Şampiyonlar Ligi Yarı Final Değerlendirmesi

17 Nisan 2013 Çarşamba


Avrupa'nın kulüpler bazında en büyük kupası olan Şampiyonlar Ligi'nin yarı final eşleşmeleri bildiğiniz gibi geçen hafta belli olmuştu. Hayatın Futbolu ekibi olarak bu eşleşmeler hakkında birkaç değerlendirme yapmak istedik. Buyrun o kuralar ve değerlendirmeleri:


Bayern Münih - Barcelona

Şampiyonlar Ligi'nin bu sezonki en önemli maçlarından biri olan Bayern Münih - Barcelona eşleşmesinin ilk ayağı Almanya'da oynanacak.

İlk maça ev sahipliği yapacak Bayern, eşleşmede de bir adım önde gösteriliyor. Bu düşüncenin sebebi ise Bayern Münih'in bu sezonki muhteşem futbolu. Bundes Liga'da şampiyonluğunu haftalar öncesinden garantileyen Bayern Münih'in şimdiki hedefi ise 2012 ve 2010 yıllarında finalde kaybettiği Şampiyonlar Ligi kupası.


Sezon başından beri takım olarak muhteşem bir performans ortaya koyan Münih, ligin ikinci yarısından Arsenal maçına kadar geçen sürede kalesinde gol görmemişti. Tabii ki burada konuşulacak olan sadece savunma hattı değil, bu bir takım oyunu. Az gol yedikleri gibi, Almanya'da son haftalarda rekor sayılacak kadar fazla gol atıyorlar. Sonuç olarak şu an Bayern Münih eşleşmeye çok uygun bir durumda ve sadece Şampiyonlar Ligi'ni düşünüyor.

Eşleşmenin Katalonya kanadında ise durum çok da farklı değil. Barcelona takımı da ligte en yakın rakibine 13 puan fark atmış durumda. Şampiyonluğu henüz garantilememiş olsa da durumları Bayern Münih kadar rahat.

Takım performansı ise bildiğimize yakın durumda. "Yakın durumda" dememin sebebi ise bazı maçlarda seyircinin beklediği performansı sahada görememesi. Kral Kupası haricinde iki kulvarda yoluna devam ediyor. Ancak son Real Madrid maçlarındaki yenilgi ve beraberlikler, çeyrek finaldeki rakibi olan PSG karşısında zor geçilen bir tur ve Milan'ı elerken yaşanılan sıkıntılar taraftarların aklında az da olsa soru işareti bırakıyor. Tabii ki bu birkaç maç, takımın bu sezonki oynadığı tüm maçlara genellenemez.

Böyle iki büyük takımın oynayacağı maçlarda hiçbir zaman kesin bir favori olmaz. Ancak ben Bayern Münih'i küçükte olsa bir adım önde görüyorum.


Borussia Dortmund - Real Madrid

Bu sezon Şampiyonlar Ligi D Grubu'nda eşleşen iki ekip bu kez kozlarını finale gidiş bileti için paylaşacak. Bu kurada da ilk maç Almanya'da oynanacak.

Jürgen Klopp'un öğrencileri grup maçlarında 2-2(D) ve 2-1'le Real Madrid'e üstünlük sağlasa da bu kez işleri kolay olmayacak. Yarı final öncesinde önce Shaktar'ı sonra da Malaga'yı eleyen sarı siyahlılar son iki sezonki çıkışına Bundes Liga'da ara vermesine rağmen Şampiyonlar Ligi'nde tarih yazma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Taraftar ve takım olarak Şampiyonlar Ligi için kenetlenmiş olan Borussia Dortmund'un en büyük kozları hızlı pas düzeni ve ileri hattaki oyuncularının bireysel yetenekleri. Son iki sezonda taraftarlara takım oyununun zirvesini gösteren takımın bu zorlu eşleşmeden nasıl çıkacağı merak konusu.

Eşleşmenin Real Madrid kanadındaki durum ise gayet iyi. İspanyol ekip, gruptaki maçlarda Borussia Dortmund'a karşı zorlansa da, grup sonrası aşamalarda umut veren bir futbol vardı. Zira İspanyollar önce Manchester United'ı sonrasında da Galatasaray'ı eleyerek yarı finalin yolunu tuttu.

Ligte umduğunu bulamayan Real Madrid'te, teknik direktör Mourinho gözünü Şampiyonlar Ligi'ne dikmiş durumda.

Gruplardaki maçlarda rakibine üstünlük sağlayamamasına rağmen Real Madrid eşleşmenin bir adım önde olan takımı konumunda. Fakat seyircisiyle bütünleşmiş bir Borussia Dortmund'u hafife almaya gelmeyeceğini de unutmamak gerek.


Sonuçlar ne olur bilinmez ama bilenen tek şey var, o da; futbolseverleri mükemmel maçların beklediğidir.

STSL'de Düşme Hattındaki Son Durum

16 Nisan 2013 Salı

Spor Toto Süper Liginde düşme hattı da en az Fenerbahçe ve Galatasaray arasındaki şampiyonluk mücadelesi kadar sıcak geçiyor.


Mersin İdman Yurdu maalesef lige çok erken havlu attı. 29 maçta sadece 21 puan toplayabildiler. Bundan sonra ligde kendi açısından  formalite maçları oynayacaklar fakat oynadıkları maçlar düşme hattını şekillendirecekler. Karabük, Akhisar ve Elazığ ile oynayacaklar.

Ligde 17.sırada olan Orduspor lige çok farklı hedeflerle başlamıştı halbuki. Hector Cuper ile Avrupa kupalarına katılma hedefi koymuşlardı kendilerine. Şu anda düşme potasındaki takımların arasındalar. Cuper'in yönettiği takımlara baktığımızda bu tarz durumlara rastlayabiliyoruz. Sezona hızlı giriş yapıp son haftalara doğru büyük düşüş yaşıyor Cuper'in yönettiği takımlar. İnter ve Valencia örnekleri var elimizde. Trabzonspor karşısında alının 1-0'lık mağlubiyet sonrası Cuper'in yerine göreve bir Ordu'lu olan Cevat Güler getirildi. Bundan önce de ligin bitimine 5 maç kala Galatasaray'ın başına geçirilen Cevat Güler bu sefer 6 maç kala Ordu'nun başında. Orduspor'un kalan maçlarına baktığımızda Ordu açısından pek de avantajlı bir fikstürle karşılaşmıyoruz. Evinde Kasımpaşa'yı ağırlayacak Karadeniz temsilcisi için tek çare 3 puan. Kasımpaşa maçından sonra sırasıyla; Beşiktaş (D), Bursaspor, Antalyaspor (D) ve en yakın rakibi Akhisar maçı var.

Akhisar Bld. Genç. ise ligin sürpriz ekiplerinden birisi oldu. Ligin ilk yarısında kötü bir performans sergileyen ekip, ligin ikinci yarısında çıkışa geçti. Devre arasında yapılan Kerem Bulut, Theofanis Gekas ve Oğuzhan Ağzar transferlerinden, özellikle de Gekas'tan yüksek verim aldılar. Mersin İdman Yurdu ve Orduspor'un aldığı mağlubiyetlerden faydalanarak 18.likten iki basamak yukarı çıkmayı başardılar. Elbette bunda Hamza Hamzaoğlu ve ona koşulsuz destek olan yönetimin de katkısı büyük. Akhisar'ın kalan maçlarına baktığımızda evinde Beşiktaş'ı ağırlayacaklar ve Bursaspor deplasmanına gidecekler. Bu maçları Antalyaspor, Mersin İdman Yurdu ve Orduspor maçları takip edecek. İşlerin son maça kalacağı düşünülürse son hafta müthiş bir mücadele bizi bekliyor olacak.

Belki de en büyük dezavantajlardan birine sahip İBB. Taraftar desteği... Az sayıdaki ''Boz Baykuşlar'' haricinde boş tribünlere oynuyorlar ve bu da ister istemez takıma olumsuz yansıyor. Devre arasında etkili oyuncuları Pierre Webo'yu Fenerbahçe'ye sattılar ve Tayfun Pektürk ile Zenke'yi aldılar. İBB'nin maçlarına bakacak olursak; Gaziantepspor, Sivasspor (D), Fenerbahçe, Trabzonspor (D), Kasımpaşa. Görüldüğü gibi İBB'nin de işi hiç kolay değil. Sivasspor deplasmanından itibaren çok zorlu maçlar bekliyor. Kupa hedefi olan Fenerbahçe, düşme potasına girmek istemeyen Trabzonspor ve Avrupa hedefi olan Kasımpaşaspor ile oynayacaklar.

Karabükspor kadrosuna hiç yakışmayan bir yerde diyebiliriz. Sezon içerisinde oldukça iyi sonuçlar alan, dört büyüklerin tümünü yenen Karadeniz ekibine adeta nazar değdi. Lua Lua ve İlhan Parlak'tan oldukça fazla verim aldılar. Devre arasında Hakan Özmert, Onur Cenik ve Umut Sözen'i aldılar. Kalan maçlarına baktığımızda işleri rakiplerine göre bir nebze olsun daha kolay diyebiliriz. İddiasız Mersin İdman Yurdu ile oynayacaklar. Ondan sonra Elazığspor, Gaziantepspor, Sivasspor ve Fenerbahçe maçları var. Elazığ ile oynayacakları maç adeta kader maçı. Bu hafta Galatasaray ile oynayan Elazığ, Karabük maçına daha sıkı sarılacaktır. İşler son haftaya kalırsa işi en zor olan takım belki de Karabük. Şampiyonluğu kovalayan Fenerbahçe ile oynayacaklar ve Mesut Bakkal ile öğrencilerinin işi hiç de kolay olmayacak.

35 puanla 13.sırada bulunan Yılmaz Vural'ın öğrencileri diğer rakiplerine göre biraz daha rahat. Fakat bu rahatlık sadece 1 maç sürebilir. Olası bir Galatasaray mağlubiyeti Elazığspor'u yeniden potaya sokar.  Elazığspor, Galatasaray(D), Karabükspor, Mersin İdman Yurdu, Gaziantepspor, Sivasspor (D) ile oynayacak. Özellikle Karabükspor ile oynayacakları maç belirleyici olacak. Devre arasında bolca transfer yaptılar. Mustafa Sarp, Mehmet Çakır, Önder Turacı, Eren Aydın, Tidiane Sane, Tolga Özgen, İvan Sesar, Roland Alberg, Hamza Çakır, Mario Jervis ve Emir Kujovic'i aldılar. Yapılan bu transferlerle ligdeki durumu karşılaştırdığımızda aklımıza şu soru geliyor: '' Çok transfer mi, az ama gerekli transfer mi?''

Şampiyonlar Ligi'nde Son Durum

6 Nisan 2013 Cumartesi

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz günlerde Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final ilk maçları oynandı. Biz de bu maçlar ve genel durum hakkında birkaç fikir ve yazı yazmak istedik.

REAL MADRİD - GALATASARAY

Önce temsilcimiz Galatasaray'ın maçıyla başlıyoruz. Çarşamba akşamı oynanan maç birçok kişiyi üzdü. Zira Galatasaray çok da kötü oynamadığı halde 3 farklı bir yenilgi aldı. Bu skor da ikinci maçı -neredeyse- bir prestij maçı haline bürüdü.

Maçın başında oyun ortada geçiyordu. Ta ki Real Madrid'in ekstra hücum oyuncularının yakaladığı ani atağa kadar. Mesut, Di Maria ve Ronaldo iş birliği ile ilk golü kalemizde gördük. Daha sonra ise Galatasaray'ın baskı kurduğu birkaç dakikadan sonra sağ kanattan Essien'in ortasında savunmadaki karışıklıktan yararlanan Benzema sahneye çıktı ve ilk yarı bu skorla bitti.

İkinci yarıda da ilk yarıdaki gibi pozitif futbol bekleyen Galatasaray taraftarını üzecek ilk adım Fatih Terim'den geldi. Terim en azından 2-0'lık skoru koruyayım düşüncesiyle Sneijder yerine Gökhan Zan'ı oyuna aldı. Bu da ilk yarıda birkaç dakika arayla tehlike yaratan Galatasaray'ın bitişiydi. Önce defans diyerek korumaya çalışılan skor Higuain'in kafasıyla üzücü bir hal aldı.

Sonuç olarak 2-0'ı korumak isterken 3-0'la evimize döndük. Galatasaray için tur imkansıza yakın bir hal aldı, fakat camiada oynanan korkusuz oyun hoş karşılandı.

Verilmeyen penaltılar ve kaçırılan goller de eklenince Galatasaray'ın pekte kötü oynadığı söylenemez.


BAYERN MÜNİH - JUVENTUS

Kuralardan sonra en heyecanlı olacağı düşünülen maçlardan birine geçiyoruz.

Salı akşamı oynanan Bayern Münih - Juventus maçında beklenmedik bir net skor oluştu. Maçın ilk dakikasında sürpriz bir golle öne geçen Münih bu dakikadan sonra da maçın kontrolünü rakibe bırakmadı ve ilk yarı Münih'in bir farklı üstünlüğüyle sonuçlandı.

İkinci yarı ise Juventus'un biraz kıpırdanmaya çalışması ters tepti ve Münih, Müller ile ikinci golü buldu. Maç bu skorla tamamlandı ve Münih ilk maç sonunda büyük bir avantaj elde etti.

Tabii ki böyle büyük takımlar söz konusu olduğunda kesin konuşmak diye bir ihtimal olmuyor. İki takımın da her an skoru değiştirecek yıldızları mevcut. Şu anlık avantaj Bayern'de gibi gözükse de ikinci maçın muhteşem heyecanı sardı tüm futbolseverleri.


MALAGA - BORUSSİA DORTMUND

Haftanın golsüz geçen maçına geçiyoruz şimdi de.

Çarşamba akşamı İspanya'da oynanan maçta Dortmund'un bir adım da olsa üstünlüğü vardı rakibine. Deplasmanda olmasına rağmen Dortmund alışılagelmiş pozitif futbolundan vazgeçmedi. Fakat 2 net pozisyondan yararlanamayan Götze ya da büyük bir enerjiyle maçın yıldızı haline gelen Caballero sayesinden maç beraberlikle tamamlandı.

Golsüz geçilmesine rağmen futbolseverlere zevkli anlar yaşatan maçın ikinci ayağı Almanya'da oynanacak. Dortmund gerek kalitesi gerekse ilk maçın verdiği küçük de olsa avantajla bu turda da öne çıkan takım halinde.


PARİS SAİNT GERMAİN - BARCELONA

Geçiyoruz haftanın en gollü Şampiyonlar Ligi maçı olan PSG - Barcelona karşılaşmasına.

Maç beklenildiği gibi hızlı başladı. Önce PSG'nin direkten dönen topu, sonra Dani Alves'in mükemmel pasında Messi'nin golü. İlk yarıyı bu golle önde bitiren Barcelona'yı ikinci yarının 79. dakikasında eski dost İbra'nın golü bekliyordu.

Karşılıklı ataklarla geçen ikinci yarı, tam da maç bitti denilecek dakikalara girilmişken hakemin düdüğüyle penaltı noktasına gidildi. Penaltıyı kullanan takım Barcelona, penaltıyı gole çeviren oyuncu ise Xavi'ydi. Maçın böyle bitmesi bekleniyordu. Ta ki Blaise Matuidi'nin 90+2'de uzaktan şutuna ve Valdes'in şut sonrası hatasına kadar. Maç bu golle 2-2 sonuçlandı.

PSG bu golle ikinci maç için az da olsa umutlandı, fakat avantaj hala Barcelona'nın elinde. Zira ikinci maç başladığı gibi bitse bile Barcelona turluyor. Bu yüzden Barcelona bir adım, hatta evinde oynadığı gerçeğini de sayarsak iki adım önde rakibine göre.


Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalin ilk haftası bu şekilde geçildi. İşte ilk hafta skorları ve ikinci hafta takvimi...


Hayatın Futbolu - Emre Tilev Röportajı


İlk röportajımızı yaptıktan sonra daha terimiz kurumadan başka bir tanıdık simayla, yıllardır futbolun içinde yer alan Emre Tilev'le konuşmaya gelmiştik. CNN'e geldiğimizde karınca gibi çalışan bir ekiple karşılaştık. Kapıda karşıladı bizi Tilev. İlk röportajdaki heyecanımız yoktu bu sefer. Önce kısa bir sohbet... Kendini tanıttı bize. Gıda mühendisliği okuduğunu söyledi mesela. Hatta daha küçükken bile sokakta arkadaşları maç oynarken sahada olmak yerine kenarda maç anlatırmış. İçeri girdiğimiz andan itibaren sıcak tavrı bize istediğimiz her soruyu sorabileceğimiz cesaretini vermiştir. Biz de vakit kaybetmeden sorulara geçtik...


Taraftarın hep önemli bir tarafı olduğunu duyuyoruz, söylüyoruz. Size göre taraftarın futboldaki önemi nedir?

Taraftar futbolun en önemli dinamik güçlerinden biri. Eğer taraftar olmazsa futbol öksüz bir çocuk gibi oluyor, yetim bir çocuk gibi oluyor. Genel görüntüye baktığında Şükrü Saraçoğlu'nda oynanan mücadelelerde 12 aralıktan bu yana Fenerbahçe yalnız kalmış durumda, taraftar eksik. Bu anlamda o maçların ne kadar kötü olduğunu görüyoruz. Biz zaman zaman bunlara Süper Lig'de de şahitlik ediyoruz. Baktığımızda ligimizdeki seyircisiz oynanan maçların çok yavan bir tadının olduğunu görüyoruz. Bu yüzden futbolun en önemli ögelerinden biri. Şöyle düşünün; halı sahada maç yapmaya gidiyorsunuz evden birileri diyor ki: ''ya biz de geleceğiz maçınızı seyretmeye.'' o zaman bile oynayış tarzınız, konsantrasyonunuz bir değişim gösteriyor. Bu yüzden ben taraftarın futbol olgusu içindeki olmazsa olmazlardan olduğunu düşünüyorum bu bir. İkincisi, taraftar hem pozitif hem negatif anlamda etki yapıyor bana göre. Üçüncüsü, ben taraftarsız maç oynamanın katiyen karşısındayım. Kulüplere ciddi para cezaları verebilirsiniz, başka cezalar verebilirsiniz. Ama bir kaç
kişinin yaptığı hadiseden dolayı bütün bir grubun cezalandırılıyor olmasını çok kabul etmiyor zihnim.


''FUTBOL HEM KİTLELERİ BİR ARAYA TOPLAMAK ADINA, HEM TARAFTARLIK DUYGUSUNU YARATMAK ADINA ÇOK ÖNEMLİ.''

Peki taraftar dediğimiz kavram bir takıma neler katabilir? Hem saha içi hem saha dışını kast ediyorum.

Her şeyi katabilir. Dün Santiago Barnebeu'Ya baktığımızda Galatasaray'ın oynadığı bir mücadele vardı. Bu mücadelede 84.500 kapasiteli bu stadyum büyük değişimi de beraberinde getirdi. 18 bine yakın Galatasaray taraftarı vardı. Son dönemde Dortmund maçından bu güne Schalke'de de öyle bir atmosfer vardı. Yani genel yapıya baktığımızda taraftar her zaman bir itici güç olabiliyor. Ama negatif anlamda da güç olabiliyor. İşte Lazio'nun başına gelenler. Fenerbahçe ile seyircisiz oynamak durumundalar. Bizim ülkemizde yaşananlar ortada. Dün Santiago Barnebeu'da meşaleler yakıldı, onun cezası Galatasaray'a fatura edilecektir. Genel olarak hem pozitif hem negatif anlamda güç. Ama ben pozitif yanının daha ağır bastığı görüşündeyim. Liverpool'da bir Kop tribününe baktığınızda, Dortmund'un kale arkasına baktığınızda inanılmaz bir görüntü. Bütün tribünler daima itici bir güçtür takım için. Bazen futbolcuları görürsünüz oynarlar ve tribünlere de ''haydi haydi!'' derler. Çünkü futbolcu da saha içinde müthiş bir potansı hissetmektedir. O yüzden taraftar olgusu benim gözümde çok özel, çok kutsal. Ancak taraftar da bu kutsallığın bilinciyle hareket etmek zorunda. ''Ben istediğimi yaparım, taraftar değil miyim, parayı ben verdim.'' hayır böyle bir şey yok. Böyle bir mantıkla, böyle bir anlayışla hareket ediyorsak ciddi patolojilerimiz var demektir. Ben taraftarı bir müşteriye benzetiyorum. Bence her firma o taraftar olgusu içindeki müşterileri yaratmak zorunda. Mesela A takımını tutuyorsunuz. Ben sana diyorum ki ''B takımını tut bir de sana 10 Lira vereceğim.'' Sen de diyorsun ki '' Olur mu hiç öyle şey, ben B takımını tutmam. Ben A takımlıyım.'' Peki bu başka hangi müessese için olabilir? Hangi marka için bunu yaratabilirsin? Örneğin sen X arabasını kullanıyorsun. Biri sana dedi ki: ''Bırak X arabasını, Y arabasını kullan. Üstüne para vereceğim.'' kabul etmez misin? Edersin. Ama işte orada müşteri memnuniyeti ortaya çıkıyor. İşte taraftar aidiyeti, taraftarın işin içine girmesi çok farklı bir olay. Ben her müessesenin o taraftar profilini yaratması gerektiğini düşünüyorum. Hatta siyasal yapılar bile bunu yaratıyor. Yıllar önce 1936-1939 yılları arasında İspanya iç savaşla yanıp kavrulurken ortaya çıkan General Franco futbolcuları göstererek şöyle bir ifade kullanıyor: ''Bana bir uyku tulumu yapın.''  Bütün dikdatörlerin kullandığı 3F vardır. Salazar, Franco,  Hitler, Mussolini. Hepsi kullanmıştır bunu. Fado (müzik, dans), Fiesta (Rahatlık) ve Futbol. Biz hadiseyi genelde futbolla işliyoruz. Futbol hem kitleleri bir araya toplamak adına, hem taraftarlık duygusunu yaratmak adına çok önemli.

''YÜZLERCE ARAÇ KIRMIZI IŞIKTA GEÇİYOR, BİRİ YAKALANIYOR. KİM? AZİZ YILDIRIM VE FENERBAHÇE.''

Doğru taraftar profili nedir? Ayrıca yüksek bilet fiyatlarının olduğunu görüyoruz. Az önce bahsettiğiniz taraftarlık duygusu hala yaşıyor mu sizce?

Yaşıyor. Ama taraftarlık nerede ölüyor biliyor musun? Arkadaşına diyor ki ''Baba ya gelsene maça gidelim. Bize X sponsoru iki bilet verdi.'' Şimdi daha hayatında hiç maça gitmemiş, maç olgusu nedir bilmeyen ama tribünde bulunmuş olmak adına giden -ki milli takımda bunu görüyoruz, o zaman bana taraftar olmuyor o. O seyirci oluyor. Çekirdek çitleyerek maçı izliyor. '' Bu kim?'' ''Bu niye durdurdu oyunu?'' ''Ofsayt ne?'' gibi sorular soruyor. O yüzden Ben onu taraftar olarak kabul etmiyorum. Taraftar olan Ali, Veli, Evrim diyor ki '' Biz gittik takımımızın formasını aldık, kombine aldım ben'' diyor. Mesela benim gazeteci arkadaşlarım var, bedava giriyoruz biz maçlara akreditasyon kartımızla. Ama adam gidip çocuğu izlesin diye kombine alıyor. Neden? İşte bu taraftar olgusundan kaynaklanıyor. Doğru taraftara gelelim. Doğru taraftar bir kere kulübünü düşünen taraftardır. ''Ben ne yapıyorum?'' diyerek kendini sorgulayacak. Fanatik taraftar iyi taraftar olabilir ama fanatik taraftar etik ve sorumluluk bilincinden uzaklaşırsa o zaman anarşist taraftara dönüşüyor terörist taraftar gibi davranıyor. Ne yapıyor? Gidiyor polis arabasını ters çeviriyor, sahaya yanıcı madde atıyor ya da balona bir meşale bağlıyor stadın içine düşürüyor. Sonra, ''Ben çok iyi iş başardım.'' yanlış yapıyor. Neden? Çünkü beyin duruyor. Bakın haklı kalmak ile haklı olmak arasında çok ince bir çizgi vardır. O çizgiyi kaçırdığın anda haksızsındır. İşte o incecik çizgiyi ayarlamak çok önemlidir. Taraftar dinamikleri bunu beraberinde getirir. Örneğin, Juventus'ta 1985'te Heysel'de yaşananlar var biliyorsun. Genel görüntüye baktığımızda ne oldu? İngilizler dışarıda kaldı. Margaret Thatcher ne dedi? ''UEFA'nın verdiği 2 yıllık men cezası az. Ben 5 yıl ceza veriyorum. 5 yıl dışarı çıkmayacak bu ülkenin futbolcuları, taraftarları.'' dedi. Hepimiz ceza aldık. Niye? Çünkü ben İngiliz takmlarını Avrupa'da seyredemedim. Kimin yüzünden? Kendini bilmezler yüzünden. Taraftarın yanlı tutumu bir domino etkisi yaratıyor. Bak sana bir hikaye anlatayım; yer Şükrü Saraçoğlu Stadyumu. Shaktar Donetsk-Fenerbahçe maçını anlatıyorum. Maçın ilk yarısında, daha 4.dakikada Aziz Yıldırım'la başlayan o 3 temmuz sürecinde yaşananlardan dolayı Fenerbahçe taraftarı geldi bizi bloke etti. Kimi bloke etti? Basın mensuplarını. Herkesi dışarı çıkarttılar. Fenerbahçe yönetimi buna bir önlem almadı. Hatta övündüler bununla. ''Hesabını soruyorlardı.'' dedi. Kimin hesabıydı bu? Bu onların düşüncesine göre Aziz Yıldırım'ın hesabıydı. Bu süreci başlatanlar gazeteci değildi ki. Hukuk başlattı bu süreci, ben başlatmadım. Ben o ana kadar hadiseye vakıf bile değilim. Hatta ben o anı tanımlarken şunları söyledim: Yüzlerce araç kırmızı ışıkta geçiyor ama bir tanesi yakalandı. Kim? Başkan Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe.  Daha önce geçilmedi mi, geçildi. Yapılmadı mı, yapıldı. Yapılmaya da devam edilecek. Buna engel olamazsın. O zaman ne yapacaksın? Bütün dünyadaki bahis olaylarının üzerini kapatacaksın.

''350 BİN DOLARLIK KAMERA PARÇALANDI, KAMERAMAN DARP EDİLDİ. BEN DARP EDİLDİM.''


Sonra ne oldu?

İlk yarıda bütün basın mensupları maçı izleyemedi. Sonra terör başladı. İkinci yarı başladığında 350 bin dolarlık HD kameraya kendini bilmez adam geldi, vurdu ve paramparça etti. Kameramanı darp etti, geldi benim anlatım yaptığım kulübenin içine ve beni darp etti. Sorumlu ben miyim? Davacı olamadım çünkü kulüp ört bas etti. İşte patoloji burada ortaya çıktı. Ondan sonra ne oldu? Benzin istasyonunun yanında polis arabası ters çevirildi. Sonra  dediler ki ''Bu benim taraftarım değil.'' peki kim ? Ben sana soruyorum şimdi; yolda giderken git bir polisin ensesine vur. Ne olduğunu gör bakalım. Bunu maçta yaptığında farklı uygulamayla karşı karşıya geliyorsun. O yüzden 6222 yasası acil uygulanmalı. Sen bunu yapmadığın sürece bu başıboş anlayış, kendini takıma ait hissetme ama takımın yaşadığı defektten de kendine pay çıkarmayle ortaya çıkacak o agresif  ruh hali senin çocuğuna, benim çocuğuma, onun çocuğuna rastlıyorsa orada futbol bitmiştir benim açımdan. Ondan sonra artık taraftar ögesinden, futbolun birleştiriciliğinden güzelliğinden bahsetmek mümkün mü? Ben sana soruyorum bunu. Abdi İpekçi'de  sen çocuğunu alıp maça gitmişsin, sahadan sis bombası yağıyor, o çocuğu sarıp dışarı çıkartıyorsun. O çocuğun ruhunda yarattığın defekti hangi para karşılığında alabilirsin? O Shaktar maçında benim ruhumda yaratılan defekt... Bana şimdi deseler ki: ''Yıllarca Fenerbahçe kulübünün üyesi olacaksın.'' hikaye... Bende yaratmış olduğu defekti hiçbir şey temizleyemez şu anda. Ben hep Fenerbahçe stadına giderken beremi takıp, gözlüğümü takıp, kaşkolumu bağlayıp öyle gidiyorum. Benim karım Fenerbahçeli. Maça gitmek istiyor. ''Kendin git ben götürmüyorum.'' diyorum. Çünkü ben o taraftarın arasında olmak istemiyorum. Malesef tamamına mal ediyorum çünkü yanındaki taş atarken '' Dur kardeşim neden atıyorsun o taşı?'' demediğin için suçlusun.

Uefa Avrupa Ligi'nde Son Durum

5 Nisan 2013 Cuma



UEFA Avrupa Ligi Çeyrek Final mücadeleleri ilk maçında dün gece oynanan mücadelelerde ev sahibi takımların çoğu avantajlı skorlar elde etti.

FENERBAHÇE - LAZİO

Temsilcimiz Fenerbahçe güzel bir oyunla, arkasına müthiş seyirci desteğini de alarak kendisine deplasmanda yetecek güzel bir skor elde etti.

78.dakikada Webo'nun penaltı golüyle öne geçen temsilcimiz 90.dakikada Hollandalı yıldız Dirk Kuyt'tan gelen golle skoru 2-0 yaptı ve Lazio'yu ateşe attı adeta.

47.dakikada Lazio'nun Nijerya'lı genç yıldızı Onazi ikinci sarı karttan kırmızı kart görerek oyundan atıldı. Bu dakikadan itibaren Fenerbahçe oyunu rakip sahaya yıktı ve pozisyon vermedi adeta Lazio'ya.

Maç boyunca etkili olan taraf Fenerbahçe'ydi. Özellikle rakip 10 kişi kaldıktan sonra baskısını arttıran Fenerbahçe'nin ikinci yarıdaki topla oynama oranı %73'e %26 idi. Ayrıca Fenerbahçe bu maçtan aldığı galibiyet ile kulüp tarihinin en yüksek puanına ulaştı. Fenerbahçe'nin 19.800 puanı bulunuyor.

 Fenerbahçe Lazio'yu deplasmanda da mağlup etmeyi başarırsa Avrupa Liginin en çok puan toplayan takımı olabilir.  

CHELSEA - RUBİN KAZAN

Beklenenin olduğu, ev sahibininn avantajlı bir skor elde ettiği bir diğer maç.

Chelsea evinde Rubin Kazan'ı 3-1 ile geçti. Chelsea'nın gollerini 16'-70' Torres, 32' Moses kaydederken Kazan'ın tek golü 41.dakikada R.Nathko'dan geldi.

Rubin için işler imkansız değil. Fakat en az 2-0 yenmesi gerekiyor. Yani Rus'ların işi oldukça zor.

Chelsea'de Ashley Cole, Gary Cahill ve Romeu'nun sakatlıkları var. Rubin Kazan'da ise Mvila ve Ryazantsev sakat.

BENFİCA - NEWCASTLE UNİTED

Avrupa liginin en çok puan toplayan takımıyla İngiliz temsilcisinin karşılaştığı mücadeleden galip ayrılan taraf Benfica oldu.

Üstelik çok da avantajlı bir skor elde ettiler. 12.dakikada Papiss Cisse'nin attığı golle sevinen Newcastle'lı taraftarların sevinci uzun sürmedi. 25' Rodrigo, 65' Rodrigo Lima, 71' Oscar Cardozo ile Benfica skoru 3-1 yaptı ve adeta turu evinde aldı.

Portekizliler Amsterdam'a ne kadar gitmek istediklerini bir kez daha gösterdiler.

Benfica'da Carlos Martins, Eduardo Salvio ve Jardel Viera sakat. Newcastle'da ise sakatlıklar oldukça fazla. Coloccini, Ben Arfa, Taylor, Vuckic sakat.

İngiletere'de alınacak 2-0'lık bir galibiyet İngilizler'e yetecek.  Futbolda kesin olan bir şey yoktur. Ama bu turda kesin olan bir şey varsa o da Newcastle'ın işinin hiç kolay olmadığı.

TOTTENHAM - BASEL

Bahisçileri en çok üzen maça geldi sıra.

 Maçtan önce bahis sitelerinde Tottenham galibiyetine %80'lik bir katılım vardı. Maç başladığında 30. dakikada Valentin Stocker ve 34.dakikada Fabian Frei ile gelen goller İngiltere'de şok etkisi yarattı. 40. dakikada Adebayor'un golüyle soyunma odasına umutlu giden Tottenham, 58'de Sigurdsson'un golüyle skora denge getirdi. Fakat evinde 2 gol yiyip galibiyet alamayan Tottenham turu oldukça zora soktu.

Bir diğer şok etkisi ise Garath Bale'in sakatlığı. Bileğinden sakatlanan oyuncunun sezonu kapatma tehlikesi bulunuyor.
Tottenham'da Defoe, Kaboul, Romelu sakat, Walker ise cezalıydı.

Basel'de 3 cezalı oyuncu var. Degen, Joo-hoo ve Marcelo Diaz.

Tottenham'ı zor bir maçın beklediği kesin.

AVB maçtan sonra yaptığı açıklamada ''Bale'in durumunun göründüğü kadar kötü olmamasını umuyorum.'' dedi.

Avrupa Liginde oynanan maçlar ve gelecek hafta oynanacak mücadelelerin genel tablosu ise şöyle:


Hayatın Futbolu - Ali Ece Röportajı

3 Nisan 2013 Çarşamba


İlk röportaj deneyimi sandığımız kadar kolay başlamamıştı bizim için. Kiminle yaptığın da önemli tabi ki bunu. Bu kişi sevdiğin bir yorumcu olunca işler daha da heyecan verici olabiliyor sizin açınızdan. Evine gittiğimizde heyecanımız bir kat daha arttı. Ama kapıyı açıp karşımızda sakin ve sıcak tavırlarıyla bizi de rahatlatan adamı görünce kapıdan girerken ki heyecanımız yok olup gitmişti. Çok vakit kaybetmeden bahçesindeki çardağa geçtik. Koyu bir sohbete daldık. O kadar koyu ki röportaj hiçbirimizin aklına bile gelmiyordu. Lakin önemli bir sorunumuz vardı; zaman. Hemen sorularımızı yöneltmeye başladık Ali Ece'ye...

Hakem hatalarının sıralamaya etki ettiğini düşünüyor musunuz ? Skorları çok etkilemediler mi  yaptıkları hatalarla ?

Şöyle söyleyeyim tabi ki etki ettiler. Zaten böyle tarihsel olarak sürekli ediyorlar. Ama şöyle de bakmak lazım; Türkiye kaç yıl boyunca adaletli yönetildi ki, biz hakemlerinden çok iyi bir adalet bekliyoruz? Mesela herkes şeyi söyler; ''Dünya Kupasında çok hakem hatası var, Dünya Kupasında hiç adalet yok.'' Dünyada ne kadar adalet var ki? Ona önce sen bir tepki göster sonra bu iş belki düzelir. Genelde bu hakem hataları dediğin güç ilişkilerinden dolayı ortaya çıkıyor. Fransa elle gol attığı zaman hakem görmezden geliyor çünkü UEFA başkanı Fransız. Zlatan İbrahimovic PSG'de oynuyor diye onun cezası iptal edilebiliyor. Aynı Zlatan İbrahimovic  İnter'de Juventus'ta oynasa, Livorno'da oynasa mesela;  olmaz ama keyfine oynacak.''Ben çok seviyorum Livorno'yu aslıda içimde sakladım.'' diyecek. Livorno'da oynasa kesin iptal edilmez o ceza.

Peki yabancı hakem konusunda ne düşünüyorsunuz ?

Zamanında denendi hiç bir şey değişmedi. 70'li yıllara bakın var yabancı hakem, yine en iyisi Doğan Babacan'dı. O Dünya Kupası'na gitti. Türkiye'ye gelen diğer yabancı hakemler Dünya Kupası'na gidemedi.

Konu yabancılara gelmişken yabancı sınırı hakkında ne düşünüyorsunuz? Olmalı mı böyle bir sınır?

Büyük bir saçmalıktır. Çünkü yaşamınız nasılsa, ülkeniz nasılsa futbolunuz da öyle olmalı. Büyük şirketlerde yapsınlar hadi 5+3... 3 yönetim kurulu üyesi yedek bekleyecek. Arada gelecek arada prim alacak falan. Saçmalıktır. Avrupa'nın 5 büyük liginde İngiltere'de, Fransa'da, Almanya'da  İtalya'da falan nasılsa, en iyi liglerde nasılsa, en iyi milli takımlarda nasılsa bizde de öyle olmalı. İspanya en son 3 kupayı kazandı mı? 2008 Avrupa Şampiyonası, 2010 Dünya Kupası, 2012 Avrupa Şampiyonası. Hepsini kazandı. Yabancı sınırı mı vardı ligde? Hayır tam tersine. Demek ki hiç bir ilgisi yok milli takımla. Ben bununla ilgili çok da yazılar yazdım; İngiltere milli takımı tarihine bakalım 70'li yıllarda hiç bir şeye katılamıyorlar, 2 Dünya kupası'na da... Takım başına 1 yabancı bile düşmüyor. Şimdi en azından çeyrek final falan yapıyorlar. İngilizler hep kendilerini kandırırlar o konuda: ''İşte daha çok İngiliz oynasaydı...'' daha mı çok? Milli takımdaki en iyi oyuncuların; Gerrard ve Rooney. İrlanda'lı adamlar. Daha az iyi oyuncu olsalar, mesela yeğeni A. Gerrard İrlanda milli takımında oynuyor.

''TEPKİ GÖREN YÖNETİMLER TEPKİLERİ AZALTMAK İÇİN YILDIZ OYUNCU TRANSFER EDERDİ''

Ülkemizdeki takımların transfer politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce doğru politikalar mı izleniyor?

Son yıllarda düzeliyor. Daha önce çok kötüydü. Zaten hiç bir transfer politikası yoktu ki. O gün yönetim tepki görüyordu hemen o tepkileri azaltmak için yıldız oyuncu transferi yapılırdı. Yıldız oyuncu dedikleri 3 sene öncesinin yıldızı oluyordu. Ailton, Guiza, Galatasaray'da Adnan Sezgin baya yaptı. Mesela Zapata. Galatasaray'a gelmiş en kötü kalecidir. Hayrettin ağabey çok daha iyi kaleciydi kimse hakaret etmesin ona. En azından topa doğru atlıyordu Hayrettin ağabey. Zapata topa değil öbür tarafa atlıyordu. Atlamıyor muydu ? (Gülüşmeler)

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Avrupa'daki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz ? Kadrolara yapılan yatırımlara baktığımızda sizce de normal değil mi bu başarılar ? 

Türkiye'de futbolun kalitesi o kadar düşmüştü ki konjonktür olarak bakarsak son derece önemli başarılar. 2011 yılının yazında bir kabus yaşadık o kabustan sonra, o kabus da çözüldü çözülmedi tam olarak belli değil o iş. Ama iyi bir şey yani. Bütün takımlarımız geçsin. Yalnız şunlar birbirinden bağımsız şeyler; milli takım ve kulüp takımı. Mesela 2005'te İngilizler Şampiyonlar Ligini kazandı. Liverpool kazandı. 2006 Dünya Kupası çeyrek final penaltılarda elendin. Ama kulüp takımın hiç penaltılarda elenmez. Aynı oyuncular oynar. Jamie Carragher, Gerrard atar Liverpool'da, Scholes atar Manchester United'da, milli takıma gelince hepsi şaşar, penaltılarda elenirler. Demek ki çok bağlantılı şeyler değil bunlar. Milli takım başka bir şey. Kulüp takımları başka bir şey, lig başka bir şey. Mesela sen ligde 25 puan fark yaptın. Belçika'da var öyle son yıllarda 20 puan fark yapıp şampiyon olan takımlar. Ama Avrupa kupalarında hiç yok. Hepsi bir birinden bağımsız değişkenler. Hepsinin seviyesi aynı anda yükselirse tabi ki ülke futbolu o zaman tamamen yükselir.

Mesela Ronaldo ve Messi örneği...

Daha ne katkı versin adamlar. Portekiz'de Ronaldo gidip santrfor yetiştiremez ki evde saksı yetiştirir gibi. ''Ben Almeida'dan daha iyisini yetiştireceğim'' diyemiyor ki adam bir yandan da kendini yetiştirirken. Messi de bence milli takımda çok iyi. Ne yapsın Arjantin'in o kadar kötüydü ki savunma oyuncuları 2010 Dünya Kupasında. Gutierrez, Newcastle United'in şahane sol açığı sağ bek oynamak zorunda kaldı. Bir de herkes Maradona'ya kızıyor. Maradona kadar başınıza Maradona'nın eli yağsın.

''AYKUT KOCAMAN ŞU ANDA POTANSİYELİNİN %25 - %30'UNU YANSITABİLİYOR''

Ülkemizden çok uzaklaşmayalım... Aykut Kocaman'ı başarılı buluyor musunuz? Neler katmıştır Fenerbahçe'ye?

Çok şey katmıştır. Sadece o 3 Temmuz sürecinde yaptığı liderlik yeter. Bir de şunu söyleyeyim; mükemmel bir adamdır. İnsan olarak o kadar düzgün o kadar temiz ve o kadar gelişmiş bir vizyonu,beyni vardır ki... Şartlar Aykut Kocaman'ın daha verimli olmasını sağladıkça hakiki Aykut Kocaman'ın performansını göreceğiz. Şu anda kendi potansiyelinin %25 ini %30 unu ortaya dökebiliyor. Çünkü adam nelerle uğraştı geldiğinden beri. Biraz empati kuralım. Her maçı kazanmasını istiyorlar. Ondan sonra da ''Hocam 1-0 öne geçtikten sonra takımı çok geri çekiyorsun.'' evet çok geri çekiyor. Ama 1-0 öne geçirip çekmeyip gol kaçırdıktan sonra da ''Hocam zamanında takımı geri çekmedin'' diyorlar. E bir karar verin. Bu adamın Fenerbahçe'liler nezdinde ayrı bir yeri olsun derim ya. Liverpool'da Kenny Dalglish'in var. Manchester United'da Roy Keane'in var. Tottenham'da Glenn Hoddle'ın var. Glen Hoddle sırf o yüzden teknik direktörlük yaptı. Yoksa çok yetenekli olduğundan değil. Olağanüstü bir oyuncu olmasından, olağanüstü bir karaktere sahip olmasından dolayı.( Tabii ki engelliler hakkında yaptığı açıklama iğrenç ötesiydi. Hiç katılmıyorum) Fatih Terim hoca da böyle başladı. Şu anda Fatih Terim kadar etikili bir teknik adam değil tabi ki. Ama arada çok fark var. İkisini karşılaştırmak Aykut Kocaman'a büyük haksızlık. Fatih Terim'e de büyük haksızlık. Biri Galatasaray biri Fenerbahçeli diye böyle saçma sapan cenderelerin içine sokmayalım adamları.


''BEŞİKTAŞ'I MODERN FUTBOL DİNAMİKLERİNE DAHA HAKİM BİR HOCA ÇALIŞTIRSAYDI ŞU AN LİDERLE PUAN PUANAYDI.'' 

Beşiktaş'ın ligdeki durumu elinde kadroya göre iyi mi sizce? ''Feda'' gerekli miydi yoksa durum fazla mı dramatize ediliyor?

Durum çok daha vahimdi aslında. Neyse ki yönetimde çok iyi niyetli insanlar var. Beşiktaş'ın yönetiminin %90'ı iyi niyetli insanlardan oluşuyor. Şu anda Beşiktaş'ı Samet Aybaba yerine modern futbol dinamiklerine daha hakim bir hoca çalıştırsaydı şampiyonluk yarışında liderle puan puana olabilirdi Beşiktaş. Kaybedilen puanlardaki teknik direktör hatalarına bakın. Örneğin Trabzonspor maçındaki ilk 45 dakikasında sadece solak diye 1.96 lık bir pivot santraforu orta sahanın solunda oynatırsanız bu çok büyük bir teknik hatadır.

Şampiyonluk yarışında hangi takımı daha önde görüyorsunuz ?

Hiçbirini. Yani çok şey değişir. Avrupa kupalarında maçlar falan var. Tabi ki şu anda puan tablosunda Galatasaray önde gidiyor. Yuvarlak cevap verdi oluyor sonra ama ben sana koz verir miyim ? (gülüyor)

''JENERASYONUMUZ HAKİKATTEN İYİ AMA BUNUN YÜZDE KAÇINI BİZ ÇIKARDIK TARTIŞILIR.''

U20 Milli Takımı'nı izlediğimizde iyi bir jenerasyon yakalamışız gibi duruyor. Sizce Feyyaz Uçar neler katacak bu gençlere?

Feyyaz Uçar'ı yetiştiren bizzat Türkiye tarihinin en iyi Altyapı özkaynak hocası Serpil Hamdi Tüzün olduğu için onu anımsatıyor. Zaten en iyi ondan öğrenir yaparsın sen. Jose Mourinho, Louis van Gaal'den Bobby Robson'dan öğrendi. Feyyaz ağabey eski yıldız, altyapıdan yetişmiş eski ustalardandı sonuçta . Sonuçta Kenny Dalglish hemen teknik direktör olup double yapmadı ki 86'da. Bob Paisley ile çalıştı, Bob Paisley Bill Shankly ile çalışmıştı. O devamlılık çok önemli. Bence uzun yıllar kalmalı. Ayrıca sadece Feyyaz Uçar değil onun yardımcısı olarak Emre Aşık, Milli Takım Koordinatörü olarak Tugay Kerimoğlu... O oyuncuları görünce ''Aa Feyyaz Uçar Avrupa Kupalarında bu kadar gol atmıştı Beşiktaş'ta''. Mesela bakıyorsun 40 yaşına kadar futbol oynamış bir Tugay Kerimoğlu. Salih, Tugay Kerimoğlu'nu, Emre Aşık'ı gördükçe ''Ben de bunlar gibi olacağım'' der.  Jenerasyonumuz hakikatten iyi ama bunun yüzde kaçını biz yakaladık çok tartışılır. Takımda tabi Salih var, Artun Akçakın var  muazzam yetenek olduğunu düşünüyorum G.Birliği'nden. Yerli piyasada yetişen oyuncular da var ama takımın en önemli yıldızları, Hakan Çağhanoğlu mesela. Onu da sağolsun Almanlar bizim için yetiştirdi. Allah razı olsun. Ben Almanlar'ı hiç sevmezdim Mesut Özil'e kadar. Almanlar da Türkler'i pek sevmezdi. Devamlı bekliyoruz. Ama oyuncularımız bizi yani Türkiye'yi seçmez, Almanyayı seçerse de lütfen vatan haini ilan etmeyelim. İnsanlara zamanında o iş olanaklarını verseydik o insanlar da Almanya'ya göç etmezlerdi.

Yavaş yavaş soruların sonuna gelelim artık. Sizce Şampiyonlar Ligi şampiyonu kim olur bu sene?

Eğer ben tüm bunları bilsem her gün işe gitmem. Kim alacaksa yatırırım paramı ona. Alırım İzmir'de bir triplex villa. Bak öyle şato falan değil triplex ev sadece. Oradan bütün maçları izlerim yeni tahminlerde bulunurum. (gülüşmeler)



Katar'dan Dev Bir Futbol Adımı Daha

1 Nisan 2013 Pazartesi


Geçtiğimiz günlerde spor medyasında çıkan bir haber, önemli olmasına rağmen pek yankı bulmadı 2022 Dünya Kupasını düzenleyecek olan Katar, başka bir projeye daha imza atıyor.

Projenin adı Dream Football League. Turnuvayı Katar Kraliyet ailesi düzenliyor. 2 yılda 1 yapılması planlanan turnuva yaz aylarında yapılacak. Buraya kadar her şey normal gibi görünse de küçük bir detay var; 24 takımla düzenlenecek olan turnuvaya katılan her kulübe 210 Milyon Euro luk bir ayak bastı parası ödenecek.  turnuvada 16 tane daimi üye olacak ve geri kalan 8 takım o yılki performansına göre seçilecek.

Peki UEFA Şampiyonlar Ligi bundan nasıl etkilenir?

UEFA gruplara kalan her takıma ayak bastı parası olarak 3.9 milyon euro, maç bonusu olarak her maç için 550 bin euro toplamda 6 maçtan 3.3 milyon euro net gelir. Her galibiyet için 1 milyon euro, her beraberlik için ise 500 bin euro. Bir sonraki tura kalan takımlar 3 milyon euro, çeyrek finale kalanlar 3.3 milyon euro, yarı finale kalanlar ise 4.2 milyon euro kazanıyor. Finalistlerden kaybeden 6.5 milyon euro, kazanan ise 10.5 milyon euro kazanıyor. Takımlara bu rakamların dışında yayın gelirleri, atılan gol sayısı vs. gibi kriterlere göre de ekstra para ödeniyor

Bu durumda tüm maçlarını kazanan bir şampiyonlar ligi şampiyonunun gelirlerini hesaplayacak olursak;

4.000+3.300+6.000+3.000+3.300+4.200+10.500= 34.3 Milyon Euro. Tabiki buna yayın gelirleri dahil değil. Her ülkenin katılımcı sayısana göre değişen yayın gelirleri mevcut. Örneğin Türkiye 12.4 Milyon Euroluk bir yayın gelirine sahip. 2 takım gönderdiğimizde bu rakam yarıya bölünüyor.

Geçen senenin Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Chelsea F.C. 56 Milyon Euro'yu kasasına koydu. Yani tüm maçlarınızı kazanırsanız ve sonunda kupayı alırsanız, Katar'daki turnuvanın sadece katılım bedelinin neredeyse 1/4'ini kazanabiliyorsunuz.

Siz bir kulüp yöneticisi olsaydınız hangisini seçerdiniz? Bunu zaman gösterecek. Turnuvanın 2015 yılında gerçekleştirilmesi planlanıyor.
 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Hayatın Futbolu - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Inspired by Sportapolis Shape5.com
Proudly powered by Blogger