En İyi Sol Ayaklar

29 Haziran 2013 Cumartesi


Futbolda en çok dikkat çeken unsurlardan biri sol ayaklılık. Eğer sol ayağa sahip bir oyuncuysanız hep daha fazla dikkat çekersiniz. Bunun nedeni gerçekten iddia edildiği gibi sol ayakların daha iyi olması mı, yoksa nadir bulunduğu için daha çok dikkat çekmeleri mi bilinmez. Bizler HFBlog olarak tarihe adını yazdırmış en iyi sol ayakları sizler için yazdık.

ALEX DE SOUZA



2004 yılında Fenerbahçe'ye gelen Brezilyalı yıldız sol ayak konusunda bize en yakın örnek. Çeşitli frikik golleri, kullandığı etkili kornerler ve sayısız uzaktan şut golleriyle bize bir sol ayak ne kadar iyi olabilir onu gösteriyor adeta. İşte Alex'in sol ayağıyla Galatasaray'a attığı o gol


GHEORGE HAGİ



Galatasaray'a 96'da gelen yıldız isim burada 5 sezon kaldı. 1 Süper Kupa, 1 UEFA Kupası, 4 Lig şampiyonluğu, 2 Türkiye Kupası ve 1 Cumhurbaşkanlığı Kupası kazandı.

Hagi, gelmiş geçmiş en iyi sol ayaklardan biri kabul edilir.


ROBERTO CARLOS




Ülkemizde de forma giyen Roberto Carlos, sol ayak denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri.

Sprintleri ve sert şutlarıyla tanınan Brezilyalı yıldızın sol ayağıyla Fransa'ya attığı gol fizik kurallarına aykırı olarak nitelendirilmektedir.


RYAN GİGGS


Hızı, tekniği ile tanınan Giggs tam bir istikrar abidesi. İlerleyen yaşına rağmen hala verebileceği en üst verimi takımına sağlıyor.

En iyi sol ayaklardan bahsettiğimiz bu yazıda, tabii ki onu es geçemezdik.

SERGEN YALÇIN


Yerli anlamda belki de en iyi örneğimiz Sergen...

Yurt dışına gitseydi belki adından daha çok söz ettirebilirdi. Fakat ülkemizde de forma giydiği takımlarda şampiyonluklar yaşadı ve enfes sol ayak gollerine imza attı.

GARETH BALE


Sol bekten başladı, sol açığa kadar devam etti mevkisi. Bu kadar etkili bir sol ayağı arkalarda tutmak istememek gayet doğal.

100 Milyon Euro değer biçilen Bale, hala aktif olan en iyi sol ayaklardan biri.

ALVARO RECOBA


Wining Eleven ve PES'lerimizin meşhur frikikçisi...

Duran topların efsane ismi Recoba en gelmiş geçmiş en iyi sol ayaklardan biri.

TÜMER METİN



Beşiktaş'ta oynadığı dönemde İlhan Mansız ile ileride güzel bir hücum ikilisi oluşturan Tümer, kariyerine Fenerbahçe'de devam etti.

Sol ayağını çok etkili kullanan Tümer, yerli oyuncularımızın arasında en iyilerden biri olarak gösterilebilir.

ROBİN VAN PERSİE



Futbol tarihinin gördüğü en iyi strikerlardan biri...

Mükemmel bir bitiriciliğe sahip. Takımının bu sezonki şampiyonluğunda büyük pay sahibi. Sir Alex onun için ''Takıma gelişiyle adeta Cantona etkisi yarattı.'' demiştir. Çok da haklı

Hollandalı yıldız çağımızın en iyi sol ayaklarından.

VAN DER VAART


Bir başka Hollandalı'ya geçiyoruz.

Kendisi için fazla söze gerek yok. Oynadığı takımlar da attığı goller de ne kadar etkili bir sol ayak olduğunun ispati. İşte gollerinden bir derleme


***Bu isimlerin haricinde elbette birçok isim var. Fakat hepsini yazmaya ne enerji yeter ne de zaman. Biz de ilk akla gelenleri yazdık.

FIFA U-20 Dünya Kupası İspanya-Fransa Maçı

Erken finalin kazananı İspanya

Turnuvanın en önemli iki favorisini karşı karşıya getiren maçta İspanyollar maça istedikleri gibi hükmederek Fransa’yı çaresiz bıraktı.


Turnuvanın ve grubun iki favorisinin grupta rakipleriyle oynadıkları karşılaşmalar ele alındığında, maçtan önce İspanya’nın Fransa’ya karşı bir adım önde olduğu düşünülüyordu. Fakat iki takımın maç kadrolarına baktığımızda İspanya’da göze çarpan büyük rotasyon ister istemez akıllara “Her zaman çalışan sistem bu rotasyonla işlevsiz hale gelebilir mi?” sorusunu getiriyordu. İspanya ilk 11’inden tam beş isim kulübede oturtulmuştu. Bunun nedeni, Lopetegui’nin maç sonu basın toplantısında aktardığı gibi tüm oyuncularını ilerleyen turlar için hazır tutmak istemesinden başka bir şey değildi. Fransa kadrosunu incelediğimizde ise Pogba’nın cezalı olması ve Bahebeck’in sakatlığı nedeniyle orta saha ve hücumda meydana gelen değişimler göze çarpıyordu. İlk iki maçta ileri uçta tek başına görev yapan Sanogo’nun yanına yardımcı forvet olarak -orijini kanat olan-  Thauvin çekilerek, orta sahada dörtlü bir kurgu düşünülmüştü. Önceki maçlardan farklı olarak orta sahada üç yerine dört isimle yer almak biraz da İspanya’nın pas yollarını kapatabilmek adına bir önlemdi.



Maç başladığında, oyun beklenen büyük çekişmenin aksine fazlasıyla İspanya lehine ilerliyordu. İlk 20 dakikalık bölümde Fransa neredeyse hiç bir varlık gösterememişti. Orta sahada İspanyollar’ın pas bağlantılarının kesilememesi ve Pogba’nın yokluğunda onun üzerinden şekillenen atakların gerçeklememesi Fransa’yı oldukça zor bir duruma sokmuştu. İspanya sistemi ise sanki rotasyon hiç yapılmamış gibi kaldığı yerden çalışmaya devam ediyordu. İleridede Jese’nin sırtladığı İspanya, Deulefou’nun eksikliğini hissetmiyordu. Bu şartlar altında biten ilk yarıdaki tek gol, Jese’nin turnuva’nın en iyilerinden biri olmaya aday Lucas Digne’yi çok güç durumda bıraktığı pozisyon sonrası yaptığı asistle geliyordu.
İkinci yarı başladığında Fransa adına ortada pek değişen bir şey yoktu. İspanya büyük oranda sahip olduğu top yüzdesiyle oyunu istediği gibi şekillendirmeye devam ederken ikinci yarının başları diyebileceğimiz bir dakikada 2. golü buldu. Bu gol geride kalan dakikalardaki Fransa’yı göz önüne aldığımızda Fransa’nın bugünlük kepenkleri kapattığı anlamına geliyordu. Golden sonraki dakikalarda Fransa, bulduğu bir kaç tehlikeli pozisyon sonrası direklere takılınca 91.dakikada onlar adına gelen maçın tek golü tabelayı değiştirmekten fazla bir anlam içermiyordu.
Pogba’sız Fransa’nın dağınık görüntüsü ve rotasyonlu bir İspanya’nın maça bu kadar hakim olabilmesi İspanya’yı kupa için bir kaç adım öne çıkarıyor. Finale kadar tekrar karşılaşma ihtimali olmayan bu iki favoriden mavi formalı olanı, daha iyi bir takım görüntüsüne kavuşmazsa ilerleyen turlarda fazlasıyla zorlanabilir.




Gereksiz not: İspanya 16 numarası Oliver Torres çok büyük oynamaya devam ediyor.
Gereksiz not 2: Derik ileride İspanya'nın vazgeçilmez stoperlerinden birisi olabilir. İlerleyen günlerde sadece Derik hakkında bir yazı yazacağım, takipte kalınız :)

FIFA U-20 Dünya Kupası İspanya-Gana Maçı

26 Haziran 2013 Çarşamba

Favori zorlansa da galibiyete ulaştı.

Erken gelen gole rağmen oyunun bazı bölümlerinde çok zorlanan İspanya, son düdük çaldığında 3 puanı alan ve gruptan çıkmayı garantileyen taraf oldu.

İki takım arasındaki büyük kalite farkı ve Gana’nın Fransa maçındaki etkisiz görüntüsü, maçtan önce herkeste kolay bir İspanya galibiyeti beklentisi oluşturdu. İspanyolların ilk 11’inde ABD maçından farklı olarak tek değişiklik, orta sahadaki Campana’nın yerine hücumda görev yapan Denis Suarez’in yer almasıydı. Gana teknik direktörü Tetteh ise, Fransa maçındaki performanstan çok fazla memnuniyetsiz olmalı ki ilk 11’de tam dört değişikliğe gidiyordu. Bu değişikliklerden birisi de bu sezon Serie B’de Sassuolo formasıyla ve Fransa maçına sonradan girdikten sonra ileri uçta çok etkili işler yapan Yiadom Boakye’ydi.
İspanya’nın maç başındaki görüntüsü ABD maçından çok da farklı değildi: Topa sahip olup defans arkasına çok hızlı koşular yapan hücumcularını topla buluşturmak. Bu noktada ilk maçta kulübede oturan Denis Suarez’in de  hakkını fazlasıyla teslim etmek lazım. Deulofeu ile birlikte kanatlarda çok fazla yer değiştirerek savunmayı fazlasıyla zorladılar. Gana savunmasının yaptığı bir pozisyon alma hatasında da Denis Suarez İspanya’yı öne geçiren golün asistini yaptı. Yine aynı şekilde İspanya orta sahası  maç boyunca savunma arkası koşular yapan hücumcuları topla buluşturmakta zorlanmadı. Fakat buldukları pozisyonları gole çevirmekte problemler yaşayınca tabeladaki sayıyı 1’den ileriye götüremediler. İspanya orta sahasına da ayrı bir parantez açmak gerekir. Suso ve özellikle Oliver Torres mesafe tanımaksızın attıkları paslarla her an tehlikeli pozisyonlar yaratabilecek kapasitede iki oyuncu.  Oliver Torres’in topla birlikte fazlasıyla esnek, oyun görüşünün çok fazla ve her an oyunun yönünü değiştirebilecek kapasitede olması, onu kapalı savunmaları açabilmek için çok önemli bir silah haline getiriyor. Torres böyle özelliklere sahipken ve kendini daha da geliştirip potansiyelini sonuna kadar kullanabilirse Xavi etkisi yaratması fazla zaman almaz.



Gana tarafından baktığımızda Fransa maçındaki görüntülerinden çok daha iyi bir oyun sergilediklerini söylemek yanlış olmaz. Sol çizgide görev yapan Acheampong ve ileri uçtaki Boakye’nin çok istekli oyunlarının da katkısıyla İspanya’ya karşı bulunabilecek maksimum sayıda pozisyon bulmalarına rağmen aradıkları golü bulamadılar. Takım halinde iyi bir görüntü çizen Gana’nın bu maçtan puansız ayrılması biraz da takımdaki fark yaratabilen oyuncu eksikliğinden kaynaklanıyor. Maçı tüm takım bu kadar istemişken golsüz bitirmek onlar için fazlasıyla hayal kırıklığı yaratmış olmalı.  En iyi üçüncülerden biri olma şansı da oldukça zayıf olan Gana’nın artık tek hedefi turnuvayı galibiyetsiz kapatmamak olacaktır.



FIFA U-20 Dünya Kupası İspanya-ABD Maçı

İspanyollar beklentileri karşıladı.

Turnuvanın Fransa’yla birlikte tartışmasız en iyi kadrosuna sahip olan İspanya, erken gelen golün de avantajıyla Amerika’nın umutlarını maçın çok başlarında yok etti.

İspanya’nın tüm yaş gruplarındaki pasa dayalı oyunu ve topu çok zor kaybeden yapısı Tab Ramos’un da maçtan sonraki basın toplantısında ifade ettiği gibi rakiplerin, taktiklerini tek bir şey üzerine kurmasına yoğunlaştırıyor: Pas yaptırmamak. Ramos’un yaptığı “İspanyolların pas sistemine dünya üzerinde çözüm bulabilen yalnızca birkaç takım varken bizim yapmaya çalıştığımız da onları oynatmamaktı”  açıklaması Amerika’nın dünkü maçtaki oyun felsefesini net bir biçimde ortaya koyuyor.
Amerika’nın maça ön alanda presle başlaması ve savunma çizgisini orta sahaya kadar çekip oyunu daraltması, İspanya’nın pasa dayalı oyununu engellemek için  mantığa yatkın bir strateji gibi gözükebilir. Fakat İspanya’nın erken bulduğu gol, Amerika’nın stratejisini maç daha henüz başlamışken devre dışı bıraktı.
Amerika’nın ön alandaki presiyle birlikte savunmasını çok önde kurması İspanyolları biraz da kontratak futboluna zorladı. Fakat takımınızda Jese, Deulofeu, Manquillo, Bernat gibi süratli oyuncularınız  ve orta sahada Torres, Campana ve Suso gibi çok etkili pas ayaklarınız varken kontratak oynamanız sizin için o kadar da büyük bir problem olmasa gerek. Orta sahadaki Campan-Suso-Torres üçlüsnün etkili ara pas ve uzun pas yeteneği savunma arkasına çok süratli koşular yapabilen oyuncuları topla buluşturmakta fazla zorlanmadı.Amerika’nın -her ne kadar ön alanda yaptığı presin sonuçlarını alamasa da- Luis Gil’in etkili paslarıyla ilk yarıda bulduğu birkaç tehlikeli pozisyon, onları oyunda tutmaya yetebilirdi. Bu pozisyonlardan yararlanılamaması ve İspanya’nın devre arasına gidilirken bulduğu iki gol Amerika adına gecenin sonu anlamına geliyordu.

Turnuvanın favorisine karşı vasat bir oyun sergilemiş gibi görünse de Amerika’nın İspanya’yı topla oynamada %54’de tutması onlar adına gecenin olumlu işi olarak görülebilir.  Orta sahasındaki Joya, Gil ve dünkü maçta çok öne çıkamasa da arka planda iyi işler yapan Trapp üçlüsü turnuvanın ilerleyen dönemlerinde Amerika’yı daha fazla sırtlayabilir ve gruptan çıkmaya yetecek sonuçların alınmasını sağlayabilir. Grupta favoriler İspanya ve Fransa’nın ilk iki sırayı bırakmayacağını düşünürsek Amerika için en gerçekçi hedefin en iyi dört üçüncülükten birini alarak bir üst tura yükselmek olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bitirmeden önce küçük bir not: Amerika sağ kanadında iki yönlü çok iyi işler yapan Deandre Yedlin ismi önümüzdeki yıllarda daha fazla ön plana çıkabilir. Tıpkı gruptaki rakipleri Fransa’nın solundaki Lucas Digne gibi.


İki takımın da maçtan beklentisi oldukça açıktı. İspanya oyunu erken koparıp rahat bir maç çıkarmak, fizik kalitesini turnuvanın diğer maçlarına saklamak istiyordu. ABD ise direnecekti. Maçtan bir şeyler çıkarmayı umuyorlardı ama işler farklı gelişti. Oyunun ilk dakikasından itibaren ABD, İspanya'nın pas yapmasını izlemek yerine en uçtan itibaren baskı yapmaya karar verdi. Oyunun her yönünü oynayabilen İspanya için erken gelen gol sonrası maç bitmiş görünüyordu.

Her yaş kategorisinde bu kadar çok yetenekli oyuncuya sahip olan bir ülke dünya tarihinde çok azdır muhtemelen. Her yaş kategorisinde aynı düzenle oynayan İspanya, Liverpool forması giyen Suso'nun sahte 9 rolünde başladığı 4-3-3 yapısında kenar oyuncuları sık sık dolaştırırken, zaman zaman Suso'yu orta saha oyuncuları ile de rotasyona soktu. ABD ise 4-2-3-1 dizilişini bozmadan tamamladığı 90 dakikada sürekli pres ile İspanya'yı bozmaya uğraşsa da maçın önemli bölümünde sonuç alamadı.

Maçın başında bu tarz bir baskıyı beklemeyen İspanya, savunmasını orta sahaya kadar çıkaran ve tüm pas opsiyonlarını kapatan ABD karşısında çok top kaybetmesine ve kısa süreli bir panik yaşamasına karşın, İspanya'nın öne çıkan isimlerinden Jese'nin 5.dakikada attığı gol sonrası işler normale döndü. ABD'nin bu bölümde baskıyla kazandığı iki top sonrası bulduğu pozisyonları değerlendirememesi sonrası 42'de Deulofeu farkı ikiye çıkararak maçı kopardı. 44'te Jese soyunma odasına giderken maçı bitiriken, Deulofeu'nun 61.dakikada attığı gole ABD'nin az sayıdaki iyi performans gösteren oyuncularından Gil 78'de cevap vererek skoru belirledi.

İspanya gösterdiği performansın yanı sıra maç içerisinde yaşadığı problemlere çabuk çözümler üretebilmesi, oyuncularının yetenek seviyesi ve sahaya yansıtma becerileri, sergiledikleri kulüp takımı görüntüsü ile turnuvanın favorisi olmayı hak eden bir performans sergiledi. ABD onların eşdeğeri bir rakip olmasa da, İspanya şampiyonluğa fazlasıyla hazır görünüyor.

Bir Futbol Efsanesi: Brian Clough

22 Haziran 2013 Cumartesi




Pardon üstad, sen ölmeden önce buralar tarlaydı, anca yazabildik.

En iyi futbolcu kimdir? Sorusuna verilecek bir sürü cevap var; Pele, Maradona, Messi, George Best, Eric Cantona. Yani bu sorunun tek bir cevabı yok. Fakat En iyi Teknik Direktör Kimdir? Sorusunun tek bir cevabı var; Brian Howard Clough, nam-ı diğer Koca Kafalı Clough.

1935'te Middlesbrough'da dünyaya geldi Clough. Kendisini 3 kelimede tanıtmak istesek bu kelimeler şüphesiz ''Karizmatik, açık sözlü, tartışmacı'' olurdu.

Futbolculuk Kariyeri

Clough futbol hayatına Billingham Synthonia FC'de başladı. 1952 yılında profesyonel oldu. Fakat ilk maçına 1955 yılında Barnsley'e karşı çıktı. 3 sezon boyunca takımın en çok gol atan oyuncusu oldu.

Asıl patlamasını Middlesbrough'dayken yaptı. Doğduğu şehirin takımında 213 maça çıkan Clough tam 197 gol attı. Ve Boro'nun tarihine en fazla gol atan 3.oyuncu olarak geçti.

Teknik Direktörlük Kariyeri

Futbolu erken sayılabilecek bir yaşta bırakan Clough teknik direktörlük kariyerine de erken başladı. İlk olarak Sunderland'de antrenör olarak göreve geldi. 

İlk teknik direktörlük görevi ise Sunderland'den sonra gittiği Hartlepool FC. oldu.

1965'te en genç teknik direktör olarak (30) takımın başında lige çıktı. Yanına daha sonra yıllarca hiç ayrılmayacağı Peter Taylor'ı aldı.

1 Haziran 1967'de Koca Kafa Brian Clough Derby County'nin başına geçti. 68/69 sezonunda en yakın rakibine 7 puan fark atarak şampiyon oldu ve 1.lige çıktı. 1.ligdeki ilk sezonunda ise beklentilerin çok üzerinde bir sonuç geldi. Lig 4.lüğü...

71/72 sezonunda şampiyonluk yarışı son haftaya kadar sürdü. Ve Derby'liler için ''mucize'' gerçekleşti. Leeds United zayıf rakibine son hafta kaybetti ve Brian Clough'lu Derby County şampiyon oldu.

72/73 sezonunda ise Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı final oynadılar. Yarı finalde Juventus'a toplam 3-1 yenilerek kupaya yarı finalde veda ettiler. Bu sezon içerisinde yönetimle arası oldukça açıldı. Ve Clough için veda vakti gelmişti.

''Tanrı Futbolu Havadan Oynamamızı İsteseydi, Çimleri Oraya Koyardı.''

Derby County'den ayrıldıktan sadece 2 hafta sonra iş arkadaşı olmaktan öte dostuyla, Peter Taylor'la 3.lig ekiplerinden Brighton'ın yolunu tuttu. Brighton'da işler hiç de umduğu gibi gitmedi. Takım ligi 19.sırada bitirdi. Brian Clough yeni sezonda görevine devam etmeme kararı aldı.

Brighton'dan sonra Clough'un yeni adresi Leeds United oldu. Leeds'in başarılı menajeri Don Revie İngiltere Milli Takımının başına geçmesiyle boşalan teknik direktörlük görevine Brian Clough getirildi. 

*** Brighton'dan ayrılan Clough'un Leeds'den önce Galatasaray'a teklif edildiği fakat Galatasaray'ın bunu kabul etmediği iddia ediliyor.

Clough, Don Revie ve ekibinin oynadığı futbolun çirkefçe olduğunu kazanılan başarıların da bu çirkeflik sayesinde olduğunu iddia ediyordu. Bu demeçleri takımdaki yıldız isimlerle arasının açılmasına neden oldu. Ayrıca Peter Taylor'ın yokluğu da Clough'u kötü etkiledi. Leeds ile birlikte çıktığı 6 maçta alınan sadece 1 galibiyet onun arkasında duran yönetimin de desteğini çekmesi anlamına geliyordu.

Leeds United kariyeri sadece 44 gün süren Clough'un bu dönemi filmlere konu oldu. The Damned United adlı film Clough'un Leeds United'da geçirdiği dönemi anlatmaktadır.

6 Ocak 1975'te 2.lig takımı Nottingham Forrest'ın başına geçti. Clough burada o kadar başarılı oldu ki, heykeli bile dikildi.

76/77 sezonunda Peter Taylor'ı yeniden yanına aldı. Aynı sezonda ligi 52 puanla 3. bitirerek 1.lige yükseldi.

1.ligdeki ilk sezonunda sürpriz yaparak rakibi Liverpool'a 7 puan fark attı ve Premier Lig şampiyonu oldu. Nottingham Forrest tarihinin ilk şampiyonluğuydu bu. Ayrıca Clough o sezon yılın teknik direktörü ödülünün de sahibi oldu.

77-78 yılları arasında 42 lig maçında yenilgi yüzü görmeyen Clough ve Nottingham'ın bu rekoru 2004 yılındaki mükemmel Arsenal kadrosu tarafından egale edilebilmiştir.

Daha sonra ligde Liverpool'dan 8 puan fark yiyen Nottingham Forrest için bu durumdan çok Birmingham'dan 1 milyon pound'a transfer edilen Trevor Françiş konuşuluyordu. Konuşuluyordu çünkü bu transfer Britanya'nın en pahalı transferi demekti.

O sezon İngiltere Ligi Kupası ve Community Shield'ı kazandılar. Ayrıca Malmö'yü 1-0 yenen Nottingham Şampiyon Kulüpler Kupasını kazandı.


***Duruma geniş bir perspektiften baktığımızda sıradan bir 2.lig takımını alan Brian Clough, bu takımdan sadece 3 yıl içerisinde bir Avrupa şampiyonu yaratmıştı.

Aynı yıl içerisinde Barcelona'yı yenerek Süper Kupa'yı da aldılar.

1982 yılında Peter Taylor görevinden ayrıldı. Taylor'ın ayrılmasından sonra 83/84, 87/88, 88/89 sezonlarında lig 3.lüğü, 88/89'da İngiltere Lig Kupası, 89/90 sezonunda İngiltere Lig Kupası alındı.

Efsanenin Sonu

Nottingham Forrest 92/93 sezonunda 40 puan alarak tam 16 yıl sonra 2.lige düştü. Bu başarısızlıktan sonra Clough tüm yaşananları üstlendi ve istifa etti.

Kariyerine yazarlık ve spor yorumculuğu yaparak devam etti. Sağlık sorunları yaşayan Clough'a karaciğer nakli yapıldı.

20 Eylül 2004'te Brian Clough mide kanserinden hayatını kaybetti.

Ölümünün Ardından

Clough'un ölümünün ardından Nottingham-Derby bağlantısını sağlayan A52 yoluna Brian Clough Yolu adı verilmiştir.

Çok sayıda heykeli dikilen Clough'un adına 2007'den itibaren  Brian Clough Trophy adıyla bir turnuva düzenlenmektedir.



Sizin Golünüz Hangisi?




Verilen oylarla 2012/2013 sezonunun en güzel golleri belirlendi.



Peki sizin en beğendiğiniz gol hangisiydi? Cevaplarınızı bizimle yorum olarak paylaşabilirsiniz



Basın Tribününden - Ilgaz Çınar Röportajı

Hepimizin bildiği gibi bu yaz ülkemizde Fifa U-20 Dünya Kupası düzenleniyor. Dün itibariyle açılış maçları oynandı.Turnuvanın açılış maçlarında tüm takımların gol atması da gençlerin ne denli güzel futbol oynadığı gözler önüne geldi. Ben de turnuvada gönüllü olarak basın tribününde yerimi aldım ve İstanbul'da oynanan Fransa-Gana / ABD-İspanya maçlarını yerinde izleme imkanı buldum. Bir blogger olarak orada da boş durmadık ve kendisini Lig Radyo'dan ve Totemspor'dan tanıdığımız Ilgaz Çınar'la hem A grubu maçlarını değerlendirdik, hem de U-20 Milli Takımı'mızla ilgili yorumlarını aldık.

U-20 DK'nda A Grubunun ilk maçları oynandı. Gruptaki takımlarla ilgili düşünceleriniz nelerdir? Sizce bu gruptan kimler çıkar?



Öncelikle turnuva olarak değerlendirmek ayrı, genel futbol mantığı olarak değerlendirmek ayrı, öyle bakalım. İstiyorsan ilk önce mağlup takımlardan başlayalım. Zaten bugünkü maçlarını kazanan Fransa ve İspanya'yı üç aşağı beş yukarı herkes biliyor. Gana'yı daha öncesinde Muhsin Ertuğrul hocayla konuştuğum zaman -o da görmüşsündür Fifa yetkilisi olarak burada maçları izliyor- Gana'nın enteresan bir altyapıya sahip olduğunu söylemişti. Buraya kadar takımı bozmadan geldiklerini ve artık sadece fiziki güce dayalı bir futbol değil; fundamental olarak diğer noktalara da temas ettiğini söylemişti. Maça baktığımızda ilk 30 dakikalık kısmı ayrı, geri kalan 60 dakikalık kısmı ayrı değerlendirelim. Çok baskılı oynayan bir Gana var, Fransa'yı maçın ilk yarım saatlik diliminde bozan bir Gana vardı ama burada bile 11. , 12. ve 30. dakikalarda Fransa'nın 3 net pozisyonu vardı. Yani bazı işler hemen olmuyor, öyle bakmak lazım. Fransa çok üst düzey futbolculara sahip, bunun sebebi de şu; kendi takımlarında sürekli oynayan oyuncular bunlar. Orta sahaya bakıyorsun; Juventus ve Sevilla'nın orta sahası (Pogba ve Kondogbia) ki bunlar yedekten girip götürenler değil doğrudan forse eden oyuncular. İlerde Veretout var, Bahebeck var, Yaya Sanogo . Geriye baktığımızda muhteşem bir solbek Digne var. Gana belki birkaç turnuva sonrasında damga vuracak bir ekip çünkü bozmuyorlar. Fransa'ya baktığımızda da yine aynı şekilde en fazla 3-4 oyuncu değişiyor, onlarda önceden beri kadrolarını bozmuyorlar. Bu açıdan bakıldığında da ortak ulaşacağımız sonuç; istikrar. İstikrar derken yetiştiricilerle birlikte istikrar yalnız. O noktaya da bakmak lazım. Yetiştiricilerde de istikrarı yakalamak lazım. Eğer sizin çok iyi bir yetiştiriciniz yoksa veya iyi bir teknik adama sahip değilseniz o anlamda iş sıkıntıya girer. Bazen yetiştiriciler, ellerindeki futbolcuyu oynatan teknik adamdır aynı zamanda. Yani teknik adamın çok üst düzey futbolla kendini sürekli yenilemesine gerek kalmaz çünkü sahadaki futbolcu sizi yeniler. Fransa'nın şansı bu. 30. dakikadan sonraya baktığımızda zaten oyun alanı, oyun görüşü çok geniş olan bir ekip, skoru bulmaları da beraberinde getirdi. Zaten bu galibiyeti bekliyordum. Bir de kendi iddiam var, herkesin tersine ben Fransa'yı İspanya'nın da önünde favori görüyorum. Tabii bu futbol, herkesi yanıltabilir. Bu da sadece benim kendimce olan bir görüşüm. Bekleyip göreceğiz

Peki ABD-İspanya maçını nasıl değerlendirmek gerekir? Bir yanda mütavazı bir kadroyla -ülke futbolunun konumu ortada- gelen bir ABD takımı ve buna karşı kadrosunda birçok yıldız ve yıldız adayı olan İspanya. Keyifli bir maç izlettiler bize.



Bu maçı şöyle değerlendirelim. Maç çok keyifli bir maç oldu değil mi, izleyen herkes keyif aldı. Bunun sebebi sadece İspanya futbolu değil; Amerika'nında kendi yetenekleri doğrultusunda çok iyi bir takıma sahip olması. Özellikle de Luis Gil. Maçın ilk 20 dakikasına baktığımızda Amerika tam 3 tane ters top attı 40 metrelik mesafeye. Bunların 2 tanesi yerini buldu 1 tanesi yerini bulmadı, onun da nedeni o pas şiddetini iyi ayarlayamadı, bunu herkes yapıyor normal. Ama bu ters pas oyunununa gelene kadar bir sete oturttu oyunu ilk önce. Defansta 3'lü kaldılar. Sağ bek Yedlin'i sağ açık oyuncusu gibi kullanırken, onu hücumcu gibi düşündürürken esasında diğer kanattan atak yaptılar, orda ters top yapmadılar. 2008 Hırvatistan'ı hatırlayalım. Bize elenene kadar, o mucizevi maç olana kadar bu set oyununu oturttuktan sonra bu ters toplarla sonuca giden bir oyun anlayışındaydılar. Daha doğrusu futbolunu güzelleştirmeye çalıştılar. Bu anlamda Amerika'nın çalıştığını söyleyebiliriz. Maçı güzelleştiren de Amerika'nın bu oyunuydu zaten. İspanya'ya baktığımızda, enteresandır herkes Barcelona altyapısını konuşur. Fakat Barcelona'dan sadece bir oyuncu var. O da Deulofeu. Zaten buraya yıldız olarak geldi, turnuvanın da yıldız adaylarından birisi. Diğer oyunculara baktığımızda Real Madrid'in, Sevilla'nın, Atletico'nun altyapısından daha fazla oyuncu var. Bu olaya şu açıdan bakmak gerekiyor ama: Barcelona'nın altyapısındaki isimler Barcelona'da oynamak üzere yetiştirilir ve oynarda. Ancak Real Madrid'e baktığımızda "ya tutarsa" şekli var. Yani oyuncu yetiştirilir. Real Madrid'de oynayamıyorsa diğer takımlara gider ve o takımı da besler. Bu açıdan yaklaşmak daha iyi olur.

Milli Takımı bu turnuvada nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce yakaladığımız jenerasyon bu turnuvada iyi işler yapar mı?



Türkiye'nin durumu biraz da Kolombiya'ya bağlı. Eğer gruptan 1. çıkarsak A grubundan 3.yü alacağız. Ama Kolombiya'nın altında 2. olarak çıkarsak, büyük olasılıkla Fransa veya İspanya'dan birisi gelebilir ve turnuvadan elenebiliriz. Doğruya doğru konuşmak lazım. Yani bizim turnuvada devam etmemiz, iyi yerlere gelebilmemiz için 1. olarak bitirmemiz çok önemli. Eğer 1. bitirirsek ABD veya Gana gelebilir. Fakat bu iki takımı da rahat eleyebiliriz gözüyle bakamıyorum. ABD'yi biraz önce konuştuk, Gana dersek hakeza öyle. Bir de şöyle bir fark var. Gana takımındaki oyuncuların çoğu; takımlarının B takımı ya da alt ligde değil direk kendi 1. liglerinde, kora kor bir mücadelede oynuyorlar. Dolayısıyla belirli bir maç tempoları var. Bizim takıma bakıyorsun, ortasahada birşeyleri değiştirebilecek diye baktığımız; hani hep Salih Uçan'lar konuşuluyor ama geçen sene Okay Yokuşlu 637 dakika oynamış. Alpaslan Öztürk var. Beerschot'tan Standard Liege'e transfer oldu, ortasahayı toparlamak adına ona çok güveniyoruz. Stoperlerimiz maalesef biraz eksiklikleri var. Ethem Ercan Pülgir Kartalspor'da küme düşmelerine rağmen profesyonel maç oynadı. Galatasaray'dan Sadık Çiftpınar'ın profesyonel maçı yok. Ahmet Yılmaz son 3-4 hafta Gençlerbirliği'nde profesyonel maç oynadı. Sol bekimiz İlkay'ın profesyonel maçı yok. Böyle bir sıkıntı var. Artun Akçakın 2011-2012 sezonu Hacettepe'de müthiş bir çıkış yakalamıştı. Ona en büyük kötülüğü Gençlerbirliği yaptı. O kadar forvetin varken kadroda tutuyorsun; bir de üstüne devre arasında Vleminckx'i alıyorsun. Bunlara rağmen Artun'u A takımda tuttular, maç ritmi kayboldu. İbrahim Yılmaz diyoruz; İBB'nin oyuncusu. Darıca Gençlerbirliğinde 20 gol seviyesini geçti, evet ama hangi 3. ligde bu golleri attı? 24 yaş üstü 4-5 oyuncunun oynadığı ve bir A2 takımında veya kendi A takımlarında değer görmeyen gençlerin oynadığı bir 3. ligde bu golleri attı. 19-20 gol attı diye övüyoruz, seviniyoruz ama hangi şartlar altında bu golleri attı buna bakmıyoruz. Kerim Frei, Hakan Çalhanoğlu, Salih Uçan, Alpaslan Öztürk... Rüya gibi bir hücum hattı geliyor değil mi? Ama önüne koyacak bir forvetimiz yok. Böyle bir sıkıntımız var ve hep o eleştirdiğimiz Avrupa'dan gelen oyuncular; bizi biryerlere götürecek oyuncular. Kalecimiz Aykut Özer'de buna dahil. Bir de şunu eklemek istiyorum. Bu takımımız daha sonra Akdeniz Olimpiyatları'nda oynayacak, bir karma gidecek oraya. Fakat önemli olan bir sonraki turnuvada bu çocuklar yine beraber oynayacak mı? Bahsettiğimiz takımlar 13-14 yaşından beri beraber futbol oynayan çocuklardan kurulu. Biz bir jenerasyonumuzu hiçbir zaman bir üst basamağa taşıyamıyoruz. Bunu devamlı hale getirmemiz, buna bir önlem almamız lazım. Bir de aynı hocayla çalışmak önemli. Yani Gökhan Keskin'den gelip Feyyaz Uçar'a geçmememiz lazım. Feyyaz Uçar'ın U-17'den alıp bu çocukları U-20'ye taşıması lazım. Gökhan Keskin'in de bu sırada U-15'ten alıp U-17'ye getirmesi lazım ki bu döngü aynı hocalarla aynı oyuncular arası devam etsin, futbolcular birbirini tanısın, futbol alışkanlıklarını öğrensinler. Paraguay maçında Salih Uçan'la Hakan Çalhanoğlu bir kere 2'ye 1'leri vardı maçın 22. dakikalarında. Öyle bir tehlikemiz olmuştu son anda kornere attılar topu. Onun dışında bu tarz organizasyonlar yapamadı takım. Niçin? Birbirlerini tanımıyorlar çünkü.

Maç bitiminde bana zaman ayırdığı ve turnuvaya dair sorularımı yorumladığı için Ilgaz Abi'ye Hayatın Futbolu ailesi olarak tekrar teşekkür ediyoruz.
 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Hayatın Futbolu - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Inspired by Sportapolis Shape5.com
Proudly powered by Blogger