlere 20 Milyon Euro harcandı.

Hani derler ya ''Gelen gideni aratır.'' diye, Bu sezon tam da öyle oldu işte. 2007-2008 sezonu geçmiş sezonu bile arattı Dortmundlulara.

Dortmund sezonu 40 puanla 13 sırada tamamladı. Herhangi bir Avrupa kupasına da katılamayan sarı-siyahlılar DFB Pokal'e de finalde veda ettiler. Takımın bu sezonda en çok gol atan ismi 29 maçta 13 golle M.Petric oldu.

UFAK ADIMLARLA...

2008-2009 Sezonu

Sezon başında göreve Jürgen Klopp getirildi. Kevin-Prince Boateng, Mohamed Zidan, Young-Pyo-Lee, Neven Subotic, Owomoyela, Felipe Santana, Lukas Kruse, Schmelzer alındı.

Geçen sezon çok etkisiz olan Bade, Gordon, geçen sezonun en golcüsü Petric, Degen, Pienarr takımdan gönderilen isimler oldular.

Sezonu 59 puanla 6.sırada bitirdiler. Bu durum bir başarı gibi görünmese de bir yükselişe geçişin göstergesiydi.

DFB-Pokal'de son 16'ya kaldılar. UEFA Kupasında 1.turda elendiler. Sezonun en golcü ismi 29 maçta attığı 12 golle Frei oldu. Frei ayrıca 9 da asist yaptı.

GÜNEŞ YAVAŞ YAVAŞ DOĞUYOR...

2009-2010 Sezonu

Sezona genç transferlerle başladı Klopp yönetimindeki Dortmund. Yapılan transferlerin yaş ortalaması sadece 22.

Takıma katılan isimler Le Tallec, Lucas Barrios, Rangelow, Grobkreutz, Sven Bender, Julian Koch ve Hornschuh

Pyo-Lee, Brzenska, Frei ise takımdan giden isimler oldu. Bu sezonun en bomba ismi şüphesiz Lucas Barrios... Barrios 33 maçta 19 gol kaydetti.

Bu sezon ligde 57 puanla 5.olarak yükselişlerini sürdürdüler. Dortmund DFB-Pokal'de de son 16'ya kaldı.

BEKLENEN...

2010-2011 Sezonu

Yapılan transferlerin yaş ortalaması geçen sezona göre daha da düştü. Bu sezon yapılan transferlerin yaş ortalaması 21.

Moritz Leitner, Mario Götze, Lewandowski, Kagawa, Langerak, Piszcek, Sobiech gibi isimler transfer edildiler.

Yapılan bu transferlerden ötürü oldukça eleştiri aldı Dortmund. Fakat tecrübesiz görünen bu gençler öyle bir performans sergiledi ki, Dortmund 78 puanla Bundesliga şampiyonu oldu. Lucass Barrios bu sezon da attığı 16 golle takımın en golcü ismi oldu.

DFB-Pokal'de 2.tur, UEFA'da ise gruplara kalan Dortmund'un bu sezonu için söylenebileceğimiz şey ''Beklenenin gerçekleştiği'' dir.



ZAFER!

2011-2012 Sezonu

Ligi şampiyon bitiren Dortmund yıldız oyuncu transferindense elinde bulunan kadroyu güçlendirme yoluna gitti.

Mustafa Amini, İlkay Güdoğan, İvan Perisiç, Löwe, Bakalorz alındı. Lucas Barrios, Zidan, Le Tallec ve Hajnal ise takımdan gönderildi.

81 Puanla üst üste 2.kez şampiyon oldular. Lucas Barrios'un gidişiyle yaşanan paniğe Lewandowski ''dur'' dedi. 23 yaşındaki Polonya'lı yıldız 34 maçta 22 gol atıp, 10 asist yaptı ve adeta takımını sırtladı.

Şampiyonlar liginde gruplara kaldılar. DFB Pokal finalinde Bayern Munih'i 5-2 ile geçerek kupaya uzandılar. DFL-Supercup'ta ise penaltı atışlarıyla Schalke 04'e 4-3 yenildiler ve kupaya veda ettiler.


Borussia Dortmund'un son 12 yılını sizler için özetlemeye çalıştık. Son döneme baktığımızda görüyoruz ki Jürgen Klopp ile Dortmund adeta küllerinden doğdu. Genç, dinamik ve kazanmasını bilen bir takım oluşturdu Klopp. Kazandırdığı genç futbolcular da cabası.

Özetle Klopp ve genç yıldızlar ile daha çok güzel günler bekliyor Dortmund'luları.



Avrupa'nın Önde Gelen Liglerindeki Şampiyonluk Mücadeleleri

22 Nisan 2013 Pazartesi

Avrupa'nın birçok liginde sezon sonu yaklaştıkça şampiyonlar da yavaş yavaş belli olmaya başlıyor. Biz de sizin için kısa kısa bilgilerle bu liglerin şampiyonluktaki son durumlarını aktarmak istedik. İşte o ligler ve şampiyonluk yolunda avantajlı takımlar.


İNGİLTERE

Premier lig'de sezonun bitmesine 5 hafta kala lider Manchester United'ın şampiyonluk yolunda büyük avantajı bulunuyor.

United, en yakın rakibi Manchester City'nin 13 puan önünde ve kalan 5 maçta toplam 3 puan alırsa şampiyonluğa ulaşacak.



İTALYA

İtalya Serie A'da da benzer bir durum var. Ligin bitmesine 5 hafta kala lider Juventus en yakın rakibi olan Napoli'nin 11 puan önünde.

Juventus'a şampiyonluk yolundaki kalan 5 maçta 4 puan yetiyor.


İSPANYA

La Liga'da ise ligin bitmesine 6 hafta kala Barcelona'nın ezeli rakibi Real Madrid'e karşı 13 puanlık üstünlüğü bulunuyor.

Şampiyonluk için lider Barcelona'ya 6 maçta 6 puan yetecek.


TÜRKİYE

Ülkemizde ligin bitmesine 4 hafta kala liderlik koltuğunda Galatasaray oturuyor. Galatasaray'ın en yakın takipçisi ise ezeli rakibi Fenerbahçe.

En yakın rakibinin 7 puan önünde olan Galatasaray'a kalan 4 maçta 6 puan yetecek.


FRANSA

Fransa'da 33. hafta sonunda PSG'nin büyük bir üstünlüğü bulunuyor. Lider PSG'nin 9 puan gerisinde ise Marsilya var.

PSG'ye kalan 5 hafta sonunda 6 puan yetiyor.


HOLLANDA

Hollanda'da ise lider Ajax. Lideri 4 puan gerisinden PSV Eindhoven ve Feyenoord takip ediyor.

Ajax'a kalan 3 maçta 6 puan yetecek.


PORTEKİZ

Portekiz'de 26. hafta sonunda 70 puanlı Benfica'nın liderliği bulunuyor. Liderin en yakın takipçisi ezeli rakibi olan Porto'nun ise 66 puanı var.

Benfica'ya şampiyonluk için kalan 4 maçtan 9 dokuz puan yetiyor.


DANİMARKA

Danimarka'da Kopenhag'ın en yakın rakibi olan Nordsjaelland'a karşı 10 puanlık bir üstünlüğü bulunuyor.

Lider Kopenhag'a şampiyonluk yolundaki 5 maçtan çıkarılacak 6 puan yetiyor.


ŞAMPİYONU BELLİ OLAN LİGLER

ALMANYA

Almanya'da ligin bitimine 4 hafta var, fakat şampiyon şimdiden belli. İki sezondur şampiyonluk yaşayamayan Bayern Münih bu sezon işi şansa bırakmadı ve şampiyonluğu şimdiden garantiledi. İkinci sırada ise son iki sezonun şampiyonu Borussia Dortmund var.


YUNANİSTAN

Yunanistan'da geçen senenin şampiyonu Olimpiakos bu sezon da şampiyonluğunu ilan etti. İkinci sırada ise PAOK var.


İSKOÇYA

İskoçya Premier Ligi'nde ise en yakın rakibinin 15 puan önünde olan Celtic şampiyonluğa uzandı. İkinci sırada ise Motherwell var.


HIRVATİSTAN

Hırvatistan'da ise en yakın rakibi Lokomotiva Zagreb'e 15 puan fark atan Dinamo Zagreb şampiyon oldu.


UKRAYNA

Ukrayna'da Lucescu'nun Shaktar Donetsk'i şampiyonluğa uzandı. İkinci sırada ise Metalist Kharkiv bulunuyor.

Şampiyonlar Ligi Yarı Final Değerlendirmesi

17 Nisan 2013 Çarşamba


Avrupa'nın kulüpler bazında en büyük kupası olan Şampiyonlar Ligi'nin yarı final eşleşmeleri bildiğiniz gibi geçen hafta belli olmuştu. Hayatın Futbolu ekibi olarak bu eşleşmeler hakkında birkaç değerlendirme yapmak istedik. Buyrun o kuralar ve değerlendirmeleri:


Bayern Münih - Barcelona

Şampiyonlar Ligi'nin bu sezonki en önemli maçlarından biri olan Bayern Münih - Barcelona eşleşmesinin ilk ayağı Almanya'da oynanacak.

İlk maça ev sahipliği yapacak Bayern, eşleşmede de bir adım önde gösteriliyor. Bu düşüncenin sebebi ise Bayern Münih'in bu sezonki muhteşem futbolu. Bundes Liga'da şampiyonluğunu haftalar öncesinden garantileyen Bayern Münih'in şimdiki hedefi ise 2012 ve 2010 yıllarında finalde kaybettiği Şampiyonlar Ligi kupası.


Sezon başından beri takım olarak muhteşem bir performans ortaya koyan Münih, ligin ikinci yarısından Arsenal maçına kadar geçen sürede kalesinde gol görmemişti. Tabii ki burada konuşulacak olan sadece savunma hattı değil, bu bir takım oyunu. Az gol yedikleri gibi, Almanya'da son haftalarda rekor sayılacak kadar fazla gol atıyorlar. Sonuç olarak şu an Bayern Münih eşleşmeye çok uygun bir durumda ve sadece Şampiyonlar Ligi'ni düşünüyor.

Eşleşmenin Katalonya kanadında ise durum çok da farklı değil. Barcelona takımı da ligte en yakın rakibine 13 puan fark atmış durumda. Şampiyonluğu henüz garantilememiş olsa da durumları Bayern Münih kadar rahat.

Takım performansı ise bildiğimize yakın durumda. "Yakın durumda" dememin sebebi ise bazı maçlarda seyircinin beklediği performansı sahada görememesi. Kral Kupası haricinde iki kulvarda yoluna devam ediyor. Ancak son Real Madrid maçlarındaki yenilgi ve beraberlikler, çeyrek finaldeki rakibi olan PSG karşısında zor geçilen bir tur ve Milan'ı elerken yaşanılan sıkıntılar taraftarların aklında az da olsa soru işareti bırakıyor. Tabii ki bu birkaç maç, takımın bu sezonki oynadığı tüm maçlara genellenemez.

Böyle iki büyük takımın oynayacağı maçlarda hiçbir zaman kesin bir favori olmaz. Ancak ben Bayern Münih'i küçükte olsa bir adım önde görüyorum.


Borussia Dortmund - Real Madrid

Bu sezon Şampiyonlar Ligi D Grubu'nda eşleşen iki ekip bu kez kozlarını finale gidiş bileti için paylaşacak. Bu kurada da ilk maç Almanya'da oynanacak.

Jürgen Klopp'un öğrencileri grup maçlarında 2-2(D) ve 2-1'le Real Madrid'e üstünlük sağlasa da bu kez işleri kolay olmayacak. Yarı final öncesinde önce Shaktar'ı sonra da Malaga'yı eleyen sarı siyahlılar son iki sezonki çıkışına Bundes Liga'da ara vermesine rağmen Şampiyonlar Ligi'nde tarih yazma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Taraftar ve takım olarak Şampiyonlar Ligi için kenetlenmiş olan Borussia Dortmund'un en büyük kozları hızlı pas düzeni ve ileri hattaki oyuncularının bireysel yetenekleri. Son iki sezonda taraftarlara takım oyununun zirvesini gösteren takımın bu zorlu eşleşmeden nasıl çıkacağı merak konusu.

Eşleşmenin Real Madrid kanadındaki durum ise gayet iyi. İspanyol ekip, gruptaki maçlarda Borussia Dortmund'a karşı zorlansa da, grup sonrası aşamalarda umut veren bir futbol vardı. Zira İspanyollar önce Manchester United'ı sonrasında da Galatasaray'ı eleyerek yarı finalin yolunu tuttu.

Ligte umduğunu bulamayan Real Madrid'te, teknik direktör Mourinho gözünü Şampiyonlar Ligi'ne dikmiş durumda.

Gruplardaki maçlarda rakibine üstünlük sağlayamamasına rağmen Real Madrid eşleşmenin bir adım önde olan takımı konumunda. Fakat seyircisiyle bütünleşmiş bir Borussia Dortmund'u hafife almaya gelmeyeceğini de unutmamak gerek.


Sonuçlar ne olur bilinmez ama bilenen tek şey var, o da; futbolseverleri mükemmel maçların beklediğidir.

Şampiyonlar Ligi'nde Son Durum

6 Nisan 2013 Cumartesi

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz günlerde Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final ilk maçları oynandı. Biz de bu maçlar ve genel durum hakkında birkaç fikir ve yazı yazmak istedik.

REAL MADRİD - GALATASARAY

Önce temsilcimiz Galatasaray'ın maçıyla başlıyoruz. Çarşamba akşamı oynanan maç birçok kişiyi üzdü. Zira Galatasaray çok da kötü oynamadığı halde 3 farklı bir yenilgi aldı. Bu skor da ikinci maçı -neredeyse- bir prestij maçı haline bürüdü.

Maçın başında oyun ortada geçiyordu. Ta ki Real Madrid'in ekstra hücum oyuncularının yakaladığı ani atağa kadar. Mesut, Di Maria ve Ronaldo iş birliği ile ilk golü kalemizde gördük. Daha sonra ise Galatasaray'ın baskı kurduğu birkaç dakikadan sonra sağ kanattan Essien'in ortasında savunmadaki karışıklıktan yararlanan Benzema sahneye çıktı ve ilk yarı bu skorla bitti.

İkinci yarıda da ilk yarıdaki gibi pozitif futbol bekleyen Galatasaray taraftarını üzecek ilk adım Fatih Terim'den geldi. Terim en azından 2-0'lık skoru koruyayım düşüncesiyle Sneijder yerine Gökhan Zan'ı oyuna aldı. Bu da ilk yarıda birkaç dakika arayla tehlike yaratan Galatasaray'ın bitişiydi. Önce defans diyerek korumaya çalışılan skor Higuain'in kafasıyla üzücü bir hal aldı.

Sonuç olarak 2-0'ı korumak isterken 3-0'la evimize döndük. Galatasaray için tur imkansıza yakın bir hal aldı, fakat camiada oynanan korkusuz oyun hoş karşılandı.

Verilmeyen penaltılar ve kaçırılan goller de eklenince Galatasaray'ın pekte kötü oynadığı söylenemez.


BAYERN MÜNİH - JUVENTUS

Kuralardan sonra en heyecanlı olacağı düşünülen maçlardan birine geçiyoruz.

Salı akşamı oynanan Bayern Münih - Juventus maçında beklenmedik bir net skor oluştu. Maçın ilk dakikasında sürpriz bir golle öne geçen Münih bu dakikadan sonra da maçın kontrolünü rakibe bırakmadı ve ilk yarı Münih'in bir farklı üstünlüğüyle sonuçlandı.

İkinci yarı ise Juventus'un biraz kıpırdanmaya çalışması ters tepti ve Münih, Müller ile ikinci golü buldu. Maç bu skorla tamamlandı ve Münih ilk maç sonunda büyük bir avantaj elde etti.

Tabii ki böyle büyük takımlar söz konusu olduğunda kesin konuşmak diye bir ihtimal olmuyor. İki takımın da her an skoru değiştirecek yıldızları mevcut. Şu anlık avantaj Bayern'de gibi gözükse de ikinci maçın muhteşem heyecanı sardı tüm futbolseverleri.


MALAGA - BORUSSİA DORTMUND

Haftanın golsüz geçen maçına geçiyoruz şimdi de.

Çarşamba akşamı İspanya'da oynanan maçta Dortmund'un bir adım da olsa üstünlüğü vardı rakibine. Deplasmanda olmasına rağmen Dortmund alışılagelmiş pozitif futbolundan vazgeçmedi. Fakat 2 net pozisyondan yararlanamayan Götze ya da büyük bir enerjiyle maçın yıldızı haline gelen Caballero sayesinden maç beraberlikle tamamlandı.

Golsüz geçilmesine rağmen futbolseverlere zevkli anlar yaşatan maçın ikinci ayağı Almanya'da oynanacak. Dortmund gerek kalitesi gerekse ilk maçın verdiği küçük de olsa avantajla bu turda da öne çıkan takım halinde.


PARİS SAİNT GERMAİN - BARCELONA

Geçiyoruz haftanın en gollü Şampiyonlar Ligi maçı olan PSG - Barcelona karşılaşmasına.

Maç beklenildiği gibi hızlı başladı. Önce PSG'nin direkten dönen topu, sonra Dani Alves'in mükemmel pasında Messi'nin golü. İlk yarıyı bu golle önde bitiren Barcelona'yı ikinci yarının 79. dakikasında eski dost İbra'nın golü bekliyordu.

Karşılıklı ataklarla geçen ikinci yarı, tam da maç bitti denilecek dakikalara girilmişken hakemin düdüğüyle penaltı noktasına gidildi. Penaltıyı kullanan takım Barcelona, penaltıyı gole çeviren oyuncu ise Xavi'ydi. Maçın böyle bitmesi bekleniyordu. Ta ki Blaise Matuidi'nin 90+2'de uzaktan şutuna ve Valdes'in şut sonrası hatasına kadar. Maç bu golle 2-2 sonuçlandı.

PSG bu golle ikinci maç için az da olsa umutlandı, fakat avantaj hala Barcelona'nın elinde. Zira ikinci maç başladığı gibi bitse bile Barcelona turluyor. Bu yüzden Barcelona bir adım, hatta evinde oynadığı gerçeğini de sayarsak iki adım önde rakibine göre.


Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalin ilk haftası bu şekilde geçildi. İşte ilk hafta skorları ve ikinci hafta takvimi...


Futbolda Takım Olmak

24 Temmuz 2012 Salı

Bir futbol maçı 11 e 11, 22 kişi ile oynanıyorsa burada en önemli olan şey şüphesiz takım olabilmektir. Fakat ''takım olma'' söylendiği kadar kolay değildir. Futbol dünyası dev ekonomilerle yola çıkıp takım olmayı başaramadığı için hayal kırıklığı yaratan örneklerle dolu. Takım olabilmek demek saha içinde yardımlaşmak demek değildir. Takım olabilmek için malzemecisinden başkanına, fizyoterapistinden  futbolcusuna kadar her alanda bir bütün olmak esastır. Bu düşüncemizi örneklerle destekleyelim. İşte karşınızda takım olmayı başaranlar ve bu konuda başarısız olanlar.

Öncelikle takım olmayı başaranlardan başlıyoruz:

B.Dortmund: İlk olarak yakın tarihten bir örnek olan Borussia Dortmund’la başlıyoruz. Yönetimi, futbolcusu, taraftarı, teknik ekibiyle son iki sezondur takım olmak deyimini başarılarla futbol sahnesine sunmuştur. Bilindiği üzere takım olmayı başarabilmek takım oyununu futbol felsefesiyle özdeşleştirmiş bir teknik direktörle başarılabilecek bir olaydır. İşte tam da burada devreye Jürgen Klopp girdi. Klopp, takımın başına geçtiği 2008 yılından beri takıma büyük bir ivme kazandırdı. Oyuncular geldi, oyuncular geçti fakat takımın o devamlı yükseğe oynayan çizgisi değişmedi, hatta değişmemekle kalmadı her sene daha da üzerine koydu. 
Öyle bir takım oyunu düşünün ki, bir oyuncunun kaybedildiği yerde diğeri daha iyi bir performansla ortaya çıksın, adeta “şapkadan tavşan çıkarmak” dediğimiz olay. Nuri Şahin sırtlıyordu öncelerde takımı, öyle oynadı ki dünya devi Real Madrid’in ilgisini çekti ve sene sonunda takımdan ayrıldı. Herkes acaba bu sene B.Dortmund ne yapacak derken, devreye altyapının altın çocuğu Mario Götze girdi, o da çok iyi bir performans sergiliyordu fakat sakatlık belası onu da buldu. Tam yine takım performansı düşecek mi soruları gelmişken bu kez takımı sırtlayan uzak doğudan bir gençti, hem de yalnızca 300 bin €’ya takıma transfer olmuş bir genç. Evet Kagawa öyle sırtladı ki takımı, hiçbirini aratmadı. Sezon sonuysa büyük bir bedelle Manchester United’a transfer oldu. Diğer mevkiiler diğer oyuncular elbette unutulmamalı zira bahsettiğimiz konu takım oyunu. Diğer mevkilerde de aynı olay söz konusu, bir oyuncunun yerini yedekten gelen diğer bir oyuncu sırıtmadan doldurabilmesi takım oyununun, takım olmanın büyük şartlarından. Yardımlaşmanın, birlikte hareketin son zamanlardaki en güzel örneklerinden Borussia Dortmund.




Montpellier: Örneğimize yine yakın tarihten devam ediyoruz. Montpellier geçtiğimiz sezon Fransa Lig1’de tarihinin ilk şampiyonluğunu elde etti, tabii ki bunda en önemli güçleri takım oyunlarıydı. Elbette B.Dortmund’ta olduğu gibi öne çıkan oyuncular Montpellier’de de oldu, fakat ikisinin de ortak gücü futbolcuların, teknik ekibin, yönetimin, birbirleriyle uyumu, yani tamamen takım olmak. Geride bıraktıkları takım ise endüstriyel futbola daha yeni merhaba demiş bir takım olan, Paris Saint-Germain. Son haftaya kadar büyük bir çekişme yaşadılar fakat sonunda para değil de takım oyunu kazandı. Montpellier’de takım oyunundan birazda olsa sıyrılarak öne çıkan oyuncular: Belhanda ve yeni sezonda Arsenal forması giyecek Giroud’tu.
  




Manchester United: Son olarak takım oyununda bir zirveden söz edelim dedim. Manchester United geride bıraktığımız sezonda ultra lüks bir takıma karşı durmaya çalıştı, sezonun büyük bir bölümünde de bunu başarmıştı ancak ultra lüks Manchester City, son bir nefesle şampiyonluğu kazandı. Fakat akıllarda karşısındaki böyle geniş ve böyle kaliteli bir kadroya rağmen şampiyonluk şansını en son ana kadar kovalamış bir Manchester United ve onun müthiş takım oyunu kaldı. 



  Takım oyununda başarısız olanlar:

  Paris Saint-Germain: İlk sıraya Fransa Lig1’i geçtiğimiz sezon domine etmesi beklenen Paris Saint-Germain’i koyuyorum. Nedeniyse karşısındaki rakiplerine göre çok ekstra bir kadro kurup, başarıya ulaşamamasıydı. Yalnızca parayla başarının geleceğini sananlar için olumsuz bir örnek oldu PSG ve nitekim takım oyunun karşısında duramadılar.


Trabzonspor: İkinci örneğimiz ülkemizden bir takım olan ve geçtiğimiz sezon yalnızca Burak Yılmaz’a bağlı kalan Trabzonspor. Daha önceki sezonlarda Colman, Umut, Alanzinho, Jaja, Egemen ve birçok isim sayarken geçtiğimiz sezon sadece Burak Yılmaz’ı saymamız tek bir oyuncuya bağlı kalındığının göstergesi durumunda. Geçtiğimiz sezon takım oyunundan bir hayli uzak kalan Trabzonspor’un o eski bilindik Trabzonspor’a dönmesi dileğiyle.


Takım oyununu başarabilen, takım oyununu başaramayan ve tek oyuncuya bağlı kalan bu ve bunlar gibi birçok kulüp mevcuttur. Hayatın Futbolu ailesi olarak bu kez de futbolun en önemli unsuru takım olmaya değindik. Başka yazılarda görüşmek dileğiyle.

Bizimle kalın…

 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Hayatın Futbolu - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Inspired by Sportapolis Shape5.com
Proudly powered by Blogger